Logo
Dark Light
Bumerang - Yazarkafe
Kapatıyoruz! Yoksa Doğuda Ağalık Ölecek
Bu yazı  113 kere görüntülenmiş olup, YAZARın kendi görüşlerini ifade eder...

Türk milli eğitim sisteminin çürütülmesi
Aklı iğdiş edilmiş neslin üretilmesi
Cumhuriyetimizin kurulmasıyla beraber cehalete başlatılan asıl Kurtuluş Savaşı kesintiye uğramadan devam edebilseydi, ülkemizin durumu nasıl olacaktı?

Eğitim sistemimizi eline geçiren küresel çeteler, Fulbırht eğitim kurumu eliyle, 1949 yılından sonra Milli Eğitimimiz değiştirilmeye başlandı. Cumhuriyet döneminde (1923-1949) lise ve ortaokullarda Atatürk’ün yazdırdığı tarih ve coğrafya kitapları inceltildi. İçeriği tamamen değiştirildi. Eğitim müfredatı ve eğitmen yetiştiren okulların dokusuyla oynandı.

Atatürk’ün yazdırmış olduğu tarih kitaplarında, Türk milletinin tarihi kültürü, evrensel uygarlığı bilimsel olarak yazılmış, Türk gençliğine okutulmaktaydı. Amaç, Türk milletinin tarihsel uygarlığını, tarihsel yapılarını, tarihsel çalışmalarını Türk milletine öğretiyor olmasıydı.
Cumhuriyet döneminde okutulan coğrafya kitaplarının, ülkemizin tarihi ve ekonomik zenginlikleri anlatılmaktaydı.

1949’da Fulbirht Enstitüsü, Cumhuriyet dönemindeki okutulan, tarih ve coğrafya kitaplarını kaldırmış, yerine Osmanlının savaşlarını yaptığı anlaşmalarını anlatan kitaplar okutulmaya başlatılmıştır. Fulbirht Enstitüsü’nün hazırlattıkları tarih kitaplarında, Osmanlı tarihinde Türklerin savaşçı, barbar, medeniyetten uzak oldukları okutuldu. Yeni ve genç Türkiye Cumhuriyeti’nde Osmanlıya dönüşün adımları atıldı.

Şimdi yaşadığımız tarihi süreci gözden geçirelim. 1949 yılında Fulbirht Enstitüsü’nün kurulmasıyla, eğitim sistemimiz dört artı dört komisyonuna bırakılmış. Dört Amerikalı, dört Türklerden oluşan komisyon, Türk Milli Eğitimi adına aldıkları karalarda eşitlik olursa, son oy sahibi Türkiye Amerikan Büyük Elçisinin vereceği karar nihai oluyor. Hal böyle olunca da milli eğitimimiz küresel çetelerin eline geçmiştir. Ele geçirilmiş milli eğitim, aslında tam bağımsızlığın elden gitmesi demek olduğunu o gündür bu gündür kimse görememiş olması, 2016 yılında da devam etmesi düşündürücüdür.

1949 yılında günümüze kadar milli eğitimimizi teslim eden zihniyet ile milli eğitimde karar verici dokuz kişilik komisyon üyeleri millici ve dindar oluyorlar. Atatürk milli ve dindar olmuyor. Atatürk’ü din düşmanı ilan ediyorlar.

Milli eğitim bağımsızlığımızın Amerikalılara teslim edilen sürecin öncesine bakmak gerek. 1949 yılında durup dururken Türk ve Amerikan Eğitim Komisyonu nasıl olur da kurulur?

Amerikan Türk eğitim komisyonu kurulmadan önce 1947 yılına bakmak gerekir. Küresel çetelerin kurmuş olduğu tuzak sonucunda 22 Mayıs 1947 yılında Türk milletinin bağımsızlığını Amerika’ya dolayısıyla küresel çetelere teslim edilen Turuman Doktrini’ni imzalayan İsmet İnönü, Amerikan Türk eğitim komisyonunun önünü açmıştır. Amerikan Türk eğitim komisyonunun kuruluşuna da imza atanın İsmet İnönü olması oldukça düşündürücüdür.

