Logo
Dark Light
Bumerang - Yazarkafe
Guguklu Saat
Bu yazı  1.579 kere görüntülenmiş olup, YAZARın kendi görüşlerini ifade eder...

Bayılıyordum Ayşe teyzeye, şiir tadında konuşmasına; Yaşlı olmasına karşın, kurduğu düzgün cümlelerle, verdiği örneklemelerle, beni şaşırtırdı. En çok da r harflerini vurgulayarak konuşmasına bitiyordum.

Çarıklı erkaniharp deyiminin anlamı tam ona göreydi:
Fazla eğitim görmemiş, tahsilsiz ancak her işe kafası çalışan, kurnaz, gözü açık, uyanık köylü ve taşralılar için şaka yollu kullanılan deyim; Tam da Ayşe teyzeye uyardı. Onunla, sohbet etmekten büyük keyif alırdım. Boş konuşmaz, her konuştuğu, örneklemeleri altın öğütler kıvamında olurdu.

Benim de, yaşlı kadınlarla aram hep iyi olurdu. Onların da anlatacakları ne çok şeyleri olurdu. Bir gün gelecek, benim de ne çok anlatacağım şeyler olacak diye de hiç düşünmezdim.

Ayşe teyze, genellikle, akşam saatlerinde evimize uğrardı. Bir sabah, zamanını şaşırmış, kahvaltıdan sonra, balkonu yıkamak üzereyken burnundan soluyarak merdiven dibinde belirmişti;
Biliyorum, çok erken geldim, ama içim sıkıldı, dertleşmek istedim; isterseniz sizi meşgul etmeyeyim, akşama doğru uğrarım. Senin de tatil gününü ziyan etmeyeyim
Olur mu Ayşe teyze, evime gelmen bile benim şerefim olur, İş, sonra da yapılır, misafiri her zaman bulamayız, hem de sizin gibilerini. Balkonu akıtayım birlikte iki lafın belini kırarız”dedim.

Bugün içeride oturmak istemiyorum, sen balkonunu da merdivenlerini de yıka; şu duvarın üstüne oturup seni beklerim”. Çocuklarına çok sinirlenmişti, beddua demiyeyim ama ona benzer konuşma tarzıyla oğluna kızıyor, eleştiriyordu. Benim de oğluma, tulumunu giydirmiş beşiğe koyup balkona çıkarmıştım; içinde, mışıl mışıl uyuyordu. Çocuğumu göstererek: “İnsan çocuğuna bu kadar kızar, hiddetlenir de bu tip sözleri sarf edebilir mi, Ayşe teyze?” dedim.

Hi hi hi hiii!.. Çocuklar, her zaman,tulum giyip beşiklerinde yatmazlar; kısa pantolonlu da gezmezler. Gün gelir adam olurlar, senin de beklentilerin artar; çünkü sen de eski sen değilsin!

Üç oğlu, iki kızı vardı; hepsi evli barklıydı, torun torbaya karışmıştı. Belli ki birine fena halde kızmıştı. Ben de kişiyi, kendine emanet ederim, içini dökmek, rahatlamak istiyorsa dinlerim; karşımdaki ne kadarını anlatmak isterse o kadarını dinlerim, içini deşmem.

Anlatmaya başladı:
Biliyorsun, iki kızım, üç oğlum var, hepsi aynı değil elbette; aralarında fark var. Sana, bir örnekleme ile anlatayım:
Şu ağacın dibinde, içi armut dolusu bir sepet durduğunu varsayalım. Ben onu sırtıma alıp çarşıya götüreceğim, armutları satıp kazanç sağlayacağım. Tam sepetimi sırtlayacağım sırada, oğlumun biri yanımdan geçerken şöyle söylüyor:
Anne sen yaşlandın, artık bu işleri bırak” diyor, ama geçip gidiyor.
İkinci oğlum yanımdan geçerken:
Anne, bu sepet çok ağır, sepetin ipleri omuzlarını acıtır; ben, senin omuzlarına pamuk koyayım” diyerek omuzlarıma pamuklar koyuyor.
Üçüncü oğlum da yanından geçerken beni görür ve der ki:
Vay! Anne, sen, bu ağır sepet dolusu armutları, pazara götürüp satamazsın; biz ne güne duruyoruz, kalk oradan, bunu ben taşıyıp satacağım
Üçü de benim oğlum, üçünü de ben doğurdum; ben şimdi, hangisini daha çok seveyim?
Ben böyle bir örneklemeyi, hiç duymamıştım, çünkü, özü de sözü de Ayşe teyzeye aitti.
Halk arasında, erkek gibi kadın deyimi çok yaygındır; işte bu deyim de tam Ayşe teyzeye uyardı.
Çocuklarımın babaları vardı da ne oldu, iskele babası akşama kadar, kahvede çayına, pişpirik oynar; dünya yansa hasırı yanmaz

