Logo
Dark Light
Bumerang - Yazarkafe
Geri Dönüşüm
Bu yazı  110 kere görüntülenmiş olup, YAZARın kendi görüşlerini ifade eder...

Tekâlif-i Milliye Kanunu’nu; yetiştirdiğin nesle öğretmezsen aktarmazsan yaşadığı tarihi sürecinin coğrafyasının zenginliğini, kıymetini bilemez.

Bir gün dönüp arkanıza baktığınızda, içinde yaşadığınız felaketin ağırlığını, her tarafı yıkılmış ülkesinin ölmüş insanlarını, yerlerden kaldırmayı, yaşamak için son nefeslerini almaya çalışan yaralıların çaresizce bir umut yardım beklediğini gördüğünüzde, “Ben nerede hata yaptım?” sorusunu sorma şansınız olmayacaktır.

Yaşadığın felaketten şans eseri sağ kurtulmuş olsan bile, felaket başına gelmeden önce, tarihine, coğrafyana, milletine, toprağına, vatanına, bayrağına sahip çıkmadığın için arkanda görmüş olduğun yıkılmış ülkenden, yerde yatan ölülerden, son nefes için yardım bekleyen yurttaşlarının nedeni içinde yaşadığın tarihi süreci bilmediğini anlayabilecek misin?

Yanı başında komşu devletler vardı. Komşu devletlerinde; siyasi partileri, milletvekilleri, bakanları, müsteşarları, meclis binaları, kanunları, kâtipleri, saymanları, yazmanları, danışmanları, valileri, kaymakamları, muhtarları, özel taksileri, şoförleri vardı.

Üniversiteleri, akademisyenleri, gelecekten iş aş için mesleki bilgi öğrenmek isteyen, ümit bekleyen öğrencileri, görkemli binaları, öğretim görevlileri, hademeleri, kantincileri, sosyal alanları, yemekhaneleri, spor alanları, üniversitelerden ilim irfan ve çocukları için gelecek bekleyen analar babalar vardı.

Eczaneleri, hastaneleri, doktorları, hemşireleri, teknisyenleri, hastabakıcıları, aşçıları, temizlikçileri, çare bekleyen hastaları, hastane binaları, röntgen makinaları, tekerlekli sandalyeleri, ameliyat haneleri, bahçeleri, dinlenme, bekleme yerleri, şifa bekleyen hastaların odalarından baktığı pencereleri vardı.

Minicikten büyüğüne öğrencileri olan okulları, soğuk bedenleri ısıtacak sobaları, müstahdemleri, cıvıl cıvıl sesli sınıfları, bahçesinde ağaçları, karla kaplı çatıları, hep aynı nefesle yaşadıkları bahçeleri, kendilerini gelecek için hazırlayacak emin ellere bıraktıkları, kızlı erkekli öğretmenleri vardı.

Maden ocaklarında, helalinden bir lokma ekmek için sabahın köründe işine giden işçileri, onların haklarını koruyan sendikaları, sendika başkanları, patronları, muhasebecileri, servisleri, dayı başları, hatta kendilerini güvenceye alan yasaları vardı.

Yan yana oturduğun komşuları, sabah yumurta gazete aldığı bakkalları, sıcacık pide alacağı fırınları, çay simit yedikleri çay ocakları, oyun oynadıkları kahvehaneleri, sokaklardan geçen seyyar satıcıları, mahallesindeki pazarları, oyun oynayan çocukları, sevdalı gençleri, dar sokaklarda nişan düğün yapan aileleri vardı.

Tarlasını eken çiftçileri, fasulye, nohut, üzüm gibi sebze meyve, sera ürünleri üreten müstahsilleri, ekin nohut deren şalvarlı köylüleri, keçi koyun besleyen, sütünden peynirini üreten, çocuklarını doyurmak için sıkma börek yapan tek odada ya da çadırda yaşayan okuma yazma bilmeyen köylüleri vardı.

İnsanları taşıyan taksicileri, minibüsçüleri, otobüsçüleri, acıkınca yemek yiyeceğin büyüklü küçüklü lokantaları, konaklamak için otelleri, dinlenmek buluşmak için kafeleri, sıkılınca iki kadeh atacağın barları, canının istediğinde yürüyeceğin parkları vardı.

Yukarıda anlattığımız yaşamı korumak için, albayları, generalleri, erleri, komuta binaları, karargâhları, son model silah aletleri, nöbet gezen askerleri ve hatta genelkurmaylı, ordu komutanlı, silahlı kuvvetleri vardı. Millet huzur içinde yaşayıp gitsin diye adı polis olan kolluk kuvvetleri vardı.

Bunlardan daha önemlisi, millet ve devletçe refah içinde yaşamaları için Tanrı’nın lütfu petrol yatakları, gaz ocakları ile topraklarının altında sonsuz zenginlik kaynakları vardı. Ve bu zenginliği halkını, devletinin, milletinin çıkarları ve mutluluğu için çalışacak, başlarında diktatör devlet başkanları vardı.

Sevgili okuyucularım, burayı iyi okuyun;

Yanı başımızdaki yeraltı zenginliği olan ülkelerden Irak’ın başına en son gelen diktatör Saddam Hüseyin’in durumuna bakın. 1979 yılında iktidara geldi, yıllarca İran’la savaştı, Kuveyt’e saldırdı, giderken hem kendini yok etti, hem de Irak ulusal devletini parçaladı. Yıllarca Osmanlı himayesinde kalmış, zengin petrol ve tarihsel toprakların olduğu Mısır’ın başına Muhammed Hüsnü Said Mübarek 1981 yılında küresel çeteler tarafından getirildi. Giderken Mısır’da iç savaş çıkarıp, ülkesini parçalamanın eşiğine getirdi.