1947 yılında imzalanan Turuman Doktrini ile ülkemizin bağımsızlığı küresel çetelerin eline geçmiş olup, ilk iş olarak Cumhuriyetin ekonomik Kültürel ve tarihsel aydınlatılması için kurulan Köy Enstitülerini 17 Nisan 1947 yılında kapattırmıştır.

Köy Enstitüleri’nin neden kapatıldığını ise DP milletvekili Kinyas Kartal şöyle açıklamıştı: “Köy Enstitüleri gelişiyor. Biz ağalar toplandık. Bu Köy Enstitüleri 10 yıl daha sürerse Doğu’da ağalık ölecek. 1950 seçimleri öncesinde Demokrat Parti ile pazarlık yaptık ve Köy Enstitüleri’ni kapatmaya söz verirseniz oyumuzu size vereceğiz dedik. Söz verdiler oyumuzu verdik. Enstitüleri de kapattırdık

Emin Sazak; “Köy enstitüsünden mezun olan bu itlere torak verilecekmiş, versinler bakalım verebilecekler mi? Ben onlara koyun, hayvan, çift, çubuk, tohumluk vermedikten sonra topraklanıp ne olacak” demiştir.

Kinyas Kartal ve Emin Sazak’ın bu cümleleri, küresel çetelerle iş birliği sonucu ülke eğitimin nasıl yok edilmeye başlandığının başlangıcı olarak, gelecek de Türk milletine ders olmalıdır.

Cumhuriyeti kuran kurucu zihniyetin temsilcileri Atatürk’ün gösterdiği medeni millet olma cesaretini maalesef ki, gösterememişlerdir. Yapılan şantajlara ve tehditlere Atatürk gibi dik durmamışlar, Türk milletinin tam bağımsızlığını küresel çetelere teslim etmişlerdir.

1950 den sonra başlayan karşı devrim, Türk milletinin bu günlere gelmesinde büyük etken olmuştur. Barajlar kralı olarak gösterilen Sami Süleyman Demirel Gündoğdu’nun 1965’den görev yaptığı 1994 yılına kadar toplamda tek başına 327 imam hatip lisesi açmıştır.

İsmeti İnönü, Bülent Ecevit’in de aralarında bulunduğu, 1950 yılından 2002 yılına kadar ülkeyi yönetenlerin toplamda 274 imam hatip okulu açmışlardır. Açılan imam hatip okullarına Demirel‘inkileri de eklersek toplam sayı 601 tanedir.

Diğer yandan 12 Eylül Askeri Darbe’nin ardından ilim ve fen üretecek liselerde de ayrışımlar başlamıştır. Başta, kız meslek liseleri ile karma eğitim delinmiş oldu. Meslek, ticaret, turizm, sanat, öğretmen ve dengi liseleri kurularak eğitim de ayrımcılığının temelleri atılmıştır.

Gruplaştırılan bu liselerde, Fulbirht Enstitüsü’nün hazırladığı eğitim kitapları okutturuldu. Hazırlanılan ders kitaplarında tarih ve coğrafya dersleri basit hale getirildi. İmam hatip, meslek, ticaret, turizm, sanat, öğretmen ve dengi liselerde tarihini, ecdadını bilmeyen, coğrafyasını tanımayan, Cumhuriyet aydınlanmasını, inkılâp tarihlerini anlamadan içi boşaltılmış gençler yetiştirdik.

İlim ve fen üretecek üniversite gençliğini ideolojik savaşların yapıldığı kurumlar haline getirdik. Teknoloji yaratacak genler yerine bir birlerini nasıl kendi ideolojisine inandıracakları ortamlar hazırlatıldı. Üniversite gençliği bir birini yemeyle meşgulken küresel çetelerin emperyalizm şirketleri ülkemizi ele geçirdiler. Üretim durdu, yüzde yüz tüketici olduk.

Binlerce bilgisayar mühendisi yetiştiriyorsun, teknoloji alt yapı kurulmayınca teknoloji üretemiyorsun, küresel çetelerin teknolojilerini ülke içinde sömürmesi için alet oluyorsun. 28 bin eczacı yetiştiriyorsun, içinde profesörü, doçenti, öğretim üyesi akademisyenlerle dolduruyorsun, ama yaşam için ana malzeme olan hayati yaşam ilaçlarını üretmiyor, küresel çetelerin firmalarından alıyorsun.

