Logo
Dark Light
Bumerang - Yazarkafe
Biraz da Gerçek Sevgiden bahsedelim
Bu yazı  360 kere görüntülenmiş olup, YAZARın kendi görüşlerini ifade eder...

Dünyada sevilmek istemeyen kişi yok gibidir” diye başlıyor Japon bir yazar “Ama sevgi nedir, nerede bulunur, biliyor muyuz?” diye soruyor… Sonra anlatmaya başlıyor;

“Sevgi üç türlüdür!…”

Birincinin adı “Eğer” türü sevgi!.. Belli beklentileri karşılarsak bize verilecek sevgiye bu adı takmış yazar… Örnekler veriyor; Eğer iyi olursan baban, annen seni sever. Eğer başarılı ve önemli kişi olursan, seni severim. Eğer eş olarak benim beklentilerimi karşılarsan seni severim. “En çok rastlanan sevgi türü budur” diyor. Bir şarta bağlı sevgi… Karşılık bekleyen sevgi… “Sevenin, istediği bir şeyin sağlanması karşılığı olarak vaâd edilen bir sevgi türüdür bu” diyor yazar… “Nedeni ve şekli bakımından bencildir. Amacı sevgi karşılığı bir şey kazanmaktır.

Yazara göre evliliklerin pek çoğu “Eğer” türü sevgi üzerine kurulduğu için çabuk yıkılıyor. Gençler birbirlerinin o anki gerçek hâllerine değil, hayâllerindeki abartılmış romantik görüntüsüne aşık oluyor ve beklentilere giriyorlar. Beklentiler gerçekleşmediğinde, hayâl kırıklıkları başlıyor. Sevgi, giderek nefrete dönüşüyor. En saf olması gereken anne baba sevgisinde bile “Eğer” türüne rastlanıyor.

Yazar bir örnek veriyor. Bir genç Tokyo Üniversitesi giriş sınavlarını kazanarak babasını mutlu etmek için, çok çalışıyor. Okul dışında hazırlama kurslarına da gidiyor. Ama başarılı olamıyor. Babasının yüzüne bakacak hali yok. Üzüntüsünü hafifletmek için bir haftalığına Hakone kaplıcalarına gidiyor. Eve döndüğünde babası öfkeyle “Sınavları kazanamadın. Bir de utanmadan Hakone’ye gittin” diye bağırıyor. Delikanlı “Ama baba, vaktiyle sen de bir ara kendini iyi hissetmediğinde Hakone kaplıcalarına gittiğini anlatmıştın” diyor. Baba daha çok kızarak, delikanlıyı tokatlıyor. Çocuk da intihar ediyor. “Gazeteler intiharın anlık bir sinir krizi sonucu olduğunu söylediler, yanılıyorlardı” diyor yazar.. “Delikanlı, babasının kendisine olan sevgisinin yüksek düzeydeki beklentilerine bağlı olduğunu anlamıştı!…

İnsanlar “Eğer” türü sevginin üstünde bir sevgi arayışı içindeler aslında… “Bu sevginin varlığını ve nerede aranması gerektiğini bilmek, bu genç adamın yaptığı gibi, hayatı sürdürmekle, ondan vazgeçmek arasında bir tercih yapmakla karşı karşıya kaldığımızda önemli rol oynayabilir” diyor, ilginç değil mi?

İkinci türe geçiyoruz: “Çünkü” türü sevgi. Bu tür sevgiyi şöyle tarif ediyor; “Bu tür sevgide kişi, bir şey olduğu, bir şeye sahip olduğu ya da bir şey yaptığı için sevilir. Başka birinin onu sevmesi, sahip olduğu bir niteliğe veya şarta bağlıdır”. Örnek mi? “Seni seviyorum. Çünkü çok güzelsin (yakışıklısın!)”. “Seni seviyorum. Çünkü o kadar popüler, o kadar zengin, o kadar ünlüsün ki…”, “Seni seviyorum. Çünkü bana o kadar güven veriyorsun ki…”, “Seni seviyorum. Çünkü beni üstü açık arabanla, o kadar romantik yerlere götürüyorsun ki…”.

Yazar, çünkü türü sevginin, eğer türü sevgiye tercih edileceğini anlatıyor. Eğer türü sevgi, bir beklenti şartına bağlı olduğundan, büyük ve ağır bir yük hâline gelebilir. Oysa zaten sahip olduğumuz bir nitelik yüzünden sevilmemiz hoş bir şeydir, egomuzu okşar. Bu tür, olduğumuz gibi sevilmektir.