Ayşe teyzenin bugünkü dağarcığında bunlar vardı; başka bir güne, yine sahnenin perdesi, yeniden açılacaktı. Üç oğlundan en büyüğünün çok hazin bir hikayesi vardı. Ayşe teyze anlatmış, dirseğini masaya, yüzümü, Ayşe teyzeye çevirmiş masal anlatıyormuş gibi dinlemiştim.

Buyurun, perde açılsın…

Melodram; Modern tiyatroda acıklı, korkunç, olağanüstü konular etrafında yazılan ve gerilimi yüksek sahneler içeren duygusal oyunlara denir. Böyle bir açıklama yapma gereği duydum; çünkü o gün dinlediğim olaya uygun olduğunu düşündüm.

Ayşe teyze, tatil günlerimin birinde yine sahnedeydi. Atkısını almış kapımı çalmıştı. Yüzünde huzur dolu bir ifade vardı. İçeriye buyur ettim, hoş beş faslından sonra;
Ayşe teyzen, bugün sana, hayatında unutamadığı olaylardan birini anlatacak; bu Ayşe teyzen neler başarmış, neler başına gelmiş diye şaşıracaksın, dinlemek ister misin?
Ne demek Ayşe teyze, ne zaman bir şey anlatmak istedin de ben dinlemedim?

İçinden bir dram çıktı, inanılır, gibi değildi! Ayşe teyzenin ailesiyle, evlilik sonrası tanışmıştım, bütün çocukları çok saygılıydılar, ama en büyük oğlunun kibar hareketleri ve de düzgün Türkçesi, dikkatimi çekmişti.

Evimize her gelişinde, bir salon beyefendisi edasıyla selam verir; evden ayrılırken de asla arkasını dönmez, saygıyla hafif eğilerek arka arkaya yürür kapı çıkışına kadar gider önüne ondan sonra dönerdi. Ayşe teyze de tam, en büyük oğlunun başına gelenlerini anlatacaktı. Bunu tahmin etmiştim, çünkü etraftan bu hikayeyi, bölük börçük olarak duymuştum.

Ayşe teyzeyi dinliyoruz;

Benim büyük oğlum Sedat İstanbul’da Assubay Okulunda okuyordu. Bildiğiniz gibi, benim okutabilme gibi bir şansım yoktu, sağolsun devletimiz, Allah devletimize zeval vermesin; sınav yaptılar, çok yüksek puanla okula alındı. Tam okuldan assubay olarak çıkacaktı ki, günün Generalinin kızı Zeynep’le, Sedat birbirlerine aşık oldular. Sedat, hem Zeynep’i seviyor hem de generalin duymasından korkuyordu; daha çok da babasının Zeynep’e zarar vermesinden endişe ediyordu. Dedikodunun önüne geçemediler olay kulaktan kulağa yayılmaya başlamıştı.

Sedat, iznini kullanmak üzere memlekete gelmişti. Zeynep de ayrılığına dayanamayıp oğlumun peşinden gelmişti.
Benim evimin durumunu da bir anlatayım da ne denli zor durum yaşadığıma siz karar verin:

Evim, tamamen ahşap, yaz aylarında serin olması nedeniyle çok sağlıklı; ama kışın muhafazası zor olduğundan aşırı soğuk oluyor. Oda sayısı olarak sorunumuz yoktu, beş odamız vardı. Tuvalet de evin içinde, ondan da bir sıkıntımız yoktu.

Dış kapıdan girerken en büyük bölüm olan alana, yeme içme, oturma ısınma olaylarına hizmet eden bölümdü; hem de oturma odası olarak kullanıyoruz. Yerler toprak, odaların kapıları bu bölüme açılırdı. Ortasında, kocaman ocak bulunuyordu. Tavandan, açık ateşin üzerine denk gelen demir halkalı kermuli asılıyor, ucundaki kancaya kazanlar asılıp yemeklerimizi pişiriyoruz.

