Logo
Dark Light
Bumerang - Yazarkafe
Horozu gördün mü?
Bu yazı  1.150 kere görüntülenmiş olup, YAZARın kendi görüşlerini ifade eder...

O gün, hava çok güzeldi, özel bir gökyüzüne şahit olunmuştu. Gökyüzünde, tek bir bulut öbeğinin olmaması nadir günlerden birilerini yaşayacağımızın işaretini veriyordu. Gökyüzünde, bütün maviliğinin en özeli sergileniyordu. Bahar, özene bezene hünerlerini göstermiş, ağaçlar, yapraklarını tüm dünyayı kıskandıracak nitelikte, yeşilliklerini ortaya çıkarmışlardı.

Mısır ekilecek bahçelererin en verimli ve özel bölümleri olan, bostanlık yerleri gübrelenecekti. Kış mevsimi boyunca ineklerin altına serilen eğrelti otları hayvan dışkılarıyla birleşmiş, özleşerek organik gübreye dönüşmüş, sebze ekilecek toprakla buluşma kıvamına gelmişlerdi.

Mahallemizin yağız delikanlısıydı Mevlüt:

Bir zamanlar, babamla halamın oğlu Mehmet ağabeyimle, aynı terzi dükkanında, en nadide kıyafetleri dikerek, damatları, genç, yaşlı, ilçede kim varsa, takım elbiseler dikerek insanlara hizmet sunuyorlardı.

Günlerden pazardı, dükkanın kapalı olması gerekiyordu, zamanını evde dinlenerek geçirmek yerine, ailesine hizmet adip, en ağır işçilik gerektiren bölümünü üstlenmişti. Ahırda kış boyu biriken gübreyi kocaman odun sapının ucundaki çelik çatallı süngülerle alt üst ediyor, kocaman gübre sepetlerine doldurup bostanlık bölümüne taşıyordu.

Bostanlık öbek öbek sepet şeklini almış gübre kulleleri yerlerini almışlardı. Son gayretle etrafı temizleyip kalan gübreleri de sepetine doldurmuştu. Aksilik bu ya, çelik süngünün ucu küçük parmağını sıyırmıştı…

Koca sırım gibi delikanlı, ufak bir sıyrıktan mı korkacaktı. Güçlü, kuvvetliydi. Arşimet: “Bana bir dayanak noktası verin dünyayı yerinden oynatayım” demişti. Mevlüt de, kaldıraç verseler dünyayı yerinden kaldırabileceğini bile düşünebilecek güçteydi. Mevlüt, duşunu almış, deniz manzaralı bahçesine sandalyesini çekmiş eşinin ikram ettiği suyunu yudumlamıştı. “İş bitirmenin sonunda içilen suyun tadı da bir değişik oluyor” diye düşünmüştü.

Bu gece erken uyumak istiyorum” dedi karısına; “yorgunum” demeyi bile kendine yedirememişti. O haftayı halsiz geçirmişti, anlam veremiyordu halsizliğine ama kimseye söyleme gereği de duymuyordu. Ertesi haftayı da halsiz geçirdi, ama boynundaki çevirme güçlüğünden kimseye söylemeye niyeti yoktu.

Grip geçiriyorum, aspirin işimi görür” diye düşünerek her zamankinden daha erken yatmayı tercih etmişti o akşam. Karısı da: “Çok yoruluyor, hem terzilikte çalışıp maddi katkı sağlıyor, hem de ev işlerinde fazla yardımcı, bu sabah da usulca kalkıp ineklerimi sağayım” diye düşünerek sessizce odadan çıkmıştı. İnek sağım işlerini bitirmiş, sofrayı da hazırlamıştı ama kocası henüz kalkmamıştı.

Bunda bir gariplik var” diye düşünerek yatak odasına koşmuştu.
Mevlüt!
Mevlüt!
Mevlüt, karısına seslenip bir şeyler söylemek istiyor ama çenesi çalışmıyordu. Konu komşu çağrışmaları sonucunda sedye hazırlanmış, takriben yirmi dakikalık patika yoldan (şose) araba yoluna indirilmiş, yoldan geçen arabalarla hastaneye yetiştirilmişti.

Gökteki kara, yağmur bulutlarıyla birlikte eve kara haber de gelmişti. Gübreleme esnasında ayağına batan süngü nedeniyle tetanoz olmuş, bütün vücudu kasılmıştı. Yahya Kemal Beyatlı’nın dizelerinde olduğu gibi; Meçhule bir gemi kalkmıştı Gurupit limanından. Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce yol almıştı. Sallanmamıştı o kalkışta ne mendil ne de bir kol. Günlerce siyah ufka bakmışlardı gözleri nemli. Ölüm, bu kadar yakın mıydı? Herkesin “En son gidecek yolcu” dedikleri insan, en önce nasıl giderdi?

Köy yemyeşil ağaçların yeşermesiyle birlikte dikenler de boş durmamış, ağaç köklerinin, çimenlerin, papatya ve mor menekşelerin yanında yerlerini almışlardı. Kesme, kocaman taşlarla döşenmiş patika yollarda bile, ayak basılan yerler dışında bu saydığım karışımlar mevcut. İnsanlar panik içinde ayaklarına diken değse,“Ben de tetanoz olurum” korkusuyla doktora koşuyordu.

Minniye;

Şimdi, bu duygusal anlatımın ardından Minniye nereden çıktı” der gibi düşündüğünüzü anlar gibiyim. Minniye, Mevlütlerin evinin hemen yanında yaşamaktaydı. Haliyle kapı komşusunun yolculuğundan o da en çok etkilenenler arasında yer alıyordu. Minniye, bayan Nastettin Hoca kıvamındaydı. Her hareketi, konuşması, çevrede olay konusu olur, fıkra olarak fındık imecelerinde “Minniye şunu yaptı, bunu dedi” şeklinde anlatılırdı. Çok çalışkan, herkesin bir günde yaptığı işi çeyrek günde başarırdı.

Ben de, bu arada hakkını teslim etmek isterim. Denize yüzmeye gidişlerimizde, aile büyüklerimizin “Deniz tehlikelidir, yanınızda büyük olmadan gidemezsiniz” dediklerinde; bizim yalvarmalarımıza dayanamaz, çalışma dönüşü, arkasındaki fındık dolu sepeti harmana boşaltır, kan ter içinde bize eşlik ederdi.

Bir gün bizim eve uğramıştı, yüzü solgun gibiydi. Hatır sormalarımıza; “Yok bir şeyim” diye karşılık vermişti. Sohbetli ikram sonrası, ayağa kalkıp gideceği esnada yere düşmüştü. Kaldırmaya çalışmış, becerememiştik. Hepimiz bir tarafa dağılmış, uzak olan evlere, imdat aramaya, “Minniye öldü Minniye öldü, çabuk yetişin” çığlıklarını atıyorduk. Herkesin kapısına haber verdikten sonra, dönüşümüzde yerinde yatmıyordu!

Yolun ucuna kadar gitmiş, arkasına dönmeden sağ elini başının üstünden sallayarak: “Ölüm o kadar kolay olsaydı, herkes ölürdü” diyerek evine doğru yol almıştı. Onun hakkında herkesin anlatacağı bir hikayesi mutlaka olurdu. Minniye ismi gibi, kendisi de komikti.

Bir sabah, tavukların folluğuna girmiş, yumurtaları toplamak istemişti. Folluğun kralı horozu sinirlendirmiş olacak ki, horoz gelmiş çıplak ayağını gagalamıştı. Kanayan yarasını musluğun altında sabunla yıkamıştı. Birdenbire horoz paniğini atlattıktan sonra, tetanoz olayını hatırlamıştı. “İncecik süngü, tetanoz yapabiliyorsa, horoz gagası neden yapmasın” diye kuşkuya düşmüştü.

Haber çabuk yayılmış, doktora gidilmesi kararı alınmıştı. İlçe merkezinde hastane var, ama beni büyük doktorlara götürün diye tutturmuştu. Küçük yerleşim yerlerindeki kanı, bu yönde olur genellikle. Ne kadar büyük şehir, o kadar büyük doktor. “Rize’ye götürelim” demişlerse de, “Daha büyük doktor olsun, Trabzon olsun” diye tutturmuştu.

Araba tutulmuş, mahalle delikanlılarından birkaç kişi, bir de, doktora doğru ifadelerle olayı anlatabilecek, hem de büyük şehirleri iyi bilen bilir kişiyi, İlyas amcanın karısı Nuriye yengeyi de yanlarına almışlardı. Mahallede kim büyük şehre doktora giderse, Nuriye yenge de bilir kişi olarak mutlaka yanlarında olurdu. Tavsiye üzerine doktor bulmuşlar, muayenehanesine doluşmuşlardı. Doktor hem hastayı, hem de bilir kişi tarafından tetanoz olayını da dinlemişti.