İnsanlar oldukları gibi sevilmeyi tercih ederler. Bu tür sevgi onlara yük getirmediği için rahatlatıcıdır. Ama derin düşünürseniz, bu türün, “Eğer” türünden temelde pek farklı olmadığını görürsünüz. Kaldı ki, bu tür sevgi de, yükler getirir insana… İnsanlar hep daha çok insan tarafından sevilmek isterler. Hayranlarına yenilerini eklemek için çabalarlar.

Sevilecek niteliklere onlardan biraz daha fazla sahip biri ortaya çıktığı zaman, sevenlerinin, artık ötekini sevmeye başlayacağından korkarlar. Böylece hayata sonsuz sevgi kazanma gayretkeşliği ve rekabet girer. Ailenin en küçük kızı yeni doğan bebeğe içerler. Sınıfın en güzel kızı, yeni gelen kıza içerler. Üstü açık BMW’si ile hava atan delikanlı, Ferrari ile gelene içerler. Evli kadın kocasının genç ve güzel sekreterine içerler. “O zaman, bu tür sevgide güven duygusu bulunabilir mi?”. “Çünkü türü sevgi de, gerçek ve sağlam sevgi olamaz” diyor. Bu tür sevginin güven duygusu vermeyişinin iki ayrı nedeni daha var…

Birincisi… “Acaba bizi seven kişinin düşündüğü kişi miyiz?” korkusu… Bütün insanların iki yanı vardır; Biri dışa gösterdikleri, öteki yalnızca kendilerinin bildiği. “İnsanlar sandıkları kişi olmadığımızı anlar ve bizi terk ederlerse” korkusu buradan doğar. İkincisi de, “Ya günün birinde değişirsem ve insanlar beni sevmez olurlarsa” endişesidir.

Japonya’da bir temizleyicide çalışan dünya güzeli kızın yüzü, patlayan kazanla parçalanmış. Yüzü fena hâlde çirkinleşince, nisanlısı nişanı bozup onu terk etmiş. Daha acısı, aynı kentte oturan anne ve babası, hastaneye ziyarete bile gelmemişler, artık çirkin olan kızlarını. Sahip olduğu sevgi, sahip olduğu güzellik temeli üstüne bina edilmiş olduğundan, bir günde yok olmuş. Güzellik kalmayınca sevgi de kalmamış. Kız birkaç ay sonra kahrından ölmüş. Japon yazar “Toplumlardaki sevgilerin çoğu çünkü türündendir ve bu tür sevgi, kalıcılığı konusunda insani hep kuşkuya düşürür” diyor…

Peki o zaman, gerçek sevgi, güvenilecek sevgi ne? Ve işte, sevgilerin en gerçeği! “Üçüncü tür sevgi, benim rağmen diye adlandırdığım türdür” diyor yazar. Bir şarta bağlı olmadığı için ve karşılığında bir şey beklenmediği için eğer türü sevgiden farklı bu… Sevilen kişinin çekici bir niteliğine dayanıp, böyle bir şeyin varlığını esas olarak almadığı için çünkü türü sevgi de değil. Bu üçüncü tür sevgide, insan “Bir şey olduğu için” değil, “Bir şey olmasına rağmen” sevilir. Güzelliğe bakar mısınız? Rağmen sevgi, Esmeralda, Qusimodo’yu dünyanın en çirkin, en korkunç kamburu olmasına “rağmen” sever. Asil, yakışıklı, zengin delikanlı da Esmeralda’ya çingene olmasına “rağmen” perestij eder! Kişi dünyanın en çirkin, en zavallı, en sefil insani olabilir. Bunlara rağmen sevilebilir. Tabii bu sevgiyle karsılaşması şartı ile… Burada insanın, iyi, çekici veya zengin konum edinerek sevgiyi kazanması gerekmiyor. Kusurlarına, cahilliğine, kötü huylarına veya kötü geçmişine rağmen, olduğu gibi, o haliyle sevilebiliyor. Bütünüyle çok değersiz biri gibi görünebiliyor ama en değerli gibi sevilebiliyor.

Yüreklerin en çok susadığı sevgi budur” diyor. “Farkında olsanız da, olmasanız da, bu tür sevgi sizin için yiyecek, içecek, giysi, ev, aile, zenginlik, başarı veya ünden daha önemlidir. Bunun böyle olduğundan nasıl emin? Haklı olduğunu ispatlamak için sizi bir teste davet ediyor… “Şu soruma cevap verin” diyor; “Kâlbinizin derinliklerinde, dünyada kimsenin size aldırmadığını ve hiç kimsenin sizi sevmediğini düşünseydiniz, yiyecek, elbise, ev, aile, zenginlik, başarı ve üne olan ilginizi yitirmez miydiniz?