Türkiye’de 33 üniversitede ziraat fakültesi bulunuyor. Son dönemde Tarım Bilimleri ve Teknolojileri ya da Ziraat ve Doğa Bilimleri adı altında da fakülteler açılmış. Atatürk’ün direktifleriyle 1933 yılında açılan Yüksek Ziraat Enstitüsü’nden ve açılan diğer tüm fakültelerden bugüne dek 103 bini aşkın ziraat mühendisi mezun olmuş. Bu rakama her yıl ortalama 4 bin mezun ziraat mühendisi daha katılıyor.

Ülkende bu kadar ziraat mühendisleri ve zirai akademisyenlerin olacak, insanlarımızın yaşaması için temel gıda maddesi ekmeklik buğdayı ve samanı küresel çetelerin emperyalist şirketlerinden satın alacaksın. Yirmi üniversiteden 35 bin veteriner hekim mezun edeceksin, içinde akademisyenlerin de olacak ama insanlarımızın tükettiği ana besin maddesi et ürünlerini 2004 yılından beri küresel çetelerin şirketlerinden her yıl ortalama beş milyar dolar ödeyerek alacak, insanlarına yedireceksin.

Sevgili okurlar, eğitim meselesini yüzlerce kitap yazsak içimizdekileri sığdıramayız. Küresel çetelerin milli eğitimimizi getirdiği noktayı hep beraber görüyoruz. Milli Eğitimle eğitilmiş gibi görünen ama altı Milli Eğitimle oyulmuş kobay devlet ve millet haline getirildik. Umarım bu anlattıklarımız gelecek nesillere ders olacak ve aynı hataları bir daha yapmayacaktır. Tabii, ulus devlet olarak kalabilirsek, yada yok olmazsak.

Süleyman Türkoğlu, Araştırmacı Yazar

Bu yazı için bir yorum yap..



*


        

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve imla kuralları ile yazılmamış yorumlar onaylanmamaktadır. Yazı ve yorumlar hiçbir şekilde sitemizin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Bunlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
                

Eser Ürküt
Bumerang - Yazarkafe
Eser ÜRKÜT

 

03 Aralık 2018

Tüm dünyada engelli insanların sorunlarına dikkat çekmek ve onları daha iyi anlayabilmek amacı ile Birleşmiş Millet... devamı

Melahat Erten Tekeşin

 

 

  Melahat Erten TEKEŞİN   melahattekesin@gmail.com

 

26 Kasım 2018

Ah Delia! Sana bir mektup yazmak istedim; bir vefa, bir veda olur mu, sen ister miydin, bilemiyorum. Ama öyle, ... devamı

Zeren Dağdeviren

 

 

  Zeren DAĞDEVİREN   zeren@egehaberleri.net

 

15 Kasım 2018

Özgür Büyüktanır, muhteşem bir insan ve baba. Kendisini Kuşadası'nda düzenlenen, Yerel yazarlar Şenliğinde tanıdım.... devamı

Hüseyin Bora Çelik

 

 

  Hüseyin Bora ÇELİK   hboracelik@gmail.com

 

22 Kasım 2018

Artık çocuk eğitiminde farklı bir fikir okumam diye düşündüğümde, hep başka fikirler çıkıyor karşıma. En doğru dene... devamı

Mahmut Taylan Tüfek

 

 

  Mahmut Taylan TÜFEK   mtaylan.tufek@gmail.com

 

18 Nisan 2018

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ne kadar tanıyoruz bunu bilmeden onun hakkında yapılan konuşmalar doğru değildir. Benc... devamı

Süleyman Türkoğlu

 

 

  Süleyman TÜRKOĞLU   suleymanturkoglu333@gmail.com

 

23 Mayıs 2018

Küresel çetelerin çocuklarının yaptığı 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra Türk milletine sinsice dayatılan Neo ... devamı

Ekrem Örsoğlu

 

 

  Ekrem ÖRSOĞLU   zeus@egehaberleri.net

 

03 Kasım 2017

Karavan gezilerimden birisinde tanıdım Mehmet Özgül ve eşi Nurten’i, ikisi de doğa hayranı, doğayla bütünleşmeyi, h... devamı

 

Ege Haberleri