Logo
Dark Light
Bumerang - Yazarkafe
Basma Elbiseli Kız
Bu yazı  1.414 kere görüntülenmiş olup, YAZARın kendi görüşlerini ifade eder...

Yıl, bin dokuzyüz elli dört, mevsim sonbahar…
Ben okumak istiyordum, i̇çimdeki okuma aşkı, anlatılacak cinsten değildi. Bulunduğum ortam bana dar geliyordu. Geceleri gökyüzünü inceliyor hayallere dalıyordum. Kalabalık yıldızlar topluluğu beni derinlere götürüyor, babaannemin anlattığı “yedi kat gök” hikayeleri hayallerimi coşturuyordu. Birinci katında yıldızlar, ay, güneş, ya diğer katlar? Bütün bunları öğrenmenin yolu, aldığım ilkokul diplomasına yenilerini eklemekten geçecekti, ama nasıl olacaktı?

Benim dedem din hocasıydı, çevresine kendini sevdirmiş, iki oğlundan birini askeri harp akademisine yollamış, babamı da ilkokulu bitirdikten sonra terzilik kursuna vermişti. Hem terzilik yapacak, hem de mısır bahçelerini, fındık bahçelerini işletecekti. Öyle de oldu. Babam kendine, Atlas Dikim Evi’ni açmış, hem de bahçe tarla işlerini işçilerle yürütmeye başlamıştı.

Bir gün askeriyeden bir mektup gelmiş, Harp Akademisi son sınıfında okuyan amcam hakkında: “Mehmet Emin Erten, geçirdiği zehirli sıtma hastalığını atlatamadığından dolayı Hakk’ın rahmetine kavuşmuştur.” haberi gelmişti.

Dedemle babaannemin ve de babamın hayatlarının dram perdesi açılmıştı. Her atılan kahkahada bu dram bize hatırlatılıyordu, “Benim ciğerim yanıyor, sizin keyfiniz var” sitemlerini babaannemden duyardık. Babamın serzenişleri, içten sessiz ve derinden olurdu.

Dedem amcamı okutmuş ama ben kız çocuğuydum. Babam ailemize yüklenen “dindar” misyonunu kırmayı, kız çocuğunu okutmayı nasıl başaracaktı?
Düşünceler….
Düşünceler….

Bir akşam üzeri ilkokul öğretmenim olan, Behzat Atagün’ü okul çıkışında bizim eve doğru yöneldiğini gördüm. Evimizin yolunun başlangıcındaki armut ağacının altındaki tahta oturakta dinleniyordum. Öğretmenimi görünce hemen ayağa fırladım.
Baban evde mi?” diye sordu .
Evde, öğretmenim” dedim. “Onunla yalnız konuşmak istiyorum” dedi ve evimize doğru yöneldi.
Aman Allahım… Nasıl bir suç işlemiştim ki, öğretmenim evime kadar gelip, beni babama şikayet edecekti? Kim beni şikayet etmişti? Beni sevmeyen ne bir arkadaşım vardı, ne de başka birileri.

Yoksa benim bilmediğim birilerini, bilmeden kırmış mıydım?
Endişeler…!
Endişeler…!

Aradan ne kadar zaman geçti bilemiyorum. Bana göre belki bir gün, bir hafta, ay, ya da yıl…

Öğretmenimin, “Siz iyice bir düşünün” Babamın, “Siz öyle diyorsanız gereği yapılacak, merak etmeyin” sesleriyle kendime geldim.
Babam, ne demek istemişti “gereği yapılacak” derken ?
Nasıl bir suçum vardı ki, gereğini yapacaktı.

Ürkek bakışlarla babama ve öğretmenime göz gezdirdim. İkisinin de yüzlerinde, mutluluk ifadeleri vardı. Uğurlama bittikten sonra, babam bana açıklamayı yaptı. “Öğretmenin okumanı istiyor, senden çok umutlu, benim de aklıma yattı, seni ortaokula yazdıracağım.” Ruhuma bir sıcaklık girdi, zıplayıp babama sarılmak istedim, ama o yaşlarda anne babalarımıza olan saygımızdan, duygularımızı hep içimizde yaşardık, sarılamadım…

Okullar açılalı bir hafta kadar olmuştu, ben hâlâ okula kaydolamamıştım. Halamın kızına annemin isteği üzerine bir haber vermek üzere yola çıkmıştım. Bizim mahallenin arazileri dik sayılacak kadar meyillidir. Yürüyüş yolunun bir tarafı mısır tarlalarıyla, diğer yanı da fındık tarlaları ile çevriliydi. Fındık ağacının kök bölümünde bulunan filizlerin sıklığı nedeniyle en dibindeki yoldan gelenleri göremiyor, konuşmalarının uğultularını duyuyordum. Sesleri yaklaştıkça mahalledeki okul kıyafetleriyle ortaokul çocukları olduklarını anladım.

