Logo
Dark Light
Bumerang - Yazarkafe
Yolcular kalmasın!
Bu yazı  1.858 kere görüntülenmiş olup, YAZARın kendi görüşlerini ifade eder...

Şimdi sizleri, rüzgarların toz kaldıramadığı topraklara götürmek istiyorum. Kurumuş yaprakları, çamur parçalarını, ağaç dallarını, belki ağaç köklerini dahi söküp kaldırdığını fakat toz zerreciklerini bulamayıp rüzgarın bile, sinirlendiği diyarlara götürmek istiyorum.

Bol yağmurlarda temizlenmiş havayı ciğerlerine dolduran, yağmur sonrası, mis gibi toprak kokusunu soluyan, sırtında sepeti, elinde şemsiyesi, hangi çukura basmamasının muhasebesini yaparken bile yanındakilere espri yapmayı ihmal etmeyen insanlardan söz etmek istiyorum.

Haşin bakışlı ama bir o kadar da nur yüzlü, baba ruhlu, ana yürekli çok tatlı konuşan, çok gezmemiş ama sanki, her ülkeyi gezmiş gibi: “Buralardan güzel ülke yoktur” diyebilecek kadar özgüvenleri yüksek insanlarla tanıştırmaya, doğduğum yöreme götürmek istiyorum.

Harem’den kalkan bir otobüsü tercih etmemin nedeni: Hem dağ manzaralarını, hem de denizden gelen yosun esintileriyle belleğiniz, doyumsuz manzaraları kayda alsın istiyorum.

Bütün sıkıntılarınızı ve tüm olumsuz düşüncelerinizi, doğada çözünür poşetlere koyup, bir güzel bağlamanızı, çöp bidonlarının içine atmanızı rica etmek isterim. Zaten dertlerinizi ve de sıkıntılarınızı, yanınızda götürecekseniz, gezmenizin bir anlamı olamaz diye düşünürüm.

Otobüsümüz kalktı, gece yolculuğu olduğundan, koltuklarınızı hafif arkaya yaslayarak uykunuzu alabilirsiniz. Merak etmeyiniz, sabaha karşı sizi uyandırma görevi bende olacak; turist rehberiniz ben olacağım. Otobüsün ışıklarını kapatıyorum, sadece ön farlarınından yansıyan ışıklar yolu gösterecek. Yolculukta, uykuyu sevmeyenler, yol güzergahını izleyebilirler. Kaptanınız Yaşar Karadeniz, yardımcı kaptan Yusuf Demir, hostesiniz, Leyla Erten, kaliteli yolculuk adına hizmetlerinizde olacaklardır, iyi yolculuklar.

Uzun yol haritasını geride bırakmış, Çakallı yokuşundan süzülürken, otobüsü durdurup dağ havasında soluklanalım istedim. Başımızı yukarıya doğru şöyle bir kaldıralım: İlkbahar, ya da, Sonbahar olduğu hiç farketmez; renkler, sizi, sizden alacak, yorgunluğunuza değeceğinin işaretini verecektir.

Otobüsün tekeri döndükçe ve saatler ilerledikçe Samsun sahillerine vardığınızın işareti olacaktır. Leman Sam kasetini dinler gibi: Denizleri köpük köpük havalandıran rüzgar, usul usul içeri girip, yüzünüze esecek, rüzgarlığı anlatacak, esip geçmeyi anlatırken, usul usul, sizi, dertlerinizden kurtaracak.

Ordu sahillerinde çay molası vermek, kendinizi zinde tutacak. Giresun’dan geçerken, sahil boyu fındık tarlalarının renk cümbüşü sizi mest etmeye yetecektir. Giresun Kalesi’nden manzara seyri, keyfinizi artıracak.

Artık karnınız zil çalmaya başladı farkındayım, biraz daha sabredersek, Vakvıkebir Çavuşlu sıcacık ekmeğin arasına, Kars eski kaşarı hazırlatıp ellerinize verdiğimde; “Şimdiye kadar biz, ekmek arası kaşar yememişiz, aman Allah’ım ağzımdaki bu tat neee?” diyeceğinizden eminim.