Kendi kendinize “Yaşamamın ne yararı var” diye sormaz mıydınız? Devam ediyor “Şu anda en sevdiğiniz kişinin sizi sadece kendi çıkarı için sevdiğini anladığınızı bir düşünün. Dünya birden bire başınızın üstüne çökmez miydi? O an hayat size anlamsız gelmez miydi? Diyelim sıradan bir hayatınız var. Günlük yaşıyorsunuz, günün birinde gerçek, derin ve doyurucu bir sevgi bulacağınızdan umudunuz olmasa, kalan hayatınızı nasıl yaşardınız?” diye soruyor ve cevaplıyor: “Böyleleri ya iyice umutsuzluğa kapılıp intihar ediyorlar ya da iyice dağıtıp yaşayan ölü hâline geliyorlar”.

Hem de nasıl iddialı savunuyor “rağmen” sevgiyi. “Bugün hayatımızı sürdürebilmenizin nedeni rağmen türü sevgiyi şu anda yaşamanız veya bir gün bu sevgiyi bulacağınıza inancınızdır”. Son sözlerinde biraz umutsuz, “Bu gün yaşadığımız toplumda herkesi doyuracak bu sevgiyi bulmak zor. Çünkü herkesin sevgiye ihtiyacı var. Kimsede başkasına verecek fazlası yok” diye açıklıyor… Anlatıyor, “Yakınımızda olan birinin bu sevgiyi bize vermesini bekleriz. Ama o da aynı şeyi başkasından beklemektedir”.

Peki bu dünyada sevgi ne kadar var? Açlığımızı biraz bastıracak kadar ve de yemek öncesi tadımlık gelen iştah açıcılar gibi. Bu minnacık tadım, bizi daha müthiş bir sevgi açlığına tahrik ve teşvik ediyor. Bu minnacık tadım sevgiye ne kadar muhtaç olduğumuzu anlatıyor. Büyük bir hırsla ana yemeğin gelmesini ve bizi doyurmasını bekliyoruz. Hani nerede? Hepsi o… Ve asıl çarpıcı cümle en sonda; “Dünyadaki en büyük kıtlık, rağmen türü sevginin yeterince olmayışıdır”.

Sevginin bütün dünyayı sarması dileğiyle yazımıza genç yazar adayımız Enes Özyurt’un yazısıyla sonlandırmakta yarar var. Kaleminin ve ruhunun her daim diri kalması dileğiyle.

BİLİR MİSİNİZ?

Yanağını yanağına bile değdiremeyen, uzaktan da olsa onunla hayat bulmaya çalışan, aşk ile bakan aşığı bilir misiniz? Onu her gördüğünde dili tutulan, konuşurken konuşamadığını hisseden aşığı bilir misiniz?

Bilir misiniz? Bilir misiniz bir kadını delicesine sevdiğimi? Ben bir kadın sevdim ve hala daha çok seviyorum. Onu ilk gördüğüm andan beridir delicesine seviyorum. Baktıkça bakıyorum, konuştukça konuşuyorum, sevdikçe sırılsıklam aşık olmaya devam ediyorum.

Bilir misiniz? Bilir misiniz kadınımın enerjisini? Öyle bir enerjisi var ki seni tutsak ediyor. O enerji ile dolmak istiyorsun. O enerjinin verdiği ritme ayak uydurmak istiyorsun. Mutluluğunun simgelerinden biri haline getirip o enerji ile kendini bulmak istiyorsun. O enerji ile kendinden geçmek istiyorsun. Öylesine büyük, tutkulu bir enerji işte.

Bilir misiniz? Bilir misiniz kadınımdaki gözleri? Öyle güzel gözleri var ki bir an olsun o gözlerden gözlerini almak istemiyorsun. Aksine kalbine kadar dokunsun istiyorsun. Gözlerinin rengi ile bütünleşen o ten rengi ile eşsiz bir güzelliğe sonsuza kadar bakmak istiyorsun. Düşünüyor ve diyorsun ki neden bu güzel gözlüyü sadece ben görmüyorum? Peki neden o gözlere yakından saatlerce bakamıyorum? Bilir misiniz o gözlere saatlerce bakamayıp ne kadar büyük acı çektiğimi?

Bilir misiniz? Bilir misiniz kadınımın gamzelerini? Çok güzel gamzeleri vardır yanağında. Bakmaya korkarsın ya kaybolursa endişesi ile. Kıyamazsın o tatlı çukuruna. En güzel çukurdur kadınımın gamzesi… Öyle güzel gamzelerdir ki… Güldükçe ortaya çıkan gamzesi onu tatlılaştırır, eşsiz bir doku oluşturur yüzünde. Öyle eşsiz bir doku ki sadece onu güldürüp o gamzeleri görmek istiyorsun seneler boyu izlemek istercesine.

