Logo
Dark Light
Bumerang - Yazarkafe
Kayinca
Bu yazı  2.409 kere görüntülenmiş olup, YAZARın kendi görüşlerini ifade eder...

İlkokula yeni başlamıştım, kaçıncı gün, hafta, ya da, ay olduğunu hatırlayamıyorum; fakat o güneşli günü, unutmam mümkün değildi.

Tek sınıflı okulumuza, birkaç basamaklı tahta merdivenlerden çıkıp, bayrak direğinin dikildiği balkonumsu bölüme gelince, etrafımızı seyretmenin doyumsuz hazzını yaşardık. Yemyeşil fındık bahçelerıne tepeden bakan, çeşit çeşit meyve ağaçlarının, serenad yaparcasına, çiçeklerinin renk cümbüşünü izleyen gözlerimizi geri alamazdık. Ardından, bulutların yansımasına göre, Karadeniz’in haşmetli görüntüsünü seyre dalardık. Arkamızdan gelen arkadaşlarımızın itelemesini hisseder, sınıfımıza yönelirdik.

Belki de, şimdilerde gözlerim: Dünyanın herhangi bir köşesinde, yeşilin doyumsuz koyuluğunu yakalayamamanın huzursuzluğunu yaşıyor, çocukluk günlerimdeki kayda aldığı güzelliklerini bulamamanın mutsuzluğunu yaşıyordur. Belleğimin ayrıntıları yakalamasını da, bol oksijenli, neredeyse Amazon Yağmurları’nı aratmayacak nitelikteki yağmurların yıkadığı temiz havayı solumasına bağlarım…

Tahta sıralarımıza oturmuş, ürkek bakışlarla eğitmenimizi beklemeye başlamıştık.“Eğitmen” dedim, yanlış anlamadınız.

Hadi, zamanı biraz geriye saralım ve “eğitmen” sözcüğünün anlamını çözelim: 1930’lu yıllarda, okulu olmayan köylerde eğitimi gerçekleştirmek amacıyla açılmış kurslarda yetiştirilen kursiyerlere verilen ünvandı eğitmenlik. Şöyle ki, bu yıllarda, ülkede pek çok köyde maddi imkansızlıklar ve öğretmen eksikliği nedeniyle okul inşa edilememişti. Eğitim siyaset ilişkisi bağlamında, Cumhuriyet yönetimi, açacağı bu kurslardan mezun olacak eğitmenler sayesinde, köye ve köylüye ulaşabilmenin, daha kolay bir yolunu bulacağını düşünmüştür. Ayrıca köy, yaşanan 1930 ekonomik buhran nedeniyle ekonomide devletçi sanayileşme modeline yönelen yöneticilerin, ihtiyaç duydukları sermayeyi temin edebilecekleri bir potansiyel taşıması bakımından ilgi çekicidir.

Eğitmenler sayesinde, büyük tarımsal yatırımlara gerek duyulmaksızın, tarımsal üretimin daha teknik usullerle gerçekleştirilerek, artırılması hedefleniyordu. Bu amaçlar çerçevesinde askerliğini çavuş olarak yapan ve okuma yazma bilen köylülerin birkaç aylık kurslarda eğitilerek köylerine birer eğitmen olarak gönderilmesi uygulanmasına geçilmişti. İşte bunlardan bir kısmı tarımsal alanda eğitici oluyor, öğretmen olmayan köylerde de eğitim öğretim görevini üstleniyorlardı. İşte,bizim komşu Rıza amcamız da, bu kurslarda eğitim alarak eğitmen olmuş ve bizim eğitimimizle görevlendirilmişti. İlk üç yılımızı bu eğitmenimizle geçirecek, dört ve beşinci sınıflarda ilçe merkezinde öğretmen eşliğinde eğitimimize devam edecektik.

Üç yılın sonunda devran değişmiş, mahallemize öğretmen tayin edilmişti. Her neyse şimdi konumuz bu değil…

Nerede kalmıştık: “Tahta sıralarda oturmuş, ürkek bakışlarla eğitmenimizi bekliyorduk” demiştik. Ben şimdi, kolay anlaşılması adına her sözcükte yöresel lehçeye baş vurmadan anlatmaya çalışacağım.