Hazır Vakvıkebir demişken de; arkadaşımı hatırlayıp, onun halasının başına geçen olayı, onun ağzından dinleteceğim:

Halam dağ köylerinden birinde yaşar, alışveriş için benimle kasaba merkezine inmişti. Vitrin mankenlerinin yeni piyasaya çıktığı dönemler: Dükkanın önünde duran mankenin üzerine giydirilen elbisesini elleyip sormuştu.
Habunun metrosi kaçadur?
Manken bu, aldırmaz! Halam bir daha sorar.
Sağa diyirim, ha bunun metrosi kaçadur?
Mankenin burnu havada aldırmaz elbette.
Halam iyice sinirlenir, sesini yükselterek yeniden sorar!
Sağa diyiriiiim, habunun metrosi kaçaduuur?
Mankende hala, ses yok!
Kaldurdun ha o burnuni, bakmayisiiin. Habu benum peştemalli kara lastiklerumi beğenemedun değil miii? Osurayım o burnuna!

Trabzon Ayasofya Kilisesi’ni gezmek birinci adım. Yedi yüz yıldır değişik olaylara gebe olmuş ama günümüzde, müze olarak haşmetli ve vakur duruşuyla turistlere hizmet vermekte. Denize nazır bu binanın içini gezerken, tarihin derinliklerinde yolculuk, sizi düşündürecek beyninizi hayli yoracak. Ardından bahçesindeki deniz manzarası, tarihin derinliklerinden çıkarıp günümüze taşıyacak.

Hemen yanı başındaki, görev yaptığım Fatih İlkokulu’nu, çalışkan okul müdürümüz, Gürcan Aşçı’dan izin alıp, gezedirmek isterdim ama yerinde yeller esiyor!

Kulaklarımda Günsel öğretmenin anısı kalmış, ondan dinliyoruz:
Bir gün, dersi işledikten sonra, konunun ana fikrini sormuştum Hemen cevap vermeyin, biraz derin düşünün de öyle cevap verin” demiştim. Herkesten cevap gelmişti, Ahmet başını iki avucunun arasına almış, ses yok!
Ahmet, sen fikrini söylemedin!
Düşünüyorum öğretmenim
Ne düşünüyorsun Ahmet?
Siz derin düşünün demiştiniz ya, denizin dibini düşünüyorum!

Atatürk Köşkü’nü gezmek, yakın tarihin izlerini tazeleyecek, bugünlere nasıl gelindiğinin muhasebesini sorgulatacak; ardından, çevresini gezerken, eşsiz Trabzon manzarasını tepeden izlemek yorgunluğunuza iyi gelecektir.

Sümela Manastırı Trabzon Maçka ilçesine bağlı; yolculuğu, sizi hayli yoracak ama değecek. Ben ilk gördüğümde, bu mikro şehrin sarp kayalara nasıl yerleştirildiğine akıl sır erdirememiş, kim bilir, kaç işçinin, yapımı esnasında akıbetini hayal bile edememiş, rüyalarıma kabus gibi yerleşmişti!

Yeşilin tonları koyulaştıkça Rize’ye geldiğimizin işareti olacağını bilmemiz gerek. Benim belleğimde bir tuhaflık var, bazı olayları Japon yapıştırıcısı gibi kaydeder, bazılarını da es geçer.

