Logo
Dark Light
Bumerang - Yazarkafe
Ziller Çalacak
Bu yazı  1.498 kere görüntülenmiş olup, YAZARın kendi görüşlerini ifade eder...

Süheyla; henüz hayatının baharında, dikenli gül ağacının tomurcukları gibiydi ya beyaz açacak sarı ya da kırmızının tonlarında… İçinin neşesi, güllerin yaydığı mis kokuları gibi mutluluk saçıyordu.

Dördüncü sınıfta, şehir merkezine tayin olan öğretmenin yetiştirdiği ve sınıfını, benim devraldığım çocuklardan biriydi Süheyla. Biraz cılız bir yapıya sahipti; ama boyunun uzunluğundan öğretmeni onu, en arka sıranın köşe duvarına yakın yerinde oturtmuştu. Ben, ilk tanıdığımda, şeklini ve ismini, oturduğu yerle, belirlemiş ve ezberlemiştim. Aslında bütün sınıfın yerini değiştirmemiş böylece, daha çabuk belleğime yerleştirmeye çalışmıştım.

Süheyla da diğer arkadaşları gibi, üç yıl boyunca, onları okutan öğretmenlerini, Abdullah Bey’i unutamıyordu. Tam, “kendimi sevdirdim” diye düşünerek şirinlik yapıyorum:
A!.. Öğretmenim, bizim öğretmen de böyle yapardı” diyorlar.
Sanki, kendimi üvey öğretmenleriymişim gibi hissediyorum.

Birinci dönemi bitirmiş karnelerini vermeye başlamıştım. Süheyla, yanıma gelerek: “Öğretmenim, benim öğretmenim de notlarımı sizin gibi vermişti” Giden öğretmenlerine, hayranlık duydum; meslektaşım, Abdullah Bey için okuma alışkanlığı ve de konuları kavramalarında aynı şeyi söyleyemem ama kendini sevdirmede, çok güzel bir bağlar kurmuştu. Ben de üvey öğretmen gibi ikinci sınıf öğretmenliği kabul edemezdim. Kendimi sevdirecek yollar bulmalıydım:

Teneffüslerde birlikte vakit geçirerek okul bahçesinde, aklınıza hangi oyunlar gelirse birlikte oynuyorduk. Tüm öğrencilerime söz hakkı düşen şiirler veriyor, her kıtasını gruplar halinde derslerde okutuyorum. Ders niteliğindeki fıkraları, ele alıyor, sınıfa göre düzenleyip yazıyor, tiyatral oyunlar oynatıyorum.

Örneğin, birini, Nasrettin Hoca yapıp benim önlüğümü giydiriyor başına atkımı sarık yapıp eline düdüğü veriyorum. Oynayan çocukların yanlarından geçen Nasrettin Hoca’ya bir kısım çocuklar, para verip bir şeyler ısmarlıyor. Diğerleri de parasını vermeden ısmarlamalar yapıyor. Nasrettin Hoca; okulun etrafını dönerek pazara gidiyor havası verip yeniden bahçeye geliyor, elindeki listeden parasını verenlerin emanetlerini vermeye başlıyor:
Ayşe kim?
Benim Hocam.
Al senin balonunu.
Ali nerede?
Buradayım Hocam.
Al sana bisküvi, bu da paranın üstü.
Sevim Hanginiz?
Benim hocam.
Al hikaye kitabını, kitap okuyan çocukları da çok severim.

Parasını vermeyenler hep bir ağızdan soruyorlar;
Ama! Nasrettin Hoca! Hani bizim ısmarladıklarımız?
Nasreddin Hoca, elindeki düdüğü ağzına götürüp uzun uzun çalıyor:
Parayı veren, düdüğü çalar
Sınıf öğrencilerimin karakterlerine göre, skeçler yazıp sınıfta kendi aramızda oynatıyorum. Bazen de sepeti arkasına verip birini, Fadime yapıyorum; Fadime Temel muhabbetlerinin komedilerini oynatıyorum. Birinci yılın sonunda, artık onların öğretmeni olmuştum. Mutlulukla karnelerini vermiş vedalaşmıştık. Yaz boyunca yaşayacağım özlemlerimi dile getirmiş duygusal bir veda konuşmasını da yapmıştım.

Sayılı günler çabuk geçmiş yeni bir yıla başlamıştık. Çocukları artık tanımıştım; yerlerini değiştiriyor, boy uzunluğuna göre, değişik sıralara oturtuyordum. Süheyla, bir hafta gecikmeyle okula başlamıştı:
Öğretmenim, nezle olduğum için babam doktora götürdü; ondan gelemedim, şimdi iyiyim” mazeretini sunmuştu. Ön sıranın yan köşesine, tahtayı, arkasında oturan arkadaşlarına, kapatmayacak gibi oturtmuştum. Nezle de çocuğu etkilemiş ne kadar da soldurmuş; ama çabuk toparlanır diye içimden geçirmiştim. Sınıf kitaplığından hikaye kitapları veriyorum; sırayla, okumalarını bitirdiklerinde de yorumlar yaptırıyor, içeriği hakkında sorular soruyorum.

Ara sırada hayallerini faaliyete geçiriyor, ileride hangi mesleği seçeceklerini, ne olacaklarını soruyorum. Kızların çoğu, benim gibi öğretmen oluyor; erkekler, polis, itfaiyeci ya da asker oluyorlar. Bütün meslekleri tanıtıp kutsallığın, yapılan işin kalitesinde olduğunu kavratıyorum…

Son sınıfta, her meslek, hayallerini süslemeye başlamıştı. Kızların çoğu yine öğretmen olmada kararlıydılar.
Süheyla bir gün, yanıma gelerek:
Öğretmenim, biliyorum, bütün meslekler kutsaldır; ama ben, sizin gibi öğretmen olacağım” demişti.
Süheyla, gel yanıma, ışığa doğru bak bakayım
Gözlerinin feri sönmüş derler ya aynen öyle olmuştu.
Öğretmenim, siz de doktorum gibi baktınız, ne gördünüz?
Gözlerinin yeşiline bayıldım; ama bana gözlerin konuştu: Galiba sen annenin her yaptığı yemeği yeterince, yemiyorsun
Ben yiyorum da bazen iştahım olmuyor, yiyemiyorum öğretmenim
Zaman zaman velisini okula çağırıyorum, durumunu iyi görmediğimi, okula da sık sık ara vermenin nedenini soruyorum:
Yok bir şeyi, sık sık nezle olup halsiz kalıyor, biraz kansız” diyorlar.

On beş günlük sometsr tatili dönüşüydü: Okula, her zamankinden biraz geç gitmiştim. Zil çalmış benden önce çocuklarımı öğretmen arkadaşlarım içeriye almışlardı.
Müdürüm, Alