Logo
Dark Light
Bumerang - Yazarkafe
Bebe Yumruğu
Bu yazı  2.886 kere görüntülenmiş olup, YAZARın kendi görüşlerini ifade eder...

Bir yerde okumuştum; Çok sıkıldığınız zaman, sessiz odaya geçip, meditasyon yapar gibi bağdaş kurarak oturun, elinizi de bebe yumruğu yapın. Nasıl mı olacak? Hani bebekler, emzirme işini bitirdikten sonra uykuya girdiklerinde, kollarını başlarının yanına koyup yumruk yaparlar, dört parmağını avucunu örter gibi kapatıp, baş parmağını da kıvırıp, işaret parmağının kıvrım yerine sokarlar. İncelerseniz de dudaklarında bir tebessüm, yüzlerinde mutluluk işareti, mışıl mışıl uyurlar. Bebeklerimin o hallerini incelemek bana hep çok huzur vermiştir.

İşte, siz de sessiz odada bağdaş kurarak rahat bir durumda elinizi bebe yumruğu yapar, gözlerinizi de yumarsanız, belleğiniz sizi en mutlu olduğunuz yaşam karelerine götürürmüş. Ben onu okuduktan sonra, bu olayı yapmaya başladım. Bilimsel inceleme olduğu, yazıldığı için de inanarak uyguladım.

Her bu olayı uyguladığımda belleğim beni beş yaş civarı denizde yüzme öğrendiğim günlere götürüyor. Bir gece uykum kaçtı, arama motoruna sordum, “İnsan belleği en az hangi yaşa inebilerek hatırlar?” diye. Açıklama şöyle, “Üç dört yaşına geldiğimizde hatırlamaya başlarız, çok erken bir iki yaş civarı da hatırlayanlar var, hatta sekiz on iki ay civarı hatırladıklarını iddia eden kişiler de var ama bilim adamları, incelediklerinde Ebeveyinlerin anlattıkları mı? Yoksa, kendi belleklerinin mi?” diyerek yeni deneylerin yapıldığı uzun uzun anlatıyordu. En azından anladım ki, belleğim beni doğru yaşa götürüyormuş.

Ne mi yapıyordum, o günlerde derseniz, bizim, mahallenin tam ortasında geniş ailenin yaşayacağı şekilde bir evimiz vardı. Evin etrafında uzaklı yakınlı mısır tarlalarıyla, fındık tarlalarıyla çevriliydi.

Bir de mahallenin tam girişinde, deniz kenarındaki “Gurupit” tabelasının sağ tarafına düşen mısır bahçeleri ve fındık tarlaları var. İşletilmesi ayrı zor, mahsüllerin eve taşınması ayrı zor. Dedem oraya da, altında taş duvarlarla bir ahır, üstüne de iki oda bir mutfak, bir ev yaptırmıştı. Böylece deniz kıyısındaki tarlalar hem kolay gübrelenecek, hem de işletmesi daha kolay olacaktı. O küçük evde, genellikle ya babaannem ya da annem sırayla kalırlardı. Biz kardeşler de, orada kalmaya bayılırdık. Geceleri yatağa girdiğimizde, fırtınalı gecelerde, denizin dalga sesleri hem ürkütür, hem de şimdi nasıl patlamalar yapacak heyecanı bizi, en heyecanlı macera filmlerini aratmayacak hayallere taşırdı. Hatta bize ara sıra misafir gelenler, korku filmi izlemiş gibi sabah kalktıklarında; bu gürültüde nasıl uyuduğumuzu merak edip sorarlardı. Güneşli havalarda hafif dalgaların çıkardıkları sesler, Beethoven’in piyanosundan çıkan melodileri aratmayan, cinsten sesleri dinleyerek mest olurduk.

