Logo
Dark Light
Bumerang - Yazarkafe
Hadi, Şiiri bir de sen oku !
Bu yazı  1.385 kere görüntülenmiş olup, YAZARın kendi görüşlerini ifade eder...

Arif Nihat Asya’nın *Bayrağım adlı şiiri benim çocukluk çağımda çok önemli bir yer alır; Gurupit Fındıklı ilçesine bağlı bir mahalle, çok haneli de bu nedenle öğrenciler de çok kalabalık değil. Ama, sonuçta her sınıfın kendine göre bir müfredatı var, öğretmen hepimizi yetiştirmek zorunda. Okulumuza yeni öğretmen gelmiş, bizi sınıf sırasına göre diziyor, biz de meraklı gözlerle onu izliyoruz.

Aslında şehre inen bir ailenin evini mahalleli kiralamış okul olarak hizmet verecekti. Mutfak bölümünün ön kısmına birkaç sıra taş basamakla çıkılıyordu. Öğretmenimiz basamakları çıktı, yüzünü bize döndü;

Çocuklar, ben sizin, yeni öğretmeniniz Behzat Atagün; Siz benim ilk öğrencilerim olacaksınız, çok güzel günler geçireceğiz.” Giydiği giysinin üzerindeki yazıyı gösterek: “Çocuklar, bu gördüğünüz yazı, benim mezun olduğum okulumun adıdır” dedi.

Uzun boylu, masmavi gözlü, zayıf, atletik bir yapıya sahipti. Bir eşofman giyiyordu, giydiği eşofmanın üzerinde de Savaştepe yazısı var. Öğretmeni bırakmış, yazısını heceliyorduk. Dördüncü sınıfa gelmiştik ama heceleyerek okuyorduk.

O yıl, sadece dördüncü sınıfa kadar sınıflar vardı, beşinci sınıflar yoktu. Çünkü bir yıl önceye kadar, üç yılda bir öğrenci alınıyor üç yılın sonunda diploma için ilçe ilkokuluna gidip eğitime devam ediliyordu. Küçük çocukların uzun yol yürümesi sakıncalı görüldüğünden ve öğretmen yetersizliğinden, ilk üç yılın bir eğitmen tarafından okutulması çözümüne baş vurulmuştu. O nedenle ben beş yaşında okula verildim. Üç yıl daha beklesem geç kalacağım, düşünülmüştü. Birinci sınıfa başladığımızda yaş aralığımız aynı değildi. Beş, altı, yedi, sekiz ve dokuz yaş aralığındaki çocuklar aynı sınıftaydık.

Sırayla, evin iki odasının orta duvarı kaldırılarak ve genişletilerek oluşturulan ve sınıf haline getirilen bölüme girdik. Öğretmenimiz, küçük sınıflardan başlayarak bütün sınıfları yerleştirdi. Çok enerjik ve güven verici konuşmadan sonra, yıl boyunca neler yapacağımız hakkında açıklamalarda bulundu. O gün genelde bir konu işlemedik. Hepimizin yavaş yavaş tanımaya çalışarak, adımızı ve soyadımızı öğrendi.

Son derse geldiğimizde sınıf sırasına göre birer konuyu seçerek ertesi güne hazırlık yapmamazı istedi. “Yarın tüm hazırlıkları kontrol edeceğim, bakalım hanginiz daha güzel hazırlanacak” dedi.

Evlerimize dağılırken keyfimize diyecek yoktu, hepimiz yarış yapar gibi:
Öğretmen bunu dedi
Giydiği kazağın önündeki yazıyı ben okumuştum
Ben senden daha önce okumuştum
Öğretmenin anlattıklarını cümle cümle ezberledim
Saçlarını şöyle taramıştı
Köyünün adını biliyorum
vs vs.

Hiç unutmam, bize verilen konu Tabiat Bilgisi dersinden, çiçeklerin tozlaşması. Erkek organ çiçek tozu çiçekteki dişi üreme hücresiyle birleşir, bu birleşmeye döllenme denir, taç yaprak vs vs gibi devam ediyodu. Heceleyerek okuduğum için önceleri anlamadan okudum.

Eyvah dedim. Öğretmen beni beğenmeyecek…!” Gece yarısına kadar hiç uyumadan defalarca okudum, cümle cümle ezberledim.

Ertesi sabah, görev yapmanın mutluluğuyla ve heyecanla okula gittim. Ders zili çalınca en çabuk sıraya yerleşenlerden biri de bendim. Öğretmen önce küçük sınıflarla ilgilendi, bize de sessizce konuya göz gezdirmemizi istedi.

