Logo
Dark Light
Bumerang - Yazarkafe
Aramızda kalsın !
Bu yazı  2.103 kere görüntülenmiş olup, YAZARın kendi görüşlerini ifade eder...

Bazı gecelerin ardından değişik bir heyecanla kalkarsınız. O günün, size özel olacağını hisseder, içiniz içinize sığmaz, değişik bir enerjiyle güne başlarsınız.

Böyle günlerden birine uyanmıştım. Mesleğimde, yeni, toy, heyecanlı. Okula gitmeden, kalbimin yerinden çıkacakmış hissini aldığım günler. Gerçi bu heyecanım hiç bitmeden devam etmişti, sadece biraz deneyim kazanmışlığımın olgunluğu eklenmişti, o kadar. Şimdi bile, bunları yazarken aynı heyecanı duyduğumu söylemek isterim.

İki katlı olan okulumuzun, zemin katında, merdivenleri inip, sola dönmüş, birkaç adımla sınıfımızın kapısına varmıştım. Sınıfımızın pencereleri, denizin dalgalarından korunaklı, kalın duvarlarla çevrili bahçesine açılıyordu. Öğrenci zilinin çalmasına daha zamanım vardı. Müdürüme imzalattığım plan defterlerimi ve de yoklama defterimi öğretmen masasının üzerine bırakmış, pencere panjurlarının kilidini yerleştirip, pencereleri de havalandırma adına açmıştım.

Aradan fazla zaman geçmeden, çocuklar okulun bahçesinde toplanmışlardı. Vakit kaybetmeden, sınıfımı sıraya dizmiş, geç kalan arkadaşlarımın sınıfını da düzene sokmuştum. Biraz sonra, okul müdürümüz ve de tüm öğretmenler eksiksiz yerlerini almışlardı. Andımız ve İstiklal Marşı okunmuş, çocuklar, sınıf sırasına göre, sınıflarına girmişlerdi.

Görünürlerde olağan dışı bir durum yoktu, sıradan, rutin günlerden birini yaşıyordum. Sonuçta, ben de, Bulgar kahini Baba Vango değildim, her içime doğan gerçekleşmeyecekti.

İlk dersimiz Hayat Bilgisi konumuzu işlemiş, teneffüs ziline kadar, hatta ikinci dersimiz olan Türkçe dersine kadar aynı rutin durum devam ediyordu. Türkçe dersimizin, konusu: Satır sonuna sığmayan sözcüklerin, hecelerinden bölünerek, kısa çizgi çekerek, ikinci sıraya geçilmesi.

İsmi Zeynep olsun, birinci sınıfı İstanbul’da okumuş, kaydını sınıfıma aldırmıştı. Dersi dinlemiş ama parmağını heyecanla kaldırmış, şöyle bir soru sormuştu:
Öğretmenim, sıtır kırmak var mı?
Efendim kızım?
Öğretmenim demek istiyorum ki, sıtır kırmak var mı?
Çocuk derin Türkçe konuştukça, ben de öğretmenim ya, aynı derin Türçe’yi kullanıp, ses tonumu ayarlayıp yeniden soruyorum.
Anlamadım kızım, tekrar eder misin?
Her seferinde biraz daha ses tonunu incelterek, aynı soruyu soruyordu.
Ben de inadına anlayamıyor, yeniden tekrar ettiriyordum!
Öğretmenim, demek istiyorum ki, sıtır kırmak var mı?
Yanında oturan Şaziye sinirlendi, arkadaşını dürterek:
Görmiyi misun , oğretmen seni anlamiyi, ne Türkçe kirayisin? Terlettun kariyi

Bana dönerek:
Oğretmenum, sağa deyi çi, ha bu çelime satirun sonina sığmadı da, bolup hebi sıraya geçureyim mi deyi sorayi, aslında İstanbul’dan geldi ya, bize derin Türkçe konuşup caka satiyi. Sen da bişe bişe anlamiyişin, lalağ misun nesun?
Rahat bir nefes almıştım, ben de anca anlamıştım. Hazır cevap insanlar gibi, hazır cevap çocuklar da işe yarıyordu. Lalağ öğretmen olmak bile, Şaziye’nin ağzında ballanmıştı.