Eğitmenimiz güler yüzle sınıfımıza girmiş, kara tahtanın önüne geçmişti. Tebeşiri eline almış, tam tahtaya bir şeyler yazacakken, dikkatimizi başka bir yöne çekmişti. Güneşli bir gün olduğundan sınıfın ahşap duvarlarından koloniler halinde karıncalar tavana doğru yol alıyorlardı. Ana dilimiz Lazca olduğundan Türkçe sözcükleri de okulla birlikte geliştiriyorduk.

Eğitmenimiz: “Çocuklar, arkanıza yaslanın, şimdi size bir soru soracağım” demişti.
Arkamıza yaslanmış, merakla soracağı soruyu beklemeye başlamıştık!
Çocuklar, şu duvara bakın, yukarıya doğru çıkanların Türkçe adı nedir?
Öğretmenim ben biliyorum
Söyle Emine
İnek öğretmenim
Sınıftakiler hep birlikte:
Ha ha haaaa! Bilemedi
Bu arada, birinin söylediğinin yanlış olacağını bilecek kadar diğerleri biliyor.
İnekten süt sağarız
Sen söyle Seyhan
Kuş öğretmenim
Ha ha haaa bilemedi. Kuş havada uçar
Sen söyle Ayşe
Kertenkele öğretmenim
Bilemedin onun kuyruğu vardır, duvarlarda gezer
Kahkahalarla sıraya yatmalar.
Muzaffer
Kurbağa öğretnenim
Sınıfta iki Cavit var birinin evi, deniz kenarında olduğundan, “Çaydaki Cavit”, diğerinin evi de en tepede olduğundan “Kıkkıli Cavit”, derdik.
Sen söyle Cavit
Balık öğretmenim
Bilen yok mu?
Alirıza
Sıçan öğretmenim
Ben biliyorum öğretmenim
Söyle Melahat
Öküz
Ha ha haaa Okuz ağirde olur
Yılan öğretmenim
Karga öğretmenim
Deve öğretmenim
Sen söyle Cavit
Pire öğretmenim
Hemen hemen bilinen bütün hayvan isimlerini saymıştık.
Müjgan parmağını kaldırdı. Müjganlar, ilçe merkezine taşınmışlar fakat, ekinler kalkıncaya kadar bizimle okuyacaktı.
Hah işte, sen bilebilirsin, ablaların çarşıda, beşinci sınıfta okuyorlar
Müjgan hem öğretmenin ona verdiği destek özgüveniyle, kendinden emin bir şekilde, hafif de şımararak, “ben bilirim” tebessümüyle kalktı.
Örümcek öğretmenim
Eğitmenimizin de artık umudu kalmamıştı.
Hiçbiriniz bilemediniz. Onların adı, kayinca kayinca
Bütün sınıf adını bilememiş, eğitmenimiz de doğru söyleyememişti…
Yörede, yani benim doğduğum Fındıklı ilçesinde ‘r’ harfi genellikle kullanılmaz. Para denmez, paa denir, paraşüt denmez, paaşut denir. Sanki ‘r’ harfi yutulur. Bu ‘r’ harfi söylenmeme sadece Fındıklı’ya özgüdür. Ardeşen lehçesinde aksine ‘r’ harfi özellilikle vurgulanır. İngiliz Alfabesi’nde de alfabelerinde bulunduğu halde ‘r’ harfi ağızdan çıkmaz, Amerikan İngilizcesi’nde özellikle vurgulanır.

Noktaya sıra gelince de, keyfe göre yerleştirilir. Aklıma gelmişken uyarı yapmak isterim! Çocuklarınız Doğu Karadeniz’de doğmuşsa, ve de yaşayacaksa, siz siz olun noktaya müsait isimleri tercih etmeyin. Ömer koyarsınız, hayatta çocuğunuz Ömer diye çağırılmaz, noktalarını atarlar, Omer derler. Kıvılcım koyarsınız, bu hoş, anlamlı ismi, Kivilcum yaparlar. Sadece isimlerde mi? Elbette ki, hayır. “Mümkün” sözcüğü ne kadar masumdur değil mi? Noktalarını koyar, yumuşacık söylersiniz ama işler yöremizde böyle olmuyor, mumkün mu? derler, bunu nasıl zora çevirip söylemeyi becerirler diye şaşırırsınız.