Minniye’yi odasındaki hasta muayene kanepesine yatırmış, incelemesini yapmıştı. Sıra ağız burun yoklamasına gelmişti. Doktorların, boğazın içini görebilmek için dili bastırırken kullandıkları tahta çubuğu Abeslangla ağzını iyice açtırmış dilini bastırarak incelemesini yapmış, muayenesini bitirmişti. “Hazırlanabilirsiniz, yazacağım ilaçları eczaneden alabilirsiniz” demişti.

Minniye, çok sinirlenmişti, bunca yolu mahalleliyi toplayarak en büyük doktora boşuna mı gelmişti! Bu kadarını kasabasındaki doktoru da yapabilirdi! Hışımla ayağa kalkıp doktorun, diline bastırıp bağazını incelediği, Abeslang tutan elini kavramıştı. Gözlerinin içine bakarak: “Doktor Bey, boğazume o kadar baktunuz, Horuzi gördunuz miii?

Yanındakilerin kahkaha sesleriyle doktor kendine gelmiş, kahkahalarına eşlik etmişti. Hayat, tuhaflığını göstermiş, gülmenin de ağlamak kadar elzem olduğu bilincine vardırmıştı. Doktor, horozu görememişti.

Minniye yengemiz bu olaydan kurtulmuştu ama başka nedenlerden dolayı, zaman içinde, kaçınılmaz sona gelmiş, sessiz gemiye binmişti. Bakılmıştı arkasından göklere elemle, gözleri nemli…

Bir vesileyle tüm geçmişlerimize rahmetlerimizi yollamayı elzem sayarım. Melahat Erten Tekeşin

  • Bu yazı ayrıca HÜRRİYETte de yayımlanmıştır..

1 yorum
  • avatar can
    29 Aralık 2017
    #1

    Ah bu karadeniz kadınlari tabiri caizse erkek gibidir, annemden bilirim:) çok eğlenceli ve keyifliydi




*


        

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve imla kuralları ile yazılmamış yorumlar onaylanmamaktadır. Yazı ve yorumlar hiçbir şekilde sitemizin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Bunlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
                

Eser Ürküt
Bumerang - Yazarkafe
Eser ÜRKÜT

 

03 Aralık 2018

Tüm dünyada engelli insanların sorunlarına dikkat çekmek ve onları daha iyi anlayabilmek amacı ile Birleşmiş Millet... devamı

Melahat Erten Tekeşin

 

 

  Melahat Erten TEKEŞİN   melahattekesin@gmail.com

 

26 Kasım 2018

Ah Delia! Sana bir mektup yazmak istedim; bir vefa, bir veda olur mu, sen ister miydin, bilemiyorum. Ama öyle, ... devamı

Zeren Dağdeviren

 

 

  Zeren DAĞDEVİREN   zeren@egehaberleri.net

 

15 Kasım 2018

Özgür Büyüktanır, muhteşem bir insan ve baba. Kendisini Kuşadası'nda düzenlenen, Yerel yazarlar Şenliğinde tanıdım.... devamı

Hüseyin Bora Çelik

 

 

  Hüseyin Bora ÇELİK   hboracelik@gmail.com

 

22 Kasım 2018

Artık çocuk eğitiminde farklı bir fikir okumam diye düşündüğümde, hep başka fikirler çıkıyor karşıma. En doğru dene... devamı

Mahmut Taylan Tüfek

 

 

  Mahmut Taylan TÜFEK   mtaylan.tufek@gmail.com

 

18 Nisan 2018

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ne kadar tanıyoruz bunu bilmeden onun hakkında yapılan konuşmalar doğru değildir. Benc... devamı

Süleyman Türkoğlu

 

 

  Süleyman TÜRKOĞLU   suleymanturkoglu333@gmail.com

 

23 Mayıs 2018

Küresel çetelerin çocuklarının yaptığı 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra Türk milletine sinsice dayatılan Neo ... devamı

Ekrem Örsoğlu

 

 

  Ekrem ÖRSOĞLU   zeus@egehaberleri.net

 

03 Kasım 2017

Karavan gezilerimden birisinde tanıdım Mehmet Özgül ve eşi Nurten’i, ikisi de doğa hayranı, doğayla bütünleşmeyi, h... devamı

 

Ege Haberleri