Logo
Dark Light
Bumerang - Yazarkafe
Biraz Tebessüm
Bu yazı  1.214 kere görüntülenmiş olup, YAZARın kendi görüşlerini ifade eder...

Hüzünlü akşam üzerleri, geçmişime yolculuk yapar, belleğime Allah ne verdiyse birşeyler düşürürüm. Böyle günlerden birinde film perdesi açılmış, payıma anlatacağım bu olay düşmüştü. Dudağımda bir tebessüm seyre dalmıştım. Müsaade ederseniz size anlatmak isterim. Amacım, bu zor günlerimizde hafif de olsa dudaklarınıza bir tebessüm kondurmak.

Tayinim Akçaabat kasabasının Yaylacık Mahallesi‘ne, Yaylacık İlkokulu‘na çıkmıştı. Çocukların okulları nedeniyle evimizi Trabzon Yenimahalle’de tutmuştuk. Evimin önünden geçen minibüsler hergün beni okuluma taşıyacaklardı. Günlerden pazartesiydi, yarım saatlik yolculuktan sonra Yaylacık Mahallesi sahilinde inmiştim.
Aşağı yukarı beş metre yükseklikteki yar üzerine yanlamasına toprağın içine gömülmüş taş merdivenlerden hızlıca çıktım. Alabildiğine geniş araziler tepelere kadar uzanıyorlardı. Yar kenarlarına birbirlerine paralel yerleştirilmiş evlerim avlularına mahalle kadınları tahta iskemlelerine oturmuş hem el işlerini yapıyorlar hem de güneşleniyorlardı.

Hızlıca aralarından geçerken bir taraftan onlara laf yetiştiriyor, geç kalırım korkusuyla zil çalmadan okuluma yetişmeye çalışıyordum.
Şimdi sizinle çene çalmak vardı ama çocuklarınız beni bekliyor” diyordum. Arkamdan konuşmalarını hep duyardım, aslında onlar da benim duymamı istediklerinden duygularını yüksek sesle dile getirirlerdi.
Aman ne tatlı öğretmen selamsız da hiç geçmez, biz de çocuk olsak da sınıfında okusak”.
Diğerleri de: “He, he” Hoş sedalarını kulaklarıma kadar gönderirlerdi. Hızlıca iki tarla arasında çamurlardan korunmak için aralıklarla yerleştirilmiş taşlar üstünden patika yoldan iki kilometre kadar yürüdükten sonra okulun bahçesine varmıştım.

Tam okula ayak basmıştım ki, zil çaldı. Çocuklar toplandılar, sıra düzenini yaptık. İstiklal Marşı, Andımız, derken sınıf sırasına göre çocukları içeriye almıştık. Nöbetçi öğretmen okul düzeniyle ilgilenecekti. Öğretmenler için çalınacak ikinci zile kadar günlük planlarımızı müdürümüze gösterip imzalatıyorduk.

Bir arkadaş şöyle bir açıklamada bulunmuştu: Arkadaşlar, biliyor musunuz, müfettiş Söğütlü İlkokulu’nda dördüncü sınıfa gitmiş, sorular sormuş, çocuklar sordukları soruları bilememişler. Müfettiş çok sinirlenmiş, sordukça sormuş. Çocuklar adeta, dillerini yutmuş gibi susmuşlar. Müfettiş çok daha sinirlenmiş, çocukların karşısına geçmiş ve şöyle bir soru sormuş:
Çocuklar ben elma mıyım, armut muyum?
Bir kısım çocuklar “Armutsun öğretmenim”,
Bir kısım çocuklar da “Elmasın öğretmenim” demişler.
Müfettiş, öğretmene dönmüş, “Öğrencilerin bana insansın diyemediler, olmaz böyle öğretmenlik diyerek kapıyı çekip gitmiş. Haberiniz olsun, yakında buraya da düşer” dedi.

Hepimiz pür dikkat yapılan bu konuşmayı dinliyorduk.
Arkadaşlar, çocuklar bazan böyle kilitlenebiliyorlar, yaklaşım çok önemli. Şimdi sınıflarımıza gidelim ve aynı soruyu soralım, bakalım ne yanıtlar gelecek” demiştim. Bir taraftan geçmiş yıllarda sınıfıma giren müfettişleri hatırlamıştım. Çocuklara sıcacık davranışlarla yaklaşan müfettişler çocukları coştururlardı. Hatta bir gün sınıfıma teftişe gelen Mehmet Ergüven, şöyle bir giriş yaparak söze başlamıştı;
Ben sizin öğretmeninizin arkadaşıyım, sizin ne kadar tatlı çocuklar olduğunuzu öğretmeniniz bana anlattı. Ben de sizi çok merak ederek geldim. Şimdi sizinle birlikte dersi ben işleyeceğim, eğer sizi çok beğenirsem de bundan sonra sizin öğretmeniniz ben olacağım, ne dersiniz?” diye sormuştu. Sınıf hep bir ağızdan: “Hayııır! Hayııır! ” diye bağırmışlardı. “Sonra da şaka yaptım, öğretmeniniz, sizi hiç bana verir mi?” diyerek de benim otoritemi korumuştu. Sınıftan ayrılırken de: “Hoca hanım, bu ne kadar canlı sınıf böyle” demişti. Ben de “Bu çocukları dört yıldır ben okutuyorum, her yıl böyle olmuyor, siz nasıl konuşturacağınızı çok iyi bildiniz” demiştim. Benim yanıtım, beklentisini karşılamış olacak ki, dudaklarında tatlı bir tebessümle sınıfımdan ayrılmıştı.

