Logo
Dark Light
Bumerang - Yazarkafe
Bir kaç iyi adam
Bu yazı  105 kere görüntülenmiş olup, YAZARın kendi görüşlerini ifade eder...

Doğan Yurdakul Anısına…

25 Aralık 1973, henüz 16 yaşımdayım, Ankara her zaman olduğu gibi mevsimin gereğini yaşıyor, sis kömür kokularıyla karışmış halde yamaçlara inmiş, görüş mesafesini oldukça daralttığı gibi şimdilerde çektiğim astım rahatsızlığımın da ciğerlerime yerleştiği zamanlar. Kapının zilinin uzunca çalınmasıyla kapıya koşuyorum, kapıyı açmamla babam telaşla içeriye adımını atıyor, halinden belli ki, hiç de iyi şeyler olmamış.

Babam üzgün, çaresizliği her halinden belli, ağlarcasına bir sesle konuşmaya başlıyor; “Kaybettik, paşayı kaybettik” onun dudaklarından dökülen bu üç kelime evimizi yasa bürümeye yetmişti, hepimize bir hüzün çökmüş, üzgün bir haldeydik. Ankara’da yaşamanın avantajıyla cenaze törenine katılıp, o tarihe ismini yazdıran insanı son yolculuğuna uğurlayan binlerce insanın arasında 16 yaşında bir Türk genci olarak yerimi almıştım. O günden sonra Babamın o telaşlı hali bir Türk büyüğüne olan sevgisi ve onu kaybedişinde çektiği acı aklımda kalmıştır. İsmet Paşayı kaybettiğimiz tarihte 16 yaşındaydım, ne hikmetse tam 16 yıl sonra 25 Aralık 1989 yılında da babamı o dönüşü olmayan yolculuğa uğurladım.

03 Eylül 2017 Kuşadası’nda evimizdeyim, mevsim gereğini yapıyor, Temmuz ayı kadar olmasa da gene nefes aldırmayan sıcakları yaşıyoruz, kızımın yanımda oluşu mutluluğumu her zaman doruklara çıkarmıştır, onunla geçen zaman dilimi benim için o kadar önemli ki, hiçbir şeye bu mutluluğu değişmemin imkânı yoktur. Gözüme ilişen bir haberle sıcak bir kat daha artıyor nefesim daralıyor, bir köşeye yığılıp gözlerim yıllar öncesine, 1975 yılı mart ayına kadar uzanıyor. Kızım telaşla yanıma sokulup, ne olduğunu, neden bu kadar çok üzüldüğümü anlamaya çalışıyor. Gözlerimin önüne 25 Aralık 1973 yılında babamın o üzgün hali ve beni ne kadar etkilediği geliyor. Kızımın soran, sorgulayan, cevap bekleyen haline daha fazla duyarsız kalamazdım.

Canım kızım şimdi sana anlatacaklarım benim gerçekten yaşadıklarımdır, beni ve yaşadıklarımı anlamanı istiyorum;

Ankara 1975 yılı, mevsim kendisini henüz bahara atamamış, 20 Temmuz Kıbrıs Barış Harekâtı’nın sonrasında CHP – MSP partisi koalisyon hükümeti istifa etmiş, o dönemde senatör olan Sadi Irmak’ın kurduğu, güvenoyu alamamış partiler üstü hükümet var. Yani ülkemiz karışık, üniversitelerimizde her gün olaylar, işte o dönemlerde ben de bir sol partideyim. Listelerle anarşist (Düşünen İnsan) avı başlamış, evler aranıyor, suçlu suçsuz yakaladıkları içeride. Tabi sıra bize de geliyor, evimiz aranıyor, bulunan bir Karadeniz yapısı tabanca ve komünist manifesto, birkaç kitap, siyasi içerikli yayın varsa içeri atılmana yetiyor. 03 Mart 1975 yılı şimdilerde müze olan Ankara Ulucanlar Merkez Kapalı Ceza Evi’yle tanışma tarihim.