Suriye’nin başına 2000 yılında İngiltere’de yetiştirilen “Büyük Ortadoğu Projesi” için yetiştirilen Beşşar Esat, diktatör olan babasının yerine getirildi. Devlet başkanlığının 16. yılında Suriye topraklarında oynanan oyunlar devam etmektedir.

Bu örnekler, Libya, Tunus, Cezayir, Filistin, Afganistan ve Orta Asya’daki devletler için de verilebilir. Orta Doğu’da müslüman müslümanı katlederken bunları bu düzeneğin içinde oynatan Siyonistler viski kadehleri ellerinde canlı yayın seyrediyorlar. Neden mi?

Yukarıda saydığımız müslüman devletlerin başındaki diktatörler, toprak sınırı içinde yaşayan insan unsurlarına, millet olmayı, hukukun üstünlüğü, laiklik ilkesi içinde yaşamayı öğretmediler. Cehaletle, tarikatlarla, şeyhlerle, mezhepçilik içinde ümmetçi biçimde yaşamayı öğrettikleri için, yeraltı ve yerüstü zenginliklerinin farkına bile varmadan, üstüne bastıkları topraklarının kıymetini bilmeden dağıldılar.

Sevgili okuyucularımız, yukarıda özetlemeye çalıştığım tarihsel sürecin içinden geliyoruz. Belki birçoğumuz hayatında ilk defa kitap ya da gazete okuyacak bu gerçeklere ulaşacaktır. Yaşadığımız coğrafyada oynanan masonik oyunlara baktığımızda, sıranın bizim ülkemize geldiğini göstermektedir.

İçinde yaşadığımız ülkenin muhteşem denizleri, tarihi eserleri, dünyaya yetecek petrolleri, gazları, mermerleri, bor-boraksları, demirleri, çinkoları, altınları, tenekeleri, toryumları gibi zengin madenleri, karla kaplı dağları, barajları, nehirleri, dünyayı besleyecek tarım toprakları, dört mevsimi her an bir günde yaşayan mevsimi, her milimetresinde atalarının kanıyla üstüne bastığın bir toprağın vardır.

Türk Milleti kişilere kul olmaktan, Tanrıya kul olmayı, özgür bireyler olarak laiklik ilkesinde yan yana birbirimize saygılı, dürüst, ahlakı yüksek olarak yaşamayı öğrenmiş bir milletiz. Bu saatten sonra geriye dönüş olmayacaktır. Bu topraklarda, diktatörlükler, saltanatlıklar, 23 Nisan 1920’de yıkılmaya başlamış, 29 Ekim 1923’de bir daha gelmemek üzere gömülmüştür. Türk Milleti yüz yıl önce “İstiklal harbi vererek, topraklarının her karesini şehit kanıyla sulamış, yokluk ve fakirlik içinde, Tekâlif-i Milliye Kanunu’na uymuş, neticesinde İstiklal Marşını yazmıştır.

Gün bir olma zamanıdır. Küskünlükleri, dargınlıkları bir tarafa bırakıp yan yana omuz omuza gelme zamanıdır. Her santimi dünya nimetleriyle zengin, muhteşem güzellikleriyle baş döndürücü, özgür ve Laik başka Türkiye Cumhuriyeti yoktur. Süleyman Türkoğlu.

Bu yazı için bir yorum yap..



*


        

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve imla kuralları ile yazılmamış yorumlar onaylanmamaktadır. Yazı ve yorumlar hiçbir şekilde sitemizin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Bunlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
                

Eser Ürküt
Bumerang - Yazarkafe
Eser ÜRKÜT

 

03 Aralık 2018

Tüm dünyada engelli insanların sorunlarına dikkat çekmek ve onları daha iyi anlayabilmek amacı ile Birleşmiş Millet... devamı

Melahat Erten Tekeşin

 

 

  Melahat Erten TEKEŞİN   melahattekesin@gmail.com

 

10 Aralık 2018

“Okula ilk gelişinizi, tanışmamızı dün gibi hatırlıyorum: Ürkek bakışlarla etrafınızı inceliyor, annelerinizin etek... devamı

Zeren Dağdeviren

 

 

  Zeren DAĞDEVİREN   zeren@egehaberleri.net

 

15 Kasım 2018

Özgür Büyüktanır, muhteşem bir insan ve baba. Kendisini Kuşadası'nda düzenlenen, Yerel yazarlar Şenliğinde tanıdım.... devamı

Hüseyin Bora Çelik

 

 

  Hüseyin Bora ÇELİK   hboracelik@gmail.com

 

22 Kasım 2018

Artık çocuk eğitiminde farklı bir fikir okumam diye düşündüğümde, hep başka fikirler çıkıyor karşıma. En doğru dene... devamı

Mahmut Taylan Tüfek

 

 

  Mahmut Taylan TÜFEK   mtaylan.tufek@gmail.com

 

18 Nisan 2018

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ne kadar tanıyoruz bunu bilmeden onun hakkında yapılan konuşmalar doğru değildir. Benc... devamı

Süleyman Türkoğlu

 

 

  Süleyman TÜRKOĞLU   suleymanturkoglu333@gmail.com

 

23 Mayıs 2018

Küresel çetelerin çocuklarının yaptığı 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra Türk milletine sinsice dayatılan Neo ... devamı

Ekrem Örsoğlu

 

 

  Ekrem ÖRSOĞLU   zeus@egehaberleri.net

 

03 Kasım 2017

Karavan gezilerimden birisinde tanıdım Mehmet Özgül ve eşi Nurten’i, ikisi de doğa hayranı, doğayla bütünleşmeyi, h... devamı

 

Ege Haberleri