Sıra bizim sınıfa gelince benim heyecanımı farketti, ilk söz hakkını bana verdi. Konuyu anlatmaya başladım, öğretmenim hayretle beni inceliyordu. Tam konuyu bitirdim ki, “Aferin çok güzel çalışmışsın ama bu cılız bedende bu gür ses ne …! Seninle şiir çalışması yapacağız, ileride Fındıklı Merkez İlkokulu’nda yarışma yapılır seni hazırlayacağım” dedi. Yukarıda yazdığım şiiri çalıştık. Şiiri okumuyur adeta yaşıyordum.

O yıllarda yöremiz müfettişlerinden olan, Şahin Hafızoğlu sınıfımıza geldi. Öğretmenim beni yanına çağırarak müfettişe döndü. “Bu çocuk şiir okuyacak ama karar ver yavaş sesle mi, yüksek sesle mi okusun” diye sordu. Şahin Bey iki elini havaya kaldırarak, “Ne kadar sesi varsa çıkarsın” dedi.

Ben aldığım bu gazla “Bayrağım” diye bir başladım. Şahin Bey ani bir hareketle kulaklarını kapatarak kapıya doğru koşmaya başladı. “Sözümü geri aldım, bu cılız çocuktan bu ne ses?’’ dedi. Müfettişin hareketlerinin komikliğine tüm sınıf gülmekten sıraların üzerine yattı. Hayli güldükten sonra, gülmemi durdurarak yavaş sesle şiirimi bitirdim.

Öğretmenimin köyü olan Oce’ye (şimdiki ismi Yeniyol köyü) mahallemizin en tepesindeki patika yoldan komşu köye okulca geziye götürür, komşu köyün okulunda bana şiir okuturdu. Benim yaşıtlarım o köyde ismimi unutsalar bile şiirimi hiç unutmuyorlardı.

Artık beşinci sınıf olmuştuk. Yarışma yapılacağı haberi öğretmenimden geldi. Yarışma, beşinci sınıflar arasındaydı, tam yarışmaya iki gün var bademciklerim balon gibi boğazımı kapattı, katılamadım. Öğretmenim, ben katılamadığım için, öğrencisi olmadığı için juride bulunmuştu. “Sen katılsaydın kesin derece olurdun, hem de çok güzel hediyeler aldılar” dedi. Benim aklım hediyelerde kalmıştı. (O yıllarda Amerikan Yardımı diye birşey vardı; Süt tozu, renkli kalemler, renk renk ucunda lastik ip bulunan lastik toplar, bebekler…) Rüyalarımda bile bu hediyeleri hayal ediyordum.

Mezun olmuş ortaokula başlamıştık. Bir Cumhuriyet Bayramı öncesiydi. Türkçe öğretmenimiz Birsen Yüksel Elmas sınıfa girdi, “Çocuklar, Cumhuriyet Bayramı yaklaşıyor, şiir okutturacağım, geçen yıl beşinci sınıflar arası yapılan şiir yarışmasını kimler kazanmıştı?” diye sordu. Birinci gelen Canan başka şubedeydi, üçüncü gelen İnci ile aynı sınıftaydık. İkinci gelen Fatma okulda değildi. Canan, diğer şubeden çağırıldı. Öğretmen şiiri onlara okutacaktı. Ben sıramda parçalanıyorum.
Öğretmenim…!
Bana da okutun…!

Ben anlatmaya başladım. İlkokul öğretmenim bana demişti ki, “Sen olsaydın, kesin derece alırdın, hem de çok güzel hediyeler aldıklarını söyledi” Öğretmen de, sınıf da kahkahayı bastılar. Şu hediye işini söylemeseydim keşke diye utandım…! “Melahat, bu bayram bunlar okusunlar, başka bayramlarda sana da okuturum.” Onlara okuttu, sonra benim de ısrarlarıma dayanamadı, “Hadi bir de sen oku” dedi.

Şiirimi en heyecanlı bir şekilde okudum. Sınıfta bir alkış koptu, tabii ben uzun zaman çalışmıştım. Arkadaşlarımın ilk okuyuşlarıydı. Birsen Hanım, bu kez onlara dönerek: “Çocuklar, bu kez Melahat okusun, size de diğer bayramlarda okuturum” dedi. Diğer bayramlarda onlara da okuttu, ama, bana da mutlaka okuttu.