Bizim yörede yüzme olayına sağlık kaynağı olarak bakılırdı. Yazın, yüzüp kum banyosu yapan yaşlılar kışın, romatizmal ağrılar çekmeyecekleri inancına sahiptiler. Bu nedenle,yaşlısı genci işini bitiren, en tepedeki evden bile çocuğunu eline alan, denize koşardı. Evimizin önü alabildiğine kumsal, iki üç yüz metre ilerisinde kayalık bir burun vardı, adına da “Kamayi” derdik. Deniz dalgaları kayaları oymuş, odacıklar oluşturmuştu. Onları mahalleli, soyunma odaları, doğal kabinler olarak kullanırlardı. Mahallede herkes birbirinin komşusu, ya da, akrabası.(mahalle diye anlatıyorum çünkü o dönem Fındıklı’ya bağlı mahalleydi. Şimdilerde Gurupit Yeniköy olararak köy statüsüne geçmiş.) Kadınlar mahalleden inince; erkekler kabinli kayalık kısmını terk ederler, aksi istikametteki kıyı kesimine geçerler, o bölümü kadınlara bırakırlardı. Çok yaşlı kadınlar, şifa niyetine denize bir dalarlar, geniş kumsalda kum banyosu yaparlardı.

Şimdiki gençler tariff ettiğim yeri bilecek, benim masal anlattığımı zannedecekler. O zamanlar henüz kum gemileri, binalarda kullanılmak üzere, denizden kumları çekmemiş; sahilden de otoban yolu, geçmemişti. Gençlere hak veririm, zamanların kumsallı günlerden bahsettiğimi nasıl anlayabilirler? Üstelik kabinli kayalar, dinamitlerle patlatılmış, gerekli yerlerde, ya bina yapımında ya da deniz istinat duvarında kullanılmış, burun diye de birşey kalmamıştı.

Neyse, ben yine sümüklü böcek misali boynuzumu çekip o günlere geri döneyim. Öyle kadınlar mayolu falan değil, elbiselerle yüzerlerdi. Yarım asıra, bir çeyrek asır daha ekleyin de, o günlerin penceresinden bakınız lütfen bence.

Doğu Karadeniz: Denize adımı attığınız anda derinleşir, çoğu zaman da dalgalı, o nedenle herkes müthiş yüzmeyi bilirdi. Ben beş yaşindayım, ancak ayağımı islatıp ıslatıp geri çekiliyorum. Yalnız kızlardan, benim yaşımda yüzme bilen yok, ama bir komşu çocuğu var, yaşıt olduğumuz halde o yüzüyor. Ona sordum; “Cavit, sen yüzmeyi nasıl öğrendin?” Soru sordum diye kasıldı, Oxford Üniversitesi mezunu edasıyla: “Ben canlı balık yutuyorum, ondan balık gibi yüzüyorum”.
Haydaaa..!
Merağım arttı:
Nerede buluyorsun canlı balığı, baban mı yakalıyor?
Yoo… ben yakalıyorum.
Nasıl yani…!
Açıklamaya başladı: “Şu sizin evle, bizim ev arasından akan dere var ya, kumsala yakın olan yerlerde dere sularının oluşturduğu göletlerdeki, küçük balık yavrularını yutuyorum. Avucumu hızlıca daldırıyorum, gelenleri suyla birlikte yutuyorum; ama ben erkeğim, tabii ki yüzerim, kızlar balık gibi yüzemez.
Müthiş hırslanmıştım: “Kızlar balık gibi yüzemez” ha!
Hiç sesimi çıkarmadım, dere kenarlarını incelemeye başladım. Hızlı akan dere, denize kırk elli metre kala arazi düzleştiği için suyun akışı yavaşladığından, çakıl kum karışımı yerlerde, aralarına giren dere suları göletler oluşturuyorlardı. Hatta büyüklerimiz iki dizleri üzerine çömelip, berrak sulardan içerlerdi. Dağlardan gelen suyu kirletecek hiçbir etken yoktu, pınar suyu kadar temizdi. İşte oralarda ufak kuyruklu balıklar yüzerdi.