Havuzlu avluya geldiğimizde gözetiminde olduğum gardiyan yavaşça kolumu tutup, “İşte Denizler burada asıldı” diyor, amacı korku vermek mi, yoksa “hani bil istedim” şeklinde bir uyarı mıydı, anlayamadım. Hüzünle geceyi geçireceğim tecritte kapatılıyorum, zor geçen bir geceden sonra koğuş taksimi yapılıyor. Henüz 18 yaşımı doldurmadığım için beni 4. koğuşa verdiler. 4. koğuş, 14 – 18 yaş arası çocukların kapatıldığı, kısmen ayrı tutulan bir bölüm ama cezaevinin tüm angarya işlerinin buradaki çocuklara yaptırılan bir koğuş. Teskerelerle çöp taşımadan tutun da, kömür taşımaya kadar, tüm pis işler çocuklara yüklenmiş (Bu konu Yılmaz Güney tarafından Duvar filmiyle işlendi.) İşte cezaeviyle tanışmam böyle berbat bir koğuşta başladı.

Amacım sana cezaevi anılarımı anlatmak değil ama bu günkü üzüntüm o günlerden geliyor. O tarihlerde cezaevinde 2. kısımda yatan birkaç iyi insanı anlatarak acımı anlamanı istiyorum. Benim 4. koğuşta olmam diğer koğuşlarda yatan siyasi tutuklularla irtibata geçmeme ve komine katılmama engel olamamıştı, her fırsatta komindeki diğer siyasi tutuklularla buluşuyor, oradaki eğitim ve sosyal faaliyetlerden faydalanmaya çalışıyordum. Kominde olan senin de tanıyabileceğin isimlerden bir kaçı Doğan Yurdakul, Gün Zileli, Abdullah Pütün, Yılmaz Güney. Şimdi onlardan hayatta kalan sadece Gün Zileli, maalesef bu gün Doğan abiyi de kaybettik (Doğan Yurdakul) Onların bende kalan anısı unutulmaz, en zor günlerimde yanımda olup, cezaevi yönetimine başkaldırmışlardı.

4. koğuştaki çocuk tutukluların çalıştırılarak istismar edilmeleri benimle beraber komin sorunu olarak gündeme gelmişti, komin arkadaşlarım önce birer dilekçe ile durumu idareye bildirerek, öncelikle benim büyük koğuşuna alınmamı, 4. koğuşun da şartlarının düzeltilmesini istemişlerdi. Doğan abinin dilekçesini verirken haykırışı hala kulaklarımda, hukuk eğitimi almasının da etkisiyle şöyle seslenmişti, “Cezamızın idamı 8 sene, yatar çıkarız ama sizin amacınız bizim cezamıza isyanı da ekleyip, bizi buradan hiç çıkartmamak, çünkü bizden korkuyorsunuz.” Çocuk istismarına karşı direnen tüm komin arkadaşları ses getirmeyi başarmış, dışarıda bu durum basında da yer almıştı. Ancak idare isyan korkusuyla öylesine baskı kurmuştu ki, her gün arama yapılıyor, adeta göz açtırılmıyordu. Öylesine ileri gitmişlerdi ki, Yılmaz abinin bin bir zorlukla içeri aldırttığı daktilosuna bile el koyulmuştu.

Neticede ben o koğuştan alındım, o abilerimle cezaevinden çıkıncaya kadar birlikte oldum. Her sabah diğer komin arkadaşlarımla, başta Yılmaz abi olmak üzere kantinin önündeki uzun sahanlıkta koşuyor, söylediğimiz marşlarla cezaevini titretiyorduk, sabah sporunun ardından kaynamış limonla kahvaltı, günlük gazetelerin okunması, kitap seçimleri ve o ünlü 6. koğuş bahçesinde yaptığımız voleybol maçları. Daha sonraları 4. koğuş sadece sol görüşlü siyasi tutukluların kaldığı bir koğuş haline getirilmiş, bunun temelinde de o mücadelenin oluşu hep hatırımdadır.