Şimdi benim elim kalem tutuyorsa, temelimin tuğla taşlarını oluşturan öğretmenlerimi teşekkürü borç bilirim. İlk üç yılımı okutan Rıza eğitmenim, diplomamı veren Behzat öğretmenim ve ortaokula başladığımda uzun yol yürüyüşünden sonra sırılsıklam olan önlüğümü sobanın yanına oturtup kurutturan Fikret Gümüşoğlu öğretmenim ve tüm öğretmenlerimin yapı taşlarımda alın terlerini bilmem ve önlerinde eğilmem gerekir.

Yeni nesillerimizin, yüksek yerlerde açan çiçeğimizi, özgürce yurdumuz sınırları dahilinde, olimpiyatlarda da yeryüzünün her tarafına, asırlar boyunca diksinler, onun ışığı yetsin, karda kışta kızıllığında ısınsınlar, gölgesi yetsin.

Cumhuriyet Bayramına saygılarımla. Melahat Erten Tekesin.

  • Bu yazı ayrıca HÜRRİYETte de yayımlanmıştır..

siir-okuma

melahat-erten-tekesin

*Bayrağım

Ey mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü
Kız kardeşimin gelinliği, şehidimin son örtüsü,
Işık ışık, dalga dalga bayrağım!
Senin destanını okudum, senin destanını yazacağım.

Sana, benim gözümle bakmayanın,
Mezarını kazacağım
Seni selamlamadan uçan kuşun,
Yuvasını bozacağım.

Dalgalandığın yerde, ne korku, ne keder…
Gölgende, bana da, bana da yer ver.
Sabah olmasın, güneş doğmasın ne çıkar;
Yurda, ay yıldızının ışığı yeter.

Savaş, bizi karlı dağlara götürdüğü gün,
Kızıllığında ısındık;
Dağlardan çöllere düşürdüğü gün
Gölgene sığındık.

Ey şimdi süzgün, rüzgarlarda dalgalı;
Barışın güvercini, savaşın kartalı,
Yüksek yerlerde açan çiçeğim.
Senin altında doğdum, senin altında öleceğim.

Tarihim, şerefim, şiirim, her şeyim;
Yeryüzünde yer beğen!
Nereye dikilmek istersen,
Söyle, seni oraya dikeyim!

Arif Nihat Asya

Bu yazı için bir yorum yap..



*


        

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve imla kuralları ile yazılmamış yorumlar onaylanmamaktadır. Yazı ve yorumlar hiçbir şekilde sitemizin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Bunlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
                

Eser Ürküt
Bumerang - Yazarkafe
Eser ÜRKÜT

 

19 Mayıs 2018

Prof. Dr. Cem'i Demiroğlu ; Atatürk Türk gençliğine verdiği önemi konuşmalarının çoğunda bu konuya değinerek belirt... devamı

Melahat Erten Tekeşin

 

 

  Melahat Erten TEKEŞİN   melahattekesin@gmail.com

 

30 Nisan 2018

Değişik duyguların kaynağıdır yatılı okullar, karışık hislerin, duyguların kümesidir içinizde. Değişik kültürlerin,... devamı

Zeren Dağdeviren

 

 

  Zeren DAĞDEVİREN   zeren@egehaberleri.net

 

16 Mayıs 2018

İzmir’in Kemalpaşa İlçesine bağlı, 250 haneli yemyeşil bir doğada yer almış NAZAR köyü… [responsivevoice_button vo... devamı

Hüseyin Bora Çelik

 

 

  Hüseyin Bora ÇELİK   hboracelik@gmail.com

 

10 Mayıs 2018

Milletimizin aydınlık yarınlara ulaşmasının tek yolu: “Bilgiyi ve Bilimi kendine rehber edinmiş gençlerle yol almak... devamı

Mahmut Taylan Tüfek

 

 

  Mahmut Taylan TÜFEK   mtaylan.tufek@gmail.com

 

18 Nisan 2018

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ne kadar tanıyoruz bunu bilmeden onun hakkında yapılan konuşmalar doğru değildir. Benc... devamı

Süleyman Türkoğlu

 

 

  Süleyman TÜRKOĞLU   suleymanturkoglu333@gmail.com

 

23 Mayıs 2018

Küresel çetelerin çocuklarının yaptığı 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra Türk milletine sinsice dayatılan Neo ... devamı

Ekrem Örsoğlu

 

 

  Ekrem ÖRSOĞLU   zeus@egehaberleri.net

 

03 Kasım 2017

Karavan gezilerimden birisinde tanıdım Mehmet Özgül ve eşi Nurten’i, ikisi de doğa hayranı, doğayla bütünleşmeyi, h... devamı

 

Ege Haberleri