Mahallemizden merkeze taşınan komşu kızlar ve erkeklerden bir grup olduklarını fark ettim. Hafta sonu nedeniyle mahalleye gelen bizden bir dönem önce mezun olan okul öğrencileri olduklarını gördüm.

Okul anılarını yüksek sesle birbirlerini anlatıyorlardı. Siyah önlüklerini giymiş, kolalı beyaz yakalarını takmışlar, başlarına taktıkları okul kasketleriyle, dünyanın en ünlü moda dergilerinden fırlamış kadar güzel göründüler gözüme. Aslında mahallemin kızları diye söylemiyorum, gerçekten de hala güzeller.

Hayatımda bu denli imrenme duygularımın kabardığını hatırlayamıyorum. Hemen mısır tarlasının içine atladım, yere yattım. Beni görmemelerini sağladım. Yaklaştıklarında konuşmalarını daha net duyabiliyordum. Konuşmalar:

Hadiye:Esmer matematik hocası, benim adımı ne çabuk öğrenmiş diye çok şaşırdım.
Nurten:Yeni tayin olan tarih hocasının, Fındıklı’ya tayin oldun dediklerinde hüngür hüngür ağladığını, yolda gelirken araba yoluna kadar papatyalar gördüğünde kendinden utandığını nasıl da heyecanla anlattığını dinledin değil mi?
Meyrem, sessizce dinlemeyi tercih etmişti.

Benim gözüm dünya güzeli Şirin’e takılmıştı. “İnsan bu kadar nasıl güzel olabilir” diye düşündüm. Uzun boylu, Sophia Loren endamını üzerinde taşıdığı yüzüne bir bakanın, gözünü ayırabilmesinin imkanı yoktu. O da hep vakur duruşuyla yürürdü, şimdi de öyle yapıyordu.

Erkekler de ergen hallerinin verdiği ses tonuyla, mahalleyi kaldıracak cinsten kızların da sesini iyice bastırıyorlardı.

Esmer coğrafya hocasının adı neydi?
Beden eğitimi öğretmeni, sıraya girmeyen çocuğa nasıl da bağırdı…!
Türkçe hocası, nasıl güzel şiir okudu ama…
Bana dedi ki…

Anlatımlar…

Ekinler henüz kalkmadığı için saklanmam çok kolay olmuştu. Yüzüstü kapaklandım, kıpırdamamaya çalışıyorum. En ufak kıpırtıda, hışırtı sesleri beni ele verebilirdi. Bir taraftan da hırsımdan tırnaklarımla parmaklarımı kanatıncaya kadar toprağı kazıyordum. Okullar açılalı beş gün olmuştu ve beni hala kaydetmemişlerdi. Göz yaşlarım durmadan yanaklarımdan sessizce süzülüyorlardı. Uzaklaşmalarını bekledim, ardından annemin gönderdiği haberi halamın kızı Saniye ablama söyledim. Koşar adımlarla evime geri döndüm.

Annemle Münevver ablam işlerini bitirmişler, tertemiz süpürdükleri evimizin avlusunda oturuyorlardı. Onların önünde hışımla durdum. “Beni okula yazdırmıyacak mısınız?” Dedim.

Annem: “Fındıkları kim toplayacak?” dedi.
İşlerin tümünü ben yapacağım” dedi Münevver ablam. Hadiye ablam evli olduğundan bizimle yaşamıyordu. Aslında benim okumama ailece karar vermişlerdi ama beni heyecanlandırmak için birbirlerine göz kırpıyorlardı.

Pazartesi olmuş, babam terzi dükkanına gitmek üzere hazırlanmıştı. Ben de gün ağarmadan kalkıp çiçekli Sümerbank basması elbisemi giymiştim.
Ben de sizinle geliyorum, bugün okula kaydedilmek istiyorum” dedim babama.
Senin önlüğünün kumaşını aldım ama müşteriye acil yetişecek işlerim var, bu hafta da kalsın, gelecek haftaya hem önlüğünü dikmiş olurum, hem de okula kaydettiririm
Yalvararak ayaklarına sarıldım:
Hayır ben bu elbiseyle bugün kaydolmak istiyorum, okuldan kovmazlar ya…!
Babam baktı ki, çok kararlıyım, sesini çıkarmadan: “Sen bilirsin, basma elbisenle sıkılmazsan, olur.

Çocukluğumuzda babaya ses tonumuzu yükseltmek, onların kararlarına karşı gelmek olası değildi. Benim ruh halimin, durumumun farkına varmış olmalı ki, hiç sesini çıkarmadı.

