Logo
Dark Light
Bumerang - Yazarkafe
Sınıfımın Uğuru
Bu yazı  1.889 kere görüntülenmiş olup, YAZARın kendi görüşlerini ifade eder...

Bu yazımı; Psikiyatır Didem Aykut’a ithaf ediyorum. Yazımın sonunda, değerli bilgilerini ve çalışmalarını da paylaşacağım.

Annelerin sütleriyle büyüttükleri, babaların dizlerinde uyuttukları, bülbülün dilinde gül, aşığın gönlünde yar yandığı gibi yanar, anne babanın gönlünde evlatları. Sevdalılarını, evlatlarını, sana emanet edip verdikleri, can parelerinin topluluğudur sınıf dolusu çocuklar. Sevim’in, Seza’nın, Tümay’ın, Emel’in Mehmet’in, Muhammet’in, Ali’nin, anne babalarıdır ve sana koç yiğitler, sultanlar emanet etmişlerdir. Böyle düşünürler ebeveynler. İlk temel, ilk bakış, ilk ilişki sevgi sözcükleriyle kurulmalıdır, diye düşünüyordum.

Okulun bahçesinde toplanmışlar benimle tanışmayı bekliyorlardı. Yine birinci sınıflarla tanışacaktım. “Bu kadar tatlı çocuğun adı neymiş bakalım” diyerek bir elimi çocuğun başına koyup, diğer elimle ebeveynleriyle tokalaşıp yakın ilişkiler kuruyordum. Çocukların kalbine giden yolun, ebeveynleriyle kurduğunuz, sıcak ilişkiden geçtiğine inanıyordum.

Bu nedenle her yıl, ilk veli toplantısında anlattığım açıklama şöyle olurdu:
Ben insanım, yanlışım olabilir, gördüğünüz yanlışı dile getirmek sizin en doğal hakkınız. Gerekirse sobada yaktığınız odun parçasını başıma vurabilirsiniz. Gıkım çıkmaz ama sakın ola ki, çocuğun yanında beni eleştirmeyin. Ben çocuğun gözünde çok mükemmelim, ebeveynler de çocukların gözünde öyledir. Mümkünse bana ne kadar güvendiğinizi dile getirin. Çocukların güvenini sarsarsak kaybeden çocuklarımız olur, hepimiz kaybederiz…

Okulun açıldığı hayli olmuştu. Çocukları sıraya diziyor, sevgi sözcükleriyle iletişim kuruyordum. Neredeyse kendi boyuna ulaşmış çocukla annesi sıraya geçmemişler; kenarda durmayı seçmişlerdi. Annesi, sanki suçluymuş gibi bana yanaşmıştı. Bu anlatacağım olayın mesleğime ve öğretmenlere olan saygımdan, yöresine ve zamanına değinmek istemiyorum, beni bağışlayınız.

Gözleri dolmuş, titrek sesle anlatıyordu; “Hoca hanım özür dilerim, benim oğlumun, bu yıl son şansı olacak, birkaç yıldır birinci sınıfta okuyor, bu yıl da sizin şansızlığınız olacak”. Önce çocuğa sarıldım, başı neredeyse omuzlarımı aşmıştı.
Adın ne” diye sordum, çocuğu kucakladım. Annesine de bunları özel olarak konuşuruz diyerek kulağına fısıldadım.
Görünüş itibariyle neredeyse diğer çocukların çok üstünde bir görünüm sergilediğinden önce sıraya koymak istemedim. Sınıfa çok özel takdimle kabul ettirmeliydim.
Ben çocukları sınıfa yerleştireyim, size dönerim, siz biraz öğretmenler odasında dinlenin” demiştim.
Diğer çocukları sınıfa yerleştirdim. Adı Ahmet olsun, Ahmet’i alıp sınıfa girdim:
Çocuklar, kocaman çocuğu görünce, şaşkın bakışlarla bize bakıyorlardı.
Ahmet’e yüzümü dönerek:
Ahmet, bu yıl bizimle okuyacağın için çok mutluyum” deyip yanaklarından öptüm, sınıfa dönerek: “Çocuklar, biliyor musunuz Ahmet bu yıl, bizim sınıfta okuyacak. Ben çok mutluyum, siz de sevindiniz değil mi?
Hep bir ağızdan: “Eveeet
Boyu çok uzun olduğundan en arka sıraya oturtmalıydım.
Ahmet. Sen şimdi buraya oturmayı çok seversin değil mi?”
Evet öğretmenim” diyerek gösterdiğim en arka sıraya oturmuştu.
Birkaç yıldır aynı sınıfta okuduğundan el kasları gelişmiş, fişleri çok düzgün yazıyordu. Özel eğitime muhtaç olduğundan diğer çocuklara uyguladığım metot bu çocuğuma uymayacaktı, öyle olsaydı, kaç yılda okumuş olurdu…

Aradan hayli vakit geçmiş, sınıfın çoğunluğu okumaya geçmişti. Ahmet, ev ödevlerinde fişlerini çok düzgün yazıyor, fişlerin yanına da konuya uygun resimler çizilmiş olarak ödevlerini getiriyordu. Her seferinde Ahmet’in defterini sınıfa gösterip soruyordum.
Ahmet, bu resimleri kim yaptı?
Babam öğretmenim”,
Alkışlayın, Ahmet’in babasını”,
Sınıftan alkış sesleri yükseldikçe sınıf mutlu, Ahmet mutluydu.
Çocuklar çok zeki varlıklar, onlara neyi işaret ederseniz hemen kavrarlardı.
Çocuklar; Ahmet’e sınıfımızın uğuru diyelim mi?” Diye sormuştum. Oy birliğiyle Sınıfımızın Uğuru adını takmıştık. Yıl içinde hemen hemen hiç devamsızlığı olmamıştı. Geç geldiği günlerde kapıyı açıp girince; çocuklar hep bir ağızdan: “Öğretmenim sınıfımızın uğuru geldi” diye yüksek sesle dile getirirlerdi.

Sınıfım okumaya geçmişti ama Ahmet’te bir gelişme olamamıştı. Diğer çocuklar okuduklarından ben de rahatlamıştım, Ahmet’e daha çok zaman ayırabilirdim. Ahmet çok düzgün bir çocuk, ailesi de bir o kadar düzgündü. Her akşam başımı yastığa koyunca çözüm üretmeye çalışıyor ama bulamıyordum. Bizim dönemde tümden gelim metodu vardı. Önce cümleyi bütün kavratıyor, sözcüklere ve hecelere ayırarak öğretiyorduk. Bu metot Ahmet’e göre değildi, başka bir yol denemeliydim: Velilerimden biri marangozdu. Ahmet’i de tanıyordu. Ondan rica ederek ince suntaların üzerine büyük ve küçük harfleri çizdim. Oyma işlerini de velim halletmişti, hem de memnuniyetle.

Anne babasını çağırdım, her gün bana uğrayıp ne yapacaklarını ben onlara gösteriyor birlikte uyguluyorduk. Diyelim o gün ‘S’ harfini kavratacağız, Ahmet’in elinde, suntadan kesilmiş hangi harf varsa , hangi harfi vermişsem, o ses çıkarılıyordu. Elleyerek hissederek, dokunarak, görerek, işiterek, bütün duyu organlarını faaliyete geçirecektik. ‘A’ arkadaşı ‘S’ yi çağırdı ‘AS’, ‘S’, ‘A’ yı çağırdı ‘SA’ şeklinde. Başınızı ağrıttım ama sonunda Ahmet, önce harfi söylüyor arkadaşını çağırıyor ve katarak okuyordu.

Yıl sonunda, müfettiş sınıfımıza gelmişti. Toplu bir metin vermiş hem yazdırmış hem de okutmuştu. Sıra Ahmet’e gelince, yanına yanaşarak sınıfımızın uğuru olarak takdim etmiştim. “Hoca Hanım ben bunu okudu saymam, çok fazla heceliyor”.
Kör sağır ve dilsiz, Helen Keller’in filmini izlemiştim, ilk “Su” hecesini çıkarınca bayram yapmışlar film bitmişti.
YORUMSUZ… (Çok anlayışlı müfettişlerim oldu, onları tenzih ederim).

Yıl sonu gelmiş, Ahmet sınıfı geçmişti. Ahmetler’in evi benim yol güzergahındaydı:
Ahmet ve babası kollarını açmış beni bekliyorlardı.
Benim çocuğum, her yıl sonu geldiğinde, müfettiş gelecek diye okuldan uzaklaştırılıyordu. Ben, çocuğum aynı akibete uğramasın diye göndermeyince; sınıfımın uğuru diyerek okula çağırdın. Seni nasıl bir ana doğurdu. Nasıl bir baba… Seni bir koklaya koklaya kucaklayayım…
Babası da:
Dünya ahret bacımsın, müsaade edin de elinizi öpeyim
Estağfurullah” diyerek elimi kolumu nereye saklayacağımı şaşırmıştım.

Benim en büyük teftişçilerim; her gün beni teftiş eden velilerimdi…
Saygılarımla, Melahat Erten Tekeşin.