Altmışlı yıllar: Tek haberleşme aracı, gazete ve dergiler, o yıllarda gazeteler, dergiler ne yazarsa doğrudur, zihniyeti hakim. Okuduğumuzu, belleğimiz hemen kayda alırdı. Hayat mecmuası haftada bir çıkıyor, ben de aboneyim,
Baş köşe yazarlarından Şevket Rado anlatıyor:
Yolum Rize’ye düşmüştü, turist rehberimiz önce Rize Kalesi’ne çıkardı, manzara eşsiz, seyre doyamadık. İkinci adım olarak, gayet dik ve virajlı yollardan, Rize Ziraat Botanik Çay Bahçesi’ne geldik. Manolya ağaçlarının altında kurulan masalarda, manolya kokuları eşliğinde, içtiğimiz çayın tadını hayatım sürece bu can bende durdukça unutamam. Gördüğüm manzara karşısında, hiç kimse bana, bilmem İsviçre dağ manzarası veya dünyanın, bilmem neresinin manzarasını anlatamaz. Önce Rize çay bahçesinden manzarayı seyre dalın, ondan sonra manzara tarifi yapın, derim” diye devam ediyordu.

Bir başka olay daha dikkatinden kaçmamıştı. Şevket Rado devam ediyor:
Çayeli dahil çay bahçelerine rastlıyorsunuz, Pazar Kemer sonrasına çay henüz girmemiş. Yaprağı para denen bitki yok, ekilmemiş. Pazar Kemer sonrası halkında bir farklılık gözlemliyorum; giyim tarzı da değişiyor, büyük şehir giyimi sezinliyorum. Hafif bir inceleme yapıyorum; doğuya gidildikçe okumuşluk oranı artıyor gibi, Pazar, Ardeşen, Fındıklı, Arhavi, Hopa, Artvin: Halk toprak gelirine kıt kanaat geçimlerini yetiremediklerinden büyük şehirlere, göç başlamış. Önce giden, geride bıraktıklarına, kapılarını açarak, eğitimlerine katkıda bulunmuşlar. Okuma oranı inanılmaz yüksek, her ailede en az lise mezunu, ünüversite mezunları mevcut. Genç kızları doğuya gidildikçe, daha bir modern giyinmiş, moda mecmuasından çıkmış gibiler vs gibi devam ediyordu

Şevket Rado, anlatadursun. Biz,Çayeli Pazar’ı geçmiş, Ardeşen Fırtına Deresi’ne gelmişiz. Dere boyunca alabalık çiflik evleri kurulmuş, binaların ayakları derenin tam kenarında…

Yemek masaları, derenin köpük köpük akışını izlediğiniz yerlerine yerleştirilmiş. Ara sıra sürprizlere hazır olunuz. Rafting grupları her an çıkagelirler. Turistlere tahsis edilen ahşap binalar, tarihi kemer köprüler yanında kurulmuş olduğundan, dere suyu sesinin çıkardığı melodik tınılar, doyumsuz manzara eşliğinde size sunulacaktır. Tarihi köprüler, sizi ortamınızdan alıp, tarihin derinliklerine de taşıyabilir. Muhlamanın cızırdayan tereyağı sesi, tekrar anlık ortamınıza getirecektir. Her daim sürprizlere hazır olunuz.

Tesisimiz yüz metre geridedir

Yol kenarında duran tabela, sizi şaşırtmasın, şaka değil gerçektir. İlerlediğiniz yoldan yüz metre geriye dönüp tesise varmak zorunda kalabilirsiniz!

Çamlı Hemşin’in sağ tarafından yol alırsanız, yol sizi Zilkale’ye çıkaracaktır. Yapım tarihi kesin olarak bilinmemekle beraber, on üç, on dördüncü yüzyıl olarak tahmin edilmekte. Zilkale, size, yine doyumsuz manzaralar eşliğinde tarihin derinliklerinden kesitler sunacaktır.

Daha da tırmanırsanız, patika yollar sizi, Çiçekçi Yaylası’nın doyümsuz manzarasına götürecektir. Biz, yıllar önce, bir grup eşliğinde güneşli bir günü yakalamış; gördüğümüz manzara karşısında sarhoş olmuş, sözleşmiş gibi, hep bir ağızdan: “Cennet’i gördük!” demiştik.