Ben, balık gibi yüzmenin sırrını öğrenmiştim. Her yüzme öncesi avucumu daldırıp, iki üç, kaç balık yavrusu avuçlarsam, suyla birlikte canlı canlı yutuyorom.
Bir iki battım ama “balıklar beni yüzdürecek” zihniyetiyle hızla yüzmeyi öğrendim. Benim yaşıtlarımı da giydiğim elbisenin arkasına takarak yüzme hocalığı yapmaya başladım bile…
Aradan zaman geçti ağabeyim merak etti:
Sen ne çabuk yüzme öğrendin.” Elimi yüzüme kapatarak sevinçle:
Hi hi hiii… canlı balık yutarak
Nasıl yani!
Ağabeyimi çakılların arasındaki göletlere götürdüm:
İşte bu balık yavrularını
Nasıl yani!
Onlar, balık değil ki!
Peki ne onlar!
Onlar kuyruklu kurbağa yavruları..!
Ööööö!
Eyvah! bunca zaman ben balık gibi yüzme adına; kurbağa yavrularını yutmuşum!
Hem de yavaş yüzüp, hızlanamadığım günlerde; koşa koşa gidip avuçlayıp yuttuklarım!

Kurbağa yavruları, zamanla midemde kurbağa oldular mı bilemem ama, ilerleyen yaşıma rağmen, beni yüzerken görenler; gençliğimde yüzücü olup olmadığımı soranlar bile oluyor.

Sıkıntılı günlerimde: Banyoya gidip önce, bol suyla duşumu alır, sonra da, sessiz odaya geçip bağdaş kurup, rahat bir şekilde gözlerimi kapatıp, bebe yumruğu yaptığımda: Hep o mis gibi berrak denize gider; deniz dalgalıysa, viyamı iner; sakinse de yüzer… yüzer… yüzerim…

Melahat Erten Tekeşin.

  • Bu yazı ayrıca HÜRRİYETte de yayımlanmıştır..

Bu yazı için bir yorum yap..



*


        

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve imla kuralları ile yazılmamış yorumlar onaylanmamaktadır. Yazı ve yorumlar hiçbir şekilde sitemizin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Bunlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
                

Eser Ürküt
Bumerang - Yazarkafe
Eser ÜRKÜT

 

19 Mayıs 2018

Prof. Dr. Cem'i Demiroğlu ; Atatürk Türk gençliğine verdiği önemi konuşmalarının çoğunda bu konuya değinerek belirt... devamı

Melahat Erten Tekeşin

 

 

  Melahat Erten TEKEŞİN   melahattekesin@gmail.com

 

30 Nisan 2018

Değişik duyguların kaynağıdır yatılı okullar, karışık hislerin, duyguların kümesidir içinizde. Değişik kültürlerin,... devamı

Zeren Dağdeviren

 

 

  Zeren DAĞDEVİREN   zeren@egehaberleri.net

 

16 Mayıs 2018

İzmir’in Kemalpaşa İlçesine bağlı, 250 haneli yemyeşil bir doğada yer almış NAZAR köyü… [responsivevoice_button vo... devamı

Hüseyin Bora Çelik

 

 

  Hüseyin Bora ÇELİK   hboracelik@gmail.com

 

10 Mayıs 2018

Milletimizin aydınlık yarınlara ulaşmasının tek yolu: “Bilgiyi ve Bilimi kendine rehber edinmiş gençlerle yol almak... devamı

Mahmut Taylan Tüfek

 

 

  Mahmut Taylan TÜFEK   mtaylan.tufek@gmail.com

 

18 Nisan 2018

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ne kadar tanıyoruz bunu bilmeden onun hakkında yapılan konuşmalar doğru değildir. Benc... devamı

Süleyman Türkoğlu

 

 

  Süleyman TÜRKOĞLU   suleymanturkoglu333@gmail.com

 

23 Mayıs 2018

Küresel çetelerin çocuklarının yaptığı 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra Türk milletine sinsice dayatılan Neo ... devamı

Ekrem Örsoğlu

 

 

  Ekrem ÖRSOĞLU   zeus@egehaberleri.net

 

03 Kasım 2017

Karavan gezilerimden birisinde tanıdım Mehmet Özgül ve eşi Nurten’i, ikisi de doğa hayranı, doğayla bütünleşmeyi, h... devamı

 

Ege Haberleri