Şajiye’nin de Zeynep’i daha fazla, ezmesine müsaade etmeden durumu toparlamıştım.

Öğle teneffüsü olmuş çocuklar evlerine dağılmışlardı. Öğretmen odasında malzemeyi arkadaşlarımla paylaşmış, kahkahalarıyla, bana eşlik etmişlerdi.

Yeniden ders zili çalmış sınıfımıza girmiştik. Adi yine Ayşe olsun, herkes sınıfa gelmiş Ayşe gelmemişti. Aynı günün sabahında, Ayşenin annesi, durumunu sormuş, acemi öğretmenliğimin gereği, yıl sonu, durumunun iç açıcı almadığını söylemiştim. Acaba, Ayşe’nin annesi bana kızarak çocuğu göndermemiş olabilir miydi? Öyle olsaydı, sabah neden göndersinki? Hem çocuklarla ders yapıyor hem de Ayşe’nin muhasebesini yapıyordum.

Tam dersin ortalarında, dalmış hararetle dersi işlerken, kapı gıcırdayarak açılmıştı. Ayşe’nin elinde gazete kağıdına sarılmış bir paket.
Öğretmenum ya gel buraya” Hızlıca Ayşe’nin yanına vardım. “Eğil bakayım, kulağına gizli birşey söyleyeceğum, anam öyle tembih etti, yavaş söyle, gizli söyle dedi

Ayşenin ağzına kulağımı dayadım:
Bubam Alamanya’dan celdi da sağa çulot ceturdi” Masanın üzerine paketi bıraktı.
Kulaklarım yanlış mı duymuştu?
Duyduklarım doğru muydu?
Geç yerine Ayşe falan sayfayı aç” dedim.
Kulaklarım uğulduyor, duyduklarıma inanamıyordum. Teneffüs zili çaldığında, çocukların çıkmalarını bekledim, sınıfı boşaltmalarını sağladım. Kapıyı iyice kilitledikten sonra, el çabukluğuyla, paketi açtım. Gazete kağıdının içinde, şık bir ambalajın içinde renk renk kilotlar! Yarım asır öncesini düşünecek olursak, Türkiye’de bulamayacağımız cinsten, tam yedi tane renk renk…
Tutucu bünyem, mermer kesilmişti. Kimseye anlatamazdım, adım: velisi tarafından, kilot hediye edilen öğretmene çıkacaktı!

Bir hafta öncesinde annem ziyaretime gelmişti. Hafta sonuna rastlayan günde, annemin gelişini duymuşlar, komşu kadınlar göz aydını ziyaretine gelmişlerdi. Kahve ikramından sonra, fincanları kapatmışlar, fallarına bakmıştım.

Hani bizim örfümüzde, eve gelen misafirleri hoş tutmak vardır, çeşitli konular bulunup konuşulur, suskun oturmak, hoşnutsuzluğun işareti olur, öğretilerimiz vardı. Ben de fallarına bakıp güzel şeyler söyleyip mutlu ediyordum.

Annem, onların yanında birşey söylememiş ama gittiklerinde:
Sakın bir daha fal bakma, adın falcı öğretmene çıkar, falcılığın öğretmenliğinin önüne geçer” demişti. Anemin sözlerini, kulağıma küpe yapmış, misafirlerime, başka sohbet konularını sunmuştum.

Şimdi daha beteri başıma gelmişti, kimseye söyleyemezdim, adım kilot hediye edilen öğretmene çıkacak, bunlar konuşulacaktı.

O gün, akşama kadar nasıl hareket edeceğim hakkında , kafa yoruyordum. Ayşe de teneffüslerde sıcacık gözlerle hediye vermiş olmanın mutluluğuyla, sürtünüyor, yanımdan ayrılmıyordu. Gerginliğimin farkedilmesini azaltmak adına, başını okşayıp geçiştiriyordum. Çocuğa birşey hissettirmeden halletmeliydim. Annesini okula çağırsam, iş uzayacak gelinceye kadar uykularım kaçacak daha çok dallanıp budaklanacaktı. İşi abartmadan dedikoduya meydan vermeden halletmeliydim.