Henüz buğday ekmeğiyle tanışmamıştık; toprak plekileri ocakta kızdırıyoruz, yoğurduğumuz mısır ekmeklerini içine koyup üzerine, çelik sac kapak koyuyoruz. Kapaklanan sac üzerine önce, ateşten aldığımız kor dökülüyor üzerine de kül döküp kor ateşinin uzun süre dayanmasını sağlıyoruz. Böylece de nar gibi kızaran mısır ekmeğimizi pişiriyorduk. Birkaç iskemle üzerinde oturuyoruz, başka da eşyamız yok.

Paşa kızı Zeynep, narin, akşamları tir tir titriyor; evimizde, komşumuzda en yeni ve temiz kıyafetleri ona giydiriyorum. Babasının evine gitmeye hiç niyeti yok. “Ben, sizi çok sevdim; her koşulda sizinle yaşarım, siz beni düşünmeyin” diyor.

Haşaa! Paşa kızı kim, ben kimim, onu, evimde gelin olarak nasıl tutarım; eğer tutacaksam da usulüne göre olacaktı. Zeynep’i benim odamda yatırdım. Allah’a şükür yatak bol, yatmadan önce, yatağına ben yatıyorum; yatağını ısıtıp öyle yatırıyorum.

Her gün korku içinde yaşıyoruz, askeriyenin istihbaratı kuvvetli; yakalanma rizkleri fazla. Aslında, ben elimle, karakola teslim etmek istedim, ama Zeynep, “yaşamıma son veririm” diye yalvarıyor. Sedat da “Sen varsan ben hayatta olurum” diyerek her gün birbirlerine yeminler veriyorlar. Gel de dayan!

Aile meclisi toplandı, karar alındı. İstanbul’a gidilip kız istenecek.
Hangi, g…le paşaya gidip kız isteyeceksin, biz kim, paşa kızı kim!
Sülalede, kimin yeni bir kıyafeti varsa toplandı, birinin mantosu, birinin eteği, eşarbı, hırkası, çantası darken beni donattılar. Yanıma da ağzı laf yapan birini aldım. Aslında benim ağzım herkesten iyi laf yapar da konuştuğumu şivemden dolayı anlamazlar; diyerek böyle bir yola baş vurdum.

Ne yalan söyleyeyim, kimseden para istemedim; her zaman kenarımda beni utandırmayacak kadar param bulunur. Sedat’la Zeynep’i de yanımıza alarak İstanbul’a vardık. Uzatmayayım; Paşaya, elçi gönderip ziyaret edeceğimizi bildirdik. Kim evladına dayanmış ki paşa dayanacaktı! Annesi yataklara düşmüş, babası da suçun, oğlumda olmadığına kanaat getirmiş. “Zeynep de Sedat da gelsin, biz, onları affettik” diyerek bizi kabul ettiler.

Hep birlikte evlerine gittik, bembeyaz mermer merdivenlerden çıkarak evin zilini çaldık. Kapıyı annesi açtı, kızıyla kucaklaştılar; anne-kız ağlıyorlar, ben onlardan çok ağlıyorum. İçeriye, büyük bir salona aldılar, biraz sonra paşa da geldi; çocuklar ellerini öptüler. Paşa, köşe koltuğuna oturdu; ey gidiii, paşanın yanında konuşacak g…t var mı ki ben de, sesimi çıkaracağım…

Kızlarıyla hiçbir şey olmamış gibi konuşmaya başladılar. Anne-baba-kız aralarında havadan sudan konuşuyorlar. Ben dilimi yuttum; yerler halı, duvarlar halı. Etrafa da çaktırmadan bakıyorum, cahil olduğumu da fark etsinler istemiyorum.
Tövbe! Bismillah!
Etahfurullah, Estahfurullah!
Duvarda uzun bir kutu gibi birşey asılıyor; bir kuş, küçük kapıyı açıyor, bir sağa bir sola bakıyor:
Kuk kuuu!
Kuk kuuu!
Diyerek kapıyı kapatıp içeri giriyor!
Herkes konuşmaya başladı, benim aklım kuşta kaldı; aradan ne kadar zaman geçti bilemiyorum…
Kuş, yeniden, küçük kapısını açtı, kafasını çıkardı.
Kuk kuuu!
Kuk kuuu!
İçimden ne kadar dua biliyorsam hepsini okuyorum!
Tamam, yerdeki halıları anladım, koltukları anladım. duvardaki halıları da anladım da bu kuşun konuşması, neyin nesiydi!
Yarım saatte bir, kuş kafasını çıkarıp “Kuk kuuu Kuk kuuu”diyor.
Baktım olmayacak, biraz daha kuşu düşünürsem aklımı bozacağım; kendime gelip konuşmaya başladım:
Türkçe’nin virajlı yollarından “Sayın, müsaadeniz olursa, maruzatım var” demeyi de öğrenmiş dersime çalışmıştım.
Sayın Paşam, müsaadeniz olursa size, bir maruzatım var; beş çocuğum var, hepsini, sizin kızınızın emrine vereceğim. Kızınıza, rahat edebilmesi için, elimden geleni yapacağım. Biliyorum, sizin ayarınızda değiliz ama bizi bağışlayın; çocukların istekleri böyle
Paşa: “Ben onları affettim, siz merak etmeyin, her şeyi biliyorum
Dünyalar, benim olmuştu. Nikah işlemleri tamamlandı, memlekete geri döndük.