  • Bu yazı ayrıca HÜRRİYETte de yayımlanmıştır..

Didem Aykut’un köşesinden:
Çocukları yetiştirirken, sevginin yanında çok temel bir kavram vardır ki, birçok kapının kilidi olacaktır: Gurur, özgüvenin, birey farkındalığının, sorumluluk alma yetisinin, sağlıklı iletişim kurabilmenin, karşısındakine sevgisini hissettirebilmenin temelinde ailelerin çocuklarına ne kadar güvendiği, onları ne kadar onure ettikleri ve gurur duyduklarını hissettirdikleri yatıyor. Başarılarını gördüğümüz anda duyduğumuz gururu zaman zaman hatırlatmalı, o duyguyu çocuklarda tazelemeliyiz. Bunun için yapmamız gereken, daha önceden iyi bildiğini bildiğiniz birkaç şeyi tekrar yapmasını istemek ya da bildiği soruları sormak, (parmağınızla 1 yapıp, bu kaç demek bile olabilir), karşılığında aldığınız cevaplarda büyük tepkiler vermek, (inanamıyorum, bunu nasıl bildin, süpersin, aferin, seninle gurur duyuyorum). Çocuğun kendine olan güveni tazelenecektir. Onun yüzündeki mutlu ifadeyle emin olun siz de mutlu olacak ve karşılıklı motivasyonu artırmış olacaksınız. (Bu yazımda bana ilham veren canım öğretmenim, Melahat Erten Tekeşin’e teşekkür ederim. Didem Aykut).

1 yorum
  • avatar Hüseyin Bora ÇELİK
    31 Mayıs 2017
    #1

    öğretmenim öncelikle hayırlı bir ramazan ve huzur, sağlık dolu bir ömür diliyorum. bir süredir kaleminizden mahrum bıraktığınızı gözlemledim ve beni bu durum üzüyor. tecrübelerinizden ve dünyaya bakış açınızdan bizi mahrum bırakmazsanız memnun olacağım, eminim diğer okurlarınızda benimle aynı fikirdedir. yeni yazılarınızı özlemle bekliyor ve hürmetlerimi sunuyorum kıymetli öğretmenim.




*


        

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve imla kuralları ile yazılmamış yorumlar onaylanmamaktadır. Yazı ve yorumlar hiçbir şekilde sitemizin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Bunlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
                

Eser Ürküt
Bumerang - Yazarkafe
Eser ÜRKÜT

 

19 Mayıs 2018

Prof. Dr. Cem'i Demiroğlu ; Atatürk Türk gençliğine verdiği önemi konuşmalarının çoğunda bu konuya değinerek belirt... devamı

Melahat Erten Tekeşin

 

 

  Melahat Erten TEKEŞİN   melahattekesin@gmail.com

 

30 Nisan 2018

Değişik duyguların kaynağıdır yatılı okullar, karışık hislerin, duyguların kümesidir içinizde. Değişik kültürlerin,... devamı

Zeren Dağdeviren

 

 

  Zeren DAĞDEVİREN   zeren@egehaberleri.net

 

16 Mayıs 2018

İzmir’in Kemalpaşa İlçesine bağlı, 250 haneli yemyeşil bir doğada yer almış NAZAR köyü… [responsivevoice_button vo... devamı

Hüseyin Bora Çelik

 

 

  Hüseyin Bora ÇELİK   hboracelik@gmail.com

 

10 Mayıs 2018

Milletimizin aydınlık yarınlara ulaşmasının tek yolu: “Bilgiyi ve Bilimi kendine rehber edinmiş gençlerle yol almak... devamı

Mahmut Taylan Tüfek

 

 

  Mahmut Taylan TÜFEK   mtaylan.tufek@gmail.com

 

18 Nisan 2018

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ne kadar tanıyoruz bunu bilmeden onun hakkında yapılan konuşmalar doğru değildir. Benc... devamı

Süleyman Türkoğlu

 

 

  Süleyman TÜRKOĞLU   suleymanturkoglu333@gmail.com

 

23 Mayıs 2018

Küresel çetelerin çocuklarının yaptığı 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra Türk milletine sinsice dayatılan Neo ... devamı

Ekrem Örsoğlu

 

 

  Ekrem ÖRSOĞLU   zeus@egehaberleri.net

 

03 Kasım 2017

Karavan gezilerimden birisinde tanıdım Mehmet Özgül ve eşi Nurten’i, ikisi de doğa hayranı, doğayla bütünleşmeyi, h... devamı

 

Ege Haberleri