Bizim en büyük zevkimiz, kendimizle eğlenerek gülmek. Yöremiz kocaman tiyatro sahnesi; Bizler, büyürken, devasa tiyaro sahnesinde, sahne tozu az gelir, sahne çamuru yutarak büyümüşüz…

Ben de hala, yöremizin aksan esintilerini konuşma dilimde barındırırım. Taksiye binerim iki muhabbetin sonunda, sorarlar: “Göçmen misiniz?” Bazıları da biraz kibarlaştırarak sorar, “Avrupalı mısınız?”derler. Uzun uzadıya yol boyunca Lazlar’ın açık tenli olduklarını, dil bilen Lazlar’dan olduğumu, aslında, sadece etnik köken açıklamalar gereği dile getirdiğimi. Ne Mutlu Türk’üm! demenin gururunu, Türkiye mozaiğinin zenginliği olduğumuzu, uzun uzun anlatırım. Taksici kardeşlerim, son durağa geldiğimizde, “Ders saati bitti, teneffüs zili çaldı” diye de düşünüyor olabilirler.

Günlerden bir gün, Kadıköy’de ilginç bir olay yaşamıştım: Balıkçılar Çarşısı’nın üst sokağında, bavul almak üzere bir dükkana girmiştim. Dükkan sahibi, “Ben otuz yıllık esnafım, siz kapıdan girerken Arnavut olduğunuzu anladım. Ben, otuz yıllık esnafım, hemşehrilerimi bir kilometreden tanırım” demişti. Beni hemşehrisi olarak kabul etmiş, bir de insan sarrafı olduğuna kendini inandırmış; hiç bozuntuya verir miyim? Arnavut olarak dükkandan ayrılmıştım…

Her bahar, karıncalar koloniler halinde yol alırken, dudaklarımda hafif bir tebessümle, karıncaları teker teker zevkle izler, kulaklarımda, sınıfımızın karıncaya benzetilen hayvan eşleşmesi, söylemlerimiz yankılanır. Karıncalarla eşleştirdiğimiz hayvanları düşünür, bol kahkahalı arkadaşlarımı hatırlarım. Aramızdan ayrılanlara ve komşum, tonton eğitmen amcama rahmetlerimi yollarım…

Melahat Erten Tekeşin.

Bu yazı için bir yorum yap..



*


        

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve imla kuralları ile yazılmamış yorumlar onaylanmamaktadır. Yazı ve yorumlar hiçbir şekilde sitemizin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Bunlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
                

Eser Ürküt
Bumerang - Yazarkafe
Eser ÜRKÜT

 

03 Aralık 2018

Tüm dünyada engelli insanların sorunlarına dikkat çekmek ve onları daha iyi anlayabilmek amacı ile Birleşmiş Millet... devamı

Melahat Erten Tekeşin

 

 

  Melahat Erten TEKEŞİN   melahattekesin@gmail.com

 

10 Aralık 2018

“Okula ilk gelişinizi, tanışmamızı dün gibi hatırlıyorum: Ürkek bakışlarla etrafınızı inceliyor, annelerinizin etek... devamı

Zeren Dağdeviren

 

 

  Zeren DAĞDEVİREN   zeren@egehaberleri.net

 

15 Kasım 2018

Özgür Büyüktanır, muhteşem bir insan ve baba. Kendisini Kuşadası'nda düzenlenen, Yerel yazarlar Şenliğinde tanıdım.... devamı

Hüseyin Bora Çelik

 

 

  Hüseyin Bora ÇELİK   hboracelik@gmail.com

 

22 Kasım 2018

Artık çocuk eğitiminde farklı bir fikir okumam diye düşündüğümde, hep başka fikirler çıkıyor karşıma. En doğru dene... devamı

Mahmut Taylan Tüfek

 

 

  Mahmut Taylan TÜFEK   mtaylan.tufek@gmail.com

 

18 Nisan 2018

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ne kadar tanıyoruz bunu bilmeden onun hakkında yapılan konuşmalar doğru değildir. Benc... devamı

Süleyman Türkoğlu

 

 

  Süleyman TÜRKOĞLU   suleymanturkoglu333@gmail.com

 

23 Mayıs 2018

Küresel çetelerin çocuklarının yaptığı 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra Türk milletine sinsice dayatılan Neo ... devamı

Ekrem Örsoğlu

 

 

  Ekrem ÖRSOĞLU   zeus@egehaberleri.net

 

03 Kasım 2017

Karavan gezilerimden birisinde tanıdım Mehmet Özgül ve eşi Nurten’i, ikisi de doğa hayranı, doğayla bütünleşmeyi, h... devamı

 

Ege Haberleri