Babam önümde, ben arkada, bir buçuk saatlik yolu arşınladık.
Babam anlatmaya başladı:
Biliyorsun bizim ailenin bir misyonu var, baban din hocası, senin her hareketin göze batar. Eller on yapar konuşulmaz, sen bir yaparsın Arşu Ala’ya çıkar. Ha…!, bir de bir şartım var, okulun kapısına kadar eşarp örter, üstüne de şapkanı takarsın. Okulun kapısında eşarbını çıkarırsın, okulun içinde devletin kuralları var, ben karışamam” dedi.
Ben babamın her söyledigine:
Evet baba…
Tamam baba…
Olur baba…
Sen merak etme baba…” şeklinde emme basma tulumbası gibi devamlı kafa sallıyordum.

Okula nasıl geldiğimizi anlamadım.
Kayıt işlemlerim bitince öğrenciler okulun bahçesinde sıraya dizilmişler, yerlerini almışlardı. Sınıfımı bulup en arka sıraya geçmekte gecikmedim. Öğretmenlerden biri:
Senin önlüğün nerede?” dedi.
Terzi yetiştiremedi öğretmenim

Bu cümleyi bir kaç gün daha tekrarlayacakdım. Aslında benim çok çekingen bir yapım vardı. Normalde herkesin önlük giydiği bir ortamda benim basma elbiseyle dolaşmam neredeyse imkansız gibiydi, ama zor oyunu bozmuştu.

Öğrenciler çok acımasız bir hafta boyunca uzaydan gelmiş yaratık muamelesi yaptılar;
Bakın…! bakın…!, basma elbiseyle gelmiş…!
Haaaa haaaa…!

Okula gidiş dönüş yolunu yaya yürümek zorundaydık. Bir buçuk saat gibi çok uzun zamanımızı alırdı. İlerleyen yıllarda en güzel anılarımız bu yollarda geçecekti.

Okul dönüşünde mahalle arkadaşlarımın uzun bir yol yürüyüşlerinde her türlü konuyu tartışacaktık. Benim haklı savunmama haksız hale getirmek için erkek arkadaşlardan biri: “Sen, o üzerindeki basma elbiselerinle mi, bana kafa tutuyorsun?” diyecek ve beni, kıyafetimle, öğrenci acımasızlığıyla yargılayacaktı…

Bir hafta daha, “Basma Elbiseli Kız” olarak gezdim.

Aydınlığa giden yolun ilk basamağına adımımı atmıştım. Artık beni kim tutabilirdi ki… “Basma Elbiseli Kız” olmak bile bana gurur veriyordu…

Melahat Erten Tekesin

  • Bu yazı ayrıca HÜRRİYETte de yayımlanmıştır..

basma-elbiseli-kiz

Bu yazı için bir yorum yap..



*


        

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve imla kuralları ile yazılmamış yorumlar onaylanmamaktadır. Yazı ve yorumlar hiçbir şekilde sitemizin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Bunlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
                

Eser Ürküt
Bumerang - Yazarkafe
Eser ÜRKÜT

 

19 Mayıs 2018

Prof. Dr. Cem'i Demiroğlu ; Atatürk Türk gençliğine verdiği önemi konuşmalarının çoğunda bu konuya değinerek belirt... devamı

Melahat Erten Tekeşin

 

 

  Melahat Erten TEKEŞİN   melahattekesin@gmail.com

 

30 Nisan 2018

Değişik duyguların kaynağıdır yatılı okullar, karışık hislerin, duyguların kümesidir içinizde. Değişik kültürlerin,... devamı

Zeren Dağdeviren

 

 

  Zeren DAĞDEVİREN   zeren@egehaberleri.net

 

16 Mayıs 2018

İzmir’in Kemalpaşa İlçesine bağlı, 250 haneli yemyeşil bir doğada yer almış NAZAR köyü… [responsivevoice_button vo... devamı

Hüseyin Bora Çelik

 

 

  Hüseyin Bora ÇELİK   hboracelik@gmail.com

 

10 Mayıs 2018

Milletimizin aydınlık yarınlara ulaşmasının tek yolu: “Bilgiyi ve Bilimi kendine rehber edinmiş gençlerle yol almak... devamı

Mahmut Taylan Tüfek

 

 

  Mahmut Taylan TÜFEK   mtaylan.tufek@gmail.com

 

18 Nisan 2018

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ne kadar tanıyoruz bunu bilmeden onun hakkında yapılan konuşmalar doğru değildir. Benc... devamı

Süleyman Türkoğlu

 

 

  Süleyman TÜRKOĞLU   suleymanturkoglu333@gmail.com

 

23 Mayıs 2018

Küresel çetelerin çocuklarının yaptığı 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra Türk milletine sinsice dayatılan Neo ... devamı

Ekrem Örsoğlu

 

 

  Ekrem ÖRSOĞLU   zeus@egehaberleri.net

 

03 Kasım 2017

Karavan gezilerimden birisinde tanıdım Mehmet Özgül ve eşi Nurten’i, ikisi de doğa hayranı, doğayla bütünleşmeyi, h... devamı

 

Ege Haberleri