Sınıftan gelen uğultu, beni anlık ortamıma taşımıştı. O yıl ikinci sınıfları okutuyordum. Sınıfım bir alt katta sağ taraftaydı. Bütün bunları düşünerek merdivenlerin basamaklarını inerek, kapısı açık sınıfıma doğru yöneldim, sıra aralarında gezen bir iki öğrenci de ayak seslerimi duyumca yerlerine oturdular. Çantamı ve yoklama defterimi masanın üzerine bıraktım. Sınıf yoklamasını yaptım. Kırk kişilik sınıftan o gün hiç eksik yoktu.

Derse başlamadan önce: “Çocuklar, şimdi arkanıza yaslanın size bazı sorularım olacak” dedim. Arkalarına iyice yaslandılar, “Şimdi bana iyice bakın, ben elma mıyım, armut muyum?”
Çocuklar bu beklenmedik soru karşısında hafif bit şaşkınlık geçirdiler ama birkaç saniye sonra parmaklar kalkmaya başladı.
Ahmet sen söyle
Armut öğretmenim
Ali sen söyle
Elma öğretmenim
Elma armut derken,
Arka orta sıralarda, Fatma Tombul isminde bir öğrencim oturuyordu. İsmi gibi hafif tombul, kırmızı yanaklı kıpır kıpır bir çocuk. Fatma hem parmağını kaldırıyor hem de yüksek sesle, “Ben, ben, öğretmenim” diyordu. O kadar heyecanla kaldırıyordu ki, dayanamadım; “Biliyorsun Fatma, sadece parmak kaldıracaksın, gürültü kirliliği yapmayacaksın” dedim. Fatma bir eliyle ağzını kapadı, gözlerini faltaşı gibi açarak neredeyse parmağını gözüme sokacak. Tamamdır dedim doğru cevap geliyor. “Hadi Fatma sesini kestiğine göre söyleyebilirsin”. O yıllarda omuzlarıma kadar inen saçlarımı, bazı günler bigudilerle dışa kıvrılacak şekilde sarar, bazı günlerde ise dümdüz pırasa gibi tarardım.

Fatma konuşmaya başladı, saçlarımın dışa kıvrılış biçimini gösterir gibi,elleriyle göstererek: “Öğretmenim, bazı günler saçlarini habele habele habele ediyisin ya, oliyisin elma! Bazi günler de saçlarini habele habele habele yapiştiriyisin ya oliyisin armut”. Tenefüs zili çalmış, öğretmenler odasında toplanmıştık. Her sınıftan, ayrı ayrı hikayeler çıkmıştı.

Fatma Tombul da bir tebessüm olarak belleğime yerleşecek, yıllarca öğretmen arkadaşlarımla yaptığım gezilerde, toplantılarda, bu anımı fıkra olarak anlatacak, kahkahalarla gülecektik.

Melahat Erten Tekeşin

  • Bu yazı ayrıca HÜRRİYETte de yayımlanmıştır..

1 yorum
  • avatar Poyraz Sahin
    19 Ocak 2017
    #1

    İnsanlara yaklaşımın ne derece önemli olduğunu bir kez daha anladık. Her zaman her müfettiş bu şekilde davranmıyor elbet. İş hayatımızda bu tarz yöneticilere her zaman ihtiyaç var.




*


        

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve imla kuralları ile yazılmamış yorumlar onaylanmamaktadır. Yazı ve yorumlar hiçbir şekilde sitemizin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Bunlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
                

Eser Ürküt
Bumerang - Yazarkafe
Eser ÜRKÜT

 

03 Aralık 2018

Tüm dünyada engelli insanların sorunlarına dikkat çekmek ve onları daha iyi anlayabilmek amacı ile Birleşmiş Millet... devamı

Melahat Erten Tekeşin

 

 

  Melahat Erten TEKEŞİN   melahattekesin@gmail.com

 

10 Aralık 2018

“Okula ilk gelişinizi, tanışmamızı dün gibi hatırlıyorum: Ürkek bakışlarla etrafınızı inceliyor, annelerinizin etek... devamı

Zeren Dağdeviren

 

 

  Zeren DAĞDEVİREN   zeren@egehaberleri.net

 

15 Kasım 2018

Özgür Büyüktanır, muhteşem bir insan ve baba. Kendisini Kuşadası'nda düzenlenen, Yerel yazarlar Şenliğinde tanıdım.... devamı

Hüseyin Bora Çelik

 

 

  Hüseyin Bora ÇELİK   hboracelik@gmail.com

 

22 Kasım 2018

Artık çocuk eğitiminde farklı bir fikir okumam diye düşündüğümde, hep başka fikirler çıkıyor karşıma. En doğru dene... devamı

Mahmut Taylan Tüfek

 

 

  Mahmut Taylan TÜFEK   mtaylan.tufek@gmail.com

 

18 Nisan 2018

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ne kadar tanıyoruz bunu bilmeden onun hakkında yapılan konuşmalar doğru değildir. Benc... devamı

Süleyman Türkoğlu

 

 

  Süleyman TÜRKOĞLU   suleymanturkoglu333@gmail.com

 

23 Mayıs 2018

Küresel çetelerin çocuklarının yaptığı 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra Türk milletine sinsice dayatılan Neo ... devamı

Ekrem Örsoğlu

 

 

  Ekrem ÖRSOĞLU   zeus@egehaberleri.net

 

03 Kasım 2017

Karavan gezilerimden birisinde tanıdım Mehmet Özgül ve eşi Nurten’i, ikisi de doğa hayranı, doğayla bütünleşmeyi, h... devamı

 

Ege Haberleri