İnsanların hayatına tesadüfler sonucu birkaç iyi insan girer, dokunuşlarıyla geleceğini değiştirir, onlar bir daha hayatlarında olmasa da, onların dokunuşları hep aynı yerdedir. İşte güzel kızım, benim o gencecik halimde beynimin bir yerlerine dokunmayı başaran birkaç iyi insandan biriydi Doğan Yurdakul. Ömrünün çoğunu cezaevinde geçirdiği halde her zaman ülkesini sevmiş bir insandı o. Gerçekleri haykırmaktan hiçbir zaman korkmadı. İşte böyle bir insanı, abimi kaybettim bu gün.

Anlattıklarımı gözlerinden süzülen birkaç damla yaşla taçlandırmıştı kızım, sarılıp, “Çok üzüldüm babacım, başın sağ olsun” deyişi acımı bir nebze de olsa hafifletmişti. Babamın siyasette ve devlet adamlığındaki yeri doldurulmaz. Adamın vefatındaki üzüntüyü yıllar sonra çok daha iyi anlıyor, insanların beyinlerine dokunan insanların önemini daha iyi kavrıyorum. Benzer bir acıyı kızımla yaşayabilmenin de geleceğe yansıyacak bir ışık olduğuna inanıyorum.

Kısa bir ayrılıktan sonra yazılarımı tekrar sizlerle buluşturduğum bu günde, acısı henüz çok yeni olan, bana kalemimden damıtmayı öğreten birkaç iyi insandan birisinin anısına olan saygımla, sezonda ilk yazımı sunuyorum. Ekrem Örsoğlu.

Bu yazı için bir yorum yap..



*


        

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve imla kuralları ile yazılmamış yorumlar onaylanmamaktadır. Yazı ve yorumlar hiçbir şekilde sitemizin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Bunlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
                

Eser Ürküt
Bumerang - Yazarkafe
Eser ÜRKÜT

 

19 Mayıs 2018

Prof. Dr. Cem'i Demiroğlu ; Atatürk Türk gençliğine verdiği önemi konuşmalarının çoğunda bu konuya değinerek belirt... devamı

Melahat Erten Tekeşin

 

 

  Melahat Erten TEKEŞİN   melahattekesin@gmail.com

 

30 Nisan 2018

Değişik duyguların kaynağıdır yatılı okullar, karışık hislerin, duyguların kümesidir içinizde. Değişik kültürlerin,... devamı

Zeren Dağdeviren

 

 

  Zeren DAĞDEVİREN   zeren@egehaberleri.net

 

16 Mayıs 2018

İzmir’in Kemalpaşa İlçesine bağlı, 250 haneli yemyeşil bir doğada yer almış NAZAR köyü… [responsivevoice_button vo... devamı

Hüseyin Bora Çelik

 

 

  Hüseyin Bora ÇELİK   hboracelik@gmail.com

 

10 Mayıs 2018

Milletimizin aydınlık yarınlara ulaşmasının tek yolu: “Bilgiyi ve Bilimi kendine rehber edinmiş gençlerle yol almak... devamı

Mahmut Taylan Tüfek

 

 

  Mahmut Taylan TÜFEK   mtaylan.tufek@gmail.com

 

18 Nisan 2018

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ne kadar tanıyoruz bunu bilmeden onun hakkında yapılan konuşmalar doğru değildir. Benc... devamı

Süleyman Türkoğlu

 

 

  Süleyman TÜRKOĞLU   suleymanturkoglu333@gmail.com

 

23 Mayıs 2018

Küresel çetelerin çocuklarının yaptığı 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra Türk milletine sinsice dayatılan Neo ... devamı

Ekrem Örsoğlu

 

 

  Ekrem ÖRSOĞLU   zeus@egehaberleri.net

 

03 Kasım 2017

Karavan gezilerimden birisinde tanıdım Mehmet Özgül ve eşi Nurten’i, ikisi de doğa hayranı, doğayla bütünleşmeyi, h... devamı

 

Ege Haberleri