Bir sabah Zeynep, bacağını tutmuş ağlıyordu; ne yaptıksak ağrısını geçiremedik. Sedat’la Zeynep, İstanbul’a paşanın evine, geri döndüler. Oğlumu da kızlarını da bağırlarına bastılar.
Ne yazık ki, Zeynep, amansız hastalığa yakalanmıştı. Çok yaşamadan yolcu oldu.

Oğluma vasiyeti; “Biliyorum, çok gençsin, evleneceksin; evlenmeni de istiyorum, ama güzel birini alma!”
Sedat, vasiyetini yerine getirdi; evlendi. Dünya tatlısı çocukları oldu. Paşanın ailesinden de hiç kopmadı, sık sık ziyaretlerine gitti; biraz ara verip gidemese de onlar çağırırlardı.

Ayşe teyze sözlerini böyle bitirdi ama, her guguklu saati görünce, Ayşe teyzeyi hatırlar, Zeynep’le Sedat’ın Aşkını dinler, hazin hazin derinlere dalarım.

Melahat Erten Tekeşin

  • Bu yazı ayrıca HÜRRİYETte de yayımlanmıştır..

Bu yazı için bir yorum yap..



*


        

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve imla kuralları ile yazılmamış yorumlar onaylanmamaktadır. Yazı ve yorumlar hiçbir şekilde sitemizin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Bunlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
                

Eser Ürküt
Bumerang - Yazarkafe
Eser ÜRKÜT

 

19 Mayıs 2018

Prof. Dr. Cem'i Demiroğlu ; Atatürk Türk gençliğine verdiği önemi konuşmalarının çoğunda bu konuya değinerek belirt... devamı

Melahat Erten Tekeşin

 

 

  Melahat Erten TEKEŞİN   melahattekesin@gmail.com

 

30 Nisan 2018

Değişik duyguların kaynağıdır yatılı okullar, karışık hislerin, duyguların kümesidir içinizde. Değişik kültürlerin,... devamı

Zeren Dağdeviren

 

 

  Zeren DAĞDEVİREN   zeren@egehaberleri.net

 

16 Mayıs 2018

İzmir’in Kemalpaşa İlçesine bağlı, 250 haneli yemyeşil bir doğada yer almış NAZAR köyü… [responsivevoice_button vo... devamı

Hüseyin Bora Çelik

 

 

  Hüseyin Bora ÇELİK   hboracelik@gmail.com

 

10 Mayıs 2018

Milletimizin aydınlık yarınlara ulaşmasının tek yolu: “Bilgiyi ve Bilimi kendine rehber edinmiş gençlerle yol almak... devamı

Mahmut Taylan Tüfek

 

 

  Mahmut Taylan TÜFEK   mtaylan.tufek@gmail.com

 

18 Nisan 2018

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ne kadar tanıyoruz bunu bilmeden onun hakkında yapılan konuşmalar doğru değildir. Benc... devamı

Süleyman Türkoğlu

 

 

  Süleyman TÜRKOĞLU   suleymanturkoglu333@gmail.com

 

23 Mayıs 2018

Küresel çetelerin çocuklarının yaptığı 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra Türk milletine sinsice dayatılan Neo ... devamı

Ekrem Örsoğlu

 

 

  Ekrem ÖRSOĞLU   zeus@egehaberleri.net

 

03 Kasım 2017

Karavan gezilerimden birisinde tanıdım Mehmet Özgül ve eşi Nurten’i, ikisi de doğa hayranı, doğayla bütünleşmeyi, h... devamı

 

Ege Haberleri