Logo
Dark Light
Bumerang - Yazarkafe
Biletler Ücretsiz !
Bu yazı  2.390 kere görüntülenmiş olup, YAZARın kendi görüşlerini ifade eder...

Bu yazımı yıllar öncasinde sınıfta yakaladığım olayları anlattığımda hep “Sen kitap yazmalısın” diyerek başımın etini yiyen, birkaç yıl arkamdan gelerek aynı okullarda görev yapma şansı bulduğum Fatma Zehra Aytemiz arkadaşıma, okuma yazma sohbetlerinde sık sık beni heveslendiren Aysen Saraloğlu’na,“Ne olur bizi yazılarından mahrum etme” diyerek, benim de onun yazılarına şapka çıkardığım komşum, Emine Ekşi’ye, “Ben konuşmayı güzel yapıyorum, yazma edebiyat işidir” dediğimde, “Sen de konuştuğun gibi yazarsın” diyerek bihaber olduğum bilgisayarı Gestapo edasıyla elime tutuşturan kızım Evrim’e, beni ikna ederek köşesine taşıyan Zeus Ekrem Örsoğlu’na ithaf ediyorum.

Şimdi sizleri en heyecanlı günlerime, birinci sınıfı okuttuğum bir yıla götürmek istiyorum. Hangi beyaz kurdeleli, beyaz yakalı hoyrat kızımdan bahsedeceğimi, ya da, kısacık kesilmiş saçlarından, alnına düşen ter toz karışımını silerken yüzüne bulaştıran afacan oğlumdan bahsedeceğimi bilemiyorum.

Senaryosu yazılmamıs bir oyun, spot ışıklar tepemizde olmayacak. Herşey doğaçlama, bütün davranışlar, anasının sütü kadar saf ve berrak, hile yok hurda yok. Okul öncesi eğitimi de olmadığından yapılan tüm davranışlar bakir. Okul hizmetlisi sobamızı yakmış, yerler temizlenmiş.

Ben okula yeni kaydolan öğrencilerimi sıraya sokup sınıfıma giriyorum. Size de sınıftaki kara tahtanın üst köşesinde yerinizi hazırladım, yerleşmek bedava, ücret ödenmemesi rica olunur.

İlk günlerimde kuralları oturtmada zorlanabilirim, sorun yok, zamanla nasıl olsa düzene girer. Aslında biraz daha düzene girmesinler, doğallıklarına tanık olduğunuzda eminim bayılacaksınız.

Sınıflarım kalabalık, her çocuğumda bir hikaye gizli. Aile eğitim seviyelerine göre:
Öğretmenum, akşam bubama demişidi ki…” diye başlarlar.

Aman…! Hemen susturmalıyım!… Ne söyleyecekleri hiç belli olmaz!… Kuralları oturtuncaya kadar: “Çocuklar evde konuşulanlar okula, okulda olan olumsuz olaylar da eve taşınmaz” açıklamasını sık sık tekrarlamam gerektiğinin bilincindeyim.

Birinci sınıf çağındaki çocukların dikkatleri çok dağınık olur, bu nedenle fişleri kavratırken kara tahtanın önünü tiyatro sahnesi gibi kullanmak zorundayım.

Örneğin, “Ali ip atla, Fatma topu tut, dede sepet ör” fişlerini veriyorsak, cümlenin içinde geçen alet edavatları sınıfa getirip göstermek zorunda olduğumuz bilinceydik, bize böyle öğretilmişti. O gün yeni fiş kavratıyor ve müfettiş fişin içinde geçen materyali sınıfımızda bulmazsa vayyyy halimize !

Yakınlarda birinci sınıf kitabı elime geçti:
Nalan eline nal al
Talat ata atla
Ali elit tatil yap
Ali elit tatil al
Nalan, nalı nerede bulup eline alsın?
Talat, atı nerede bulsun da atlasın?
Yok…
Yoook… Neme lazım, ben yine kendi dünyama, yarım asır öncesine döneyim…

Ali ip atla” fişini kavratmak istiyorsam, yüzümüzü çocuklara dönük vaziyette bütün harfleri çiziliş yönü doğrultusunda vücudumuzun tüm organlarını kullanarak önce havada, sonra sırada, daha sonra da defterlerine çizdirmek zorundayım. Parmağıyla sıraya seslendirerek çizerken, bütün duyu organlarını harekete geçireceğinden kavraması daha çabuk olacaktır.

Diyelim ki, “ö” harfini çizdiriyouz: başımızı boynumuzla birlikte çevirerek, önce çember kısmını tamamlar, sonra da noktalarına sıra gelince, çocukları ayağa kaldırarak, başımızı duvara toslar gibi hareketle çemberin üstündeki noktaları koymak, hem dağılan dikkatlerini toplayacak, hem de enerjilerini boşaltacaklardır. Bu durum enerjisi yüksek çocukların çok hoşuna gidecek, hızlarını alamayacaklar, sıranın üstüne çıkarak, havaya kafa atar gibi hareketlerle sınıfı kahkahaya boğacaklardır.

En çok da harfleri, hayvan seslerini kullanarak, havada, sırada ve kara tahtada tebeşirle ben çizerken, sınıftaki tüm öğrencileri sese dahil etmem gerekecek.

Örneğin: Ciiiiik, ciiiik, Haaaav, haaav, şeklinde.
Mööö… Üürüüü…
Çocuklarının zekasına akıl sır ermez, hemen sizi kullanabilirlerdi. İşte o ince noktayı iyi ayarlamam gerecek.
Hooooop!
Hooooop!
Allah beni ıslah etsin, ben ders vermeye başlamışım, biri beni durdursun…
Çocuklarım bana: “Biz öğrencilerin değiliz, devamlı ders verme!…” Boşuna demiyorlarmış… Neyse yeni mezun öğretmenler okursa, faydalı bile olabilirim. Ben yine de fabrika ayarlarıma geri döneyim.