Bilir misiniz? Bilir misiniz kadınımın konuşmasını? Bilir misiniz o kadifemsi, naif ses tonunu? Bilir misiniz her konuşmasında seni alıp götürmesini? Dilinden dökülen her kelimenin ayrı kokmasını bilir misiniz? Her konuşmasında verdiği o eşsiz tat… Her konuşmasında verdiği o sempatik tavır… Her konuşmasında seni hayallere daldıran tonlaması… Eşsiz bir ses, eşsiz bir tonlama…

Bilir misiniz? Kadınımın kalbini bilir misiniz? Kalbi… Kalbi o kadar yumuşak, o kadar tatlı ve o kadar narin ki… Kırılacak diye, tadı kaçacak diye, sertleşecek diye korkar olursun. Kalbine bir şey olsun istemezsin. Öyle de bırakmak istemez ve kalbine aşk, sevgi, mutluluk, şefkat yüklemek istersin. Kalbini daha da güzel tutmak istersin. Çünkü kalbi her şeyden güzeldir. Hazinedir. O hazinenin içinde verebileceği büyük bir sevgi vardır, iyilik vardır, mutluluk vardır. Kalbi sıcacıktır, ısıtır seni.

Bilir misiniz? Bilir misiniz delicesine sevmeyi? Bilir misiniz kadınım için delicesine çırpınmayı? Bilir misiniz kadınımı mutlu etmeyi? Bilir misiniz o gamzelerin ne anlama geldiğini? Bilir misiniz kadınımın gözlerindeki ışıltıyı? Bilir misiniz kadınımın konuşmasındaki o güzel melodiyi?

Bilebilir misiniz ona ne kadar çok aşık olduğumu? Bilebilir misiniz onu her gün her saat her dakika her saniye her salise ne kadar çok özlediğimi? Satırlara sığdıramadığım, yazdıkça yazdıran kadınım… Bilir misin seni ne kadar çok sevdiğimi?

Hüseyin Bora Çelik, Tarih Öğretmeni

  • Bu yazı ayrıca HÜRRİYETte de yayımlanmıştır..

Bu yazı için bir yorum yap..



*


        

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve imla kuralları ile yazılmamış yorumlar onaylanmamaktadır. Yazı ve yorumlar hiçbir şekilde sitemizin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Bunlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
                

Eser Ürküt
Bumerang - Yazarkafe
Eser ÜRKÜT

 

03 Aralık 2018

Tüm dünyada engelli insanların sorunlarına dikkat çekmek ve onları daha iyi anlayabilmek amacı ile Birleşmiş Millet... devamı

Melahat Erten Tekeşin

 

 

  Melahat Erten TEKEŞİN   melahattekesin@gmail.com

 

10 Aralık 2018

“Okula ilk gelişinizi, tanışmamızı dün gibi hatırlıyorum: Ürkek bakışlarla etrafınızı inceliyor, annelerinizin etek... devamı

Zeren Dağdeviren

 

 

  Zeren DAĞDEVİREN   zeren@egehaberleri.net

 

15 Kasım 2018

Özgür Büyüktanır, muhteşem bir insan ve baba. Kendisini Kuşadası'nda düzenlenen, Yerel yazarlar Şenliğinde tanıdım.... devamı

Hüseyin Bora Çelik

 

 

  Hüseyin Bora ÇELİK   hboracelik@gmail.com

 

22 Kasım 2018

Artık çocuk eğitiminde farklı bir fikir okumam diye düşündüğümde, hep başka fikirler çıkıyor karşıma. En doğru dene... devamı

Mahmut Taylan Tüfek

 

 

  Mahmut Taylan TÜFEK   mtaylan.tufek@gmail.com

 

18 Nisan 2018

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ne kadar tanıyoruz bunu bilmeden onun hakkında yapılan konuşmalar doğru değildir. Benc... devamı

Süleyman Türkoğlu

 

 

  Süleyman TÜRKOĞLU   suleymanturkoglu333@gmail.com

 

23 Mayıs 2018

Küresel çetelerin çocuklarının yaptığı 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra Türk milletine sinsice dayatılan Neo ... devamı

Ekrem Örsoğlu

 

 

  Ekrem ÖRSOĞLU   zeus@egehaberleri.net

 

03 Kasım 2017

Karavan gezilerimden birisinde tanıdım Mehmet Özgül ve eşi Nurten’i, ikisi de doğa hayranı, doğayla bütünleşmeyi, h... devamı

 

Ege Haberleri