Nerede kalmıştık? Çamlı Hemşin dere boyu giden yol, sizi, meşhur Ayder Yaylası’na taşıyacak. Gördüğünüz manzara, dilinizi yutturacak:

Hangi renk cümbüşünden, hangi hırçın esen rüzgarın salladığı ağaç yapraklarının, renk tonlarını tasvir ve tariff edeceğimi bilemiyorum. Mevsim sonbaharsa; hangi ay ya da gün, önemli değil. İlahi ressam, fırçasını özenle kullanmış, sarı-kahverengi tonlarını yapraklar üzerinde, koyulu açıklı serpiştirmiş, mevsim ilkbaharsa, yeşilin tonlarında, aynı olay gerçekleşmiş olacak.

Doyumsuz manzara eşliğinde konaklama işlemlerinizi hallettikten sonra; başınızı şöyle bir gökyüzüne doğru kaldırmanızı, dağ manzarasını izlemenizi öneririm. Benim izlediğim günde, sis, çam ağaçlarının gövde kısmını sarmış, tepe kısımları berrak olduğundan, gökyüzünde, çam manzaraları görünümünü yakalamıştım. Yan tarafından inen derenin görüntüsü de, gökten ırmak akıyor izlenimi oluşturmuştu. Seyre doyamamış, bakakalmıştım.

Yöre kızlarının ağırlayacağı, Ayder Kaplıca Tesisleri’nde şifa bulma yüzüşlerini yapabilirsiniz. Bu yolculukta fazla vaktimiz olmadığından bir gün dinlenip daha doğuya gitmek istiyorum.

Doğuya yolculuğumuz devam ediyor, kıyı boyu denizin masum dalgalarını izlerken, “Gurupit” tabelası, benim doğduğum yeri işaret ederken, ilçem olan Fındıklı merkezine üç kilometre sonra varacağımızın işareti olacaktır.

Doyumsuz manzara eşliğinde, bol tereyağlı muhlama yemek istiyorsanız: Kıyı boyu deniz manzarası eşliğinde mi, dere boyları dağ havası alarak alabalık ziyafetlerine mi? Tercih sizin, karar sizindir.

Biraz ara verip, en çok bildiğim insanlarımın yaşamlarından kesitler sunmak istiyorum:

Nasıl başlayacağımı, nelerinden bahsedeceğimi bilemiyorum ama Fındıklı deyince; okuyan eğitimli insanlardan bahsedeceğimi iyi biliyorum. Her ilçede merkezden köylere, eğitim seviyesi genelde düşer. Bu ilçede eğitim seviyesi, merkez ve köylerde homojen bir şekilde yayılır, Arhavi, Hopa, Artvin, aynı konumda seyreder.

Kız evlendirme olaylarında da öncelikle erkeğin bitirdiği okul gündeme gelir. “Amerika’ya gitti fabrikatör oldu” deseniz bile:
Oralarda, o kadar vakit geçurdi da, profösör olamadi miii?” diye sorarlar!

Yörede. insan değeri, statüsü aldığı eğitimle doğru orantılıdır, mezun olduğu üniversiteye göre değer biçilir.

Rahmetli ağabeyimin şöyle bir esprisi vardı: Benim bir oğlum olursa, adını mühendis koyacağım. “Mühendis oğlumuza kızınızı istiyoruz dersek, oğlum okuyamasa bile, okudu algısı yaratırız, kızlarını hemen verirler” der güldürürdü.

Eğer uzun zaman başka şehirde yaşar da dönerseniz, sokağı tiyatro sahnesi sanırsınız.Hem yürür hem de laf atarlar, ciddiyetle söylediği absuk bir şey aslında, sizi güldürmek adına olduğunu, birkaç saniye sonra fark edersiniz.

Birinin yaptığı espri öbürünü bastıracak şekilde, sürüp gider.

Arhavi, Hopa, Sarp derken, sınır kapısına kadar durum değişmez; sadece, yesillik ve renk cümbüşleri meyve ağaçlarının çiçek açmış hallerinin doyumsuz seyri, size eşlik etmeye devam eder.