Son dersin zilinden sonra, “Ayşe, sen biraz bekle” demiştim.
Yanıma alarak açıklamada bulundum:
Ayşe bak, baban beni tanımıyor, ben de onu tanımıyorum, doğru mu?
Doğru öğretmenim tanışmaya gelecekti de, yaz tatilinde geldiği için okul açılıncaya kadar izni bitmişti
Aferin sana, bunları annene getirmiş, annen yanlışlıkla sana vermiş. Annene de ki, babam bunları sana getirmiş. Ayrıca da benim selamlarımı söyle” diyerek yanaklarından öperek çocuğu kucaklamıştım. “Seni çok sevdiğimi biliyorsun değil mi?
Öğretmenuuum ben de seni çok seviyirim sen da oni biliyi misun?
Yeniden kucaklaşmış ve yollamıştım…

Annesi de mesajı doğru almış, bir daha konusu olmamıştı.
Eyvah! Siz, özelime girdiniz, yarım asırlık sırrıma vakıf oldunuz, ne olur, aramızda kalsın!

Melahat Erten Tekeşin

  • Bu yazı ayrıca HÜRRİYETte de yayımlanmıştır..

2 yorum
  • avatar Güzin Eyüboğlu
    26 Aralık 2017
    #1

    Yüreğinize sağlık hocam, muhteşem bir yazı. Okurken gülümsettiğiniz için de çok teşekkürler.

  • avatar can
    29 Aralık 2017
    #2

    Hocam ben okumayı hiç sevemedim, çocukluğumdan beri hep berber olmak istemisimdir, ALLAHIMA çok şükür meslegimde iyi bir yerdeyim şimdi,okumak derken maalesef hiç kitap okuma aliskanligim da olmadı, sizin yazılarınıza bir göz atmak istedim, şimdi durduramıyorum kendimi böyle sıcak, samimi yazılar resmen girdap gibi zamanın içine aliyor beni, beni zaman yolculuğuna çıkarttığınız için çok teşekkür ederim,yüreğinize sağlık kalbi güzel insan, ellerinizden öperim, saygilarimı sunarım




*


        

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve imla kuralları ile yazılmamış yorumlar onaylanmamaktadır. Yazı ve yorumlar hiçbir şekilde sitemizin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Bunlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
                

Eser Ürküt
Bumerang - Yazarkafe
Eser ÜRKÜT

 

19 Mayıs 2018

Prof. Dr. Cem'i Demiroğlu ; Atatürk Türk gençliğine verdiği önemi konuşmalarının çoğunda bu konuya değinerek belirt... devamı

Melahat Erten Tekeşin

 

 

  Melahat Erten TEKEŞİN   melahattekesin@gmail.com

 

30 Nisan 2018

Değişik duyguların kaynağıdır yatılı okullar, karışık hislerin, duyguların kümesidir içinizde. Değişik kültürlerin,... devamı

Zeren Dağdeviren

 

 

  Zeren DAĞDEVİREN   zeren@egehaberleri.net

 

16 Mayıs 2018

İzmir’in Kemalpaşa İlçesine bağlı, 250 haneli yemyeşil bir doğada yer almış NAZAR köyü… [responsivevoice_button vo... devamı

Hüseyin Bora Çelik

 

 

  Hüseyin Bora ÇELİK   hboracelik@gmail.com

 

10 Mayıs 2018

Milletimizin aydınlık yarınlara ulaşmasının tek yolu: “Bilgiyi ve Bilimi kendine rehber edinmiş gençlerle yol almak... devamı

Mahmut Taylan Tüfek

 

 

  Mahmut Taylan TÜFEK   mtaylan.tufek@gmail.com

 

18 Nisan 2018

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ne kadar tanıyoruz bunu bilmeden onun hakkında yapılan konuşmalar doğru değildir. Benc... devamı

Süleyman Türkoğlu

 

 

  Süleyman TÜRKOĞLU   suleymanturkoglu333@gmail.com

 

23 Mayıs 2018

Küresel çetelerin çocuklarının yaptığı 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra Türk milletine sinsice dayatılan Neo ... devamı

Ekrem Örsoğlu

 

 

  Ekrem ÖRSOĞLU   zeus@egehaberleri.net

 

03 Kasım 2017

Karavan gezilerimden birisinde tanıdım Mehmet Özgül ve eşi Nurten’i, ikisi de doğa hayranı, doğayla bütünleşmeyi, h... devamı

 

Ege Haberleri