Sınıf benim, sahne benimdi. Bilet almadan dünyanın en nadide çiçeklerinin sahnesinde olmanın doyumsuz hazzını yaşıyordum. Bazen de çiçeklerim değişik kokular salsalar bile pencereleri açarak, hava sirkülasyonu ile koku işini hallerderdim…!

Kırk beş dakikalık bir zaman dilimi bütününde dikkatlerini toplamak elbette çok kolay olmazdı. Canları sıkılınca en çok yaptıkları şeylerden biri, çöp kutusuna gidip kalemtraşla kalemlerini açmak ve sık sık tuvalete gitmek olurdu.

Çocuklar kıpır kıpır, yerlerinde duramıyor ama ben de disiplini sağlamak zorundaydım. Vedat Sedat isminde sınıfımda aynı yumurta ikizlerim vardı. Bunlardan biri bir davranışta bulunursa, öbürü de aynı davranışın bir değişik versiyonunu tekrarlardı.

Bir gün yine böyle hararetle ders işlediğim bir zamanda Sedat, koşarak kara tahtanın önüne çıktı,
Nereye, Sedat?” dedim.
Uyi…!; öğretmenum, anlamiyi misun lalağ misun, işemağuma daa…” (yörede lalağ demek aptallığın daniskası demek)
Hadi git bakalım.” der demez koşar adımlarla Vedat kara tahtanın önüne çıkmıştı.
Sen nereye Vedat?
Uyı…! öğretmenum ben da siçmağuma daaa, lalağ misun, anlamayi misun?” Sınıfa dönerek: “Biliyi misunuz ha bu oğretmen lalağtur bişe bişe anlamiyi”.

Birileri bunu size söylese, çocuklar söyleyince söyleyen ağzı öper misiniz, ısırır mısınız bilemem… Ne bir fazla, ne bir eksik, günlerimiz hep böyle geçerdi. Tiyatro bileti için de ücret ödememize gerek yoktu, zaten siz de ödemediniz.

Şimdi bunları anlatırken, çok daha ilginç olan bir olay aklıma geldi. Yine birinci sınıfları okutuyor, öğrencilerimi teker teker tanımaya çalışıyordum.

Sırayla adlarını ve soyadlarını sormaya başladım:
Senin adın ne kızım?
Ayşe oğretmenum
Senin adın ne oğlum?
Memet oğretmenum
Senin adın ne oğlum?
Servet oğretmenum

Böylece sormaya devam ettim, dikkatlerini toplamak amacıyla hem sırayı takip etmiyor hem de ses tonumu ayarlıyordum. Ön sıralardan arkaya doğru üçüncü sıranın tam ortasında, sevimli mi sevimli, bakışlarları sert bir kız öğrencim oturuyor. Ona da meşhur soruyu sordum.

Sen söyle bakalım kızım, senin adın ne?
Uyi…! Oğretmenum adum hoş benum değildur. Halamun adini verdiler bağa daaa. Şaziye adi benum değildur, halamundur. Halamun adini bağa, babaannem vermişidi

Perde şimdilik kapandı… Melahat Erten Tekeşin.

  • Bu yazı ayrıca HÜRRİYETte de yayımlanmıştır..

kara-tahta

Bu yazı için bir yorum yap..



*


        

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve imla kuralları ile yazılmamış yorumlar onaylanmamaktadır. Yazı ve yorumlar hiçbir şekilde sitemizin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Bunlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
                

Eser Ürküt
Bumerang - Yazarkafe
Eser ÜRKÜT

 

19 Mayıs 2018

Prof. Dr. Cem'i Demiroğlu ; Atatürk Türk gençliğine verdiği önemi konuşmalarının çoğunda bu konuya değinerek belirt... devamı

Melahat Erten Tekeşin

 

 

  Melahat Erten TEKEŞİN   melahattekesin@gmail.com

 

30 Nisan 2018

Değişik duyguların kaynağıdır yatılı okullar, karışık hislerin, duyguların kümesidir içinizde. Değişik kültürlerin,... devamı

Zeren Dağdeviren

 

 

  Zeren DAĞDEVİREN   zeren@egehaberleri.net

 

16 Mayıs 2018

İzmir’in Kemalpaşa İlçesine bağlı, 250 haneli yemyeşil bir doğada yer almış NAZAR köyü… [responsivevoice_button vo... devamı

Hüseyin Bora Çelik

 

 

  Hüseyin Bora ÇELİK   hboracelik@gmail.com

 

10 Mayıs 2018

Milletimizin aydınlık yarınlara ulaşmasının tek yolu: “Bilgiyi ve Bilimi kendine rehber edinmiş gençlerle yol almak... devamı

Mahmut Taylan Tüfek

 

 

  Mahmut Taylan TÜFEK   mtaylan.tufek@gmail.com

 

18 Nisan 2018

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ne kadar tanıyoruz bunu bilmeden onun hakkında yapılan konuşmalar doğru değildir. Benc... devamı

Süleyman Türkoğlu

 

 

  Süleyman TÜRKOĞLU   suleymanturkoglu333@gmail.com

 

23 Mayıs 2018

Küresel çetelerin çocuklarının yaptığı 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra Türk milletine sinsice dayatılan Neo ... devamı

Ekrem Örsoğlu

 

 

  Ekrem ÖRSOĞLU   zeus@egehaberleri.net

 

03 Kasım 2017

Karavan gezilerimden birisinde tanıdım Mehmet Özgül ve eşi Nurten’i, ikisi de doğa hayranı, doğayla bütünleşmeyi, h... devamı

 

Ege Haberleri