Sarp sınır kapısından Batum topraklarını izleyebilirsiniz. Bu topraklara pasaportsuz geçemeyeceğinize göre, son durağa geldik demektir.

Üzülerek dönüş saatimizin geldiğini bildirmek zorundayım.

Otobüsümüz yüz metre geridedir. deniz kıyısında size bekliyor!
Yolcular kalmasın!

Başka bir yolculukta, yeniden buluşmak üzere…

Melahat Erten Tekeşin.

  • Bu yazı ayrıca HÜRRİYETte de yayımlanmıştır..

3 yorum
  • avatar Mehmet Genç
    11 Aralık 2017
    #1

    Bi çırpıda Karadeniz’i gezdiren Melahat Hocam süper döktürmüş. Yüreğinize, kaleminize sağlık. Bu güzellikleri görmeyen kalmasın.

  • avatar Güzin Eyüboğlu
    18 Aralık 2017
    #2

    Ah Karadeniz! Çok teşekkürler Melahat Hocam. Ne güzel hem gezdirip hem de gülümsettiniz ata topraklarında… Emeklerinize sağlık, sevgiler…

  • avatar gulet kiralama
    07 Mart 2018
    #3

    Memleketimizin her yeri çok güzel gerçekten.Ben birçok yeri gezme fırsatı buldum lakin Karadenize hiç gitme fırsatım olmadı.ve en çok görmek istediğim yerlerden biride Sümela Manastırı. Yazınız sayesinde fikir sahibi oldum ve keyifle okudum teşekkür ederim…




*


        

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve imla kuralları ile yazılmamış yorumlar onaylanmamaktadır. Yazı ve yorumlar hiçbir şekilde sitemizin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Bunlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
                

Eser Ürküt
Bumerang - Yazarkafe
Eser ÜRKÜT

 

03 Aralık 2018

Tüm dünyada engelli insanların sorunlarına dikkat çekmek ve onları daha iyi anlayabilmek amacı ile Birleşmiş Millet... devamı

Melahat Erten Tekeşin

 

 

  Melahat Erten TEKEŞİN   melahattekesin@gmail.com

 

10 Aralık 2018

“Okula ilk gelişinizi, tanışmamızı dün gibi hatırlıyorum: Ürkek bakışlarla etrafınızı inceliyor, annelerinizin etek... devamı

Zeren Dağdeviren

 

 

  Zeren DAĞDEVİREN   zeren@egehaberleri.net

 

15 Kasım 2018

Özgür Büyüktanır, muhteşem bir insan ve baba. Kendisini Kuşadası'nda düzenlenen, Yerel yazarlar Şenliğinde tanıdım.... devamı

Hüseyin Bora Çelik

 

 

  Hüseyin Bora ÇELİK   hboracelik@gmail.com

 

22 Kasım 2018

Artık çocuk eğitiminde farklı bir fikir okumam diye düşündüğümde, hep başka fikirler çıkıyor karşıma. En doğru dene... devamı

Mahmut Taylan Tüfek

 

 

  Mahmut Taylan TÜFEK   mtaylan.tufek@gmail.com

 

18 Nisan 2018

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ne kadar tanıyoruz bunu bilmeden onun hakkında yapılan konuşmalar doğru değildir. Benc... devamı

Süleyman Türkoğlu

 

 

  Süleyman TÜRKOĞLU   suleymanturkoglu333@gmail.com

 

23 Mayıs 2018

Küresel çetelerin çocuklarının yaptığı 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra Türk milletine sinsice dayatılan Neo ... devamı

Ekrem Örsoğlu

 

 

  Ekrem ÖRSOĞLU   zeus@egehaberleri.net

 

03 Kasım 2017

Karavan gezilerimden birisinde tanıdım Mehmet Özgül ve eşi Nurten’i, ikisi de doğa hayranı, doğayla bütünleşmeyi, h... devamı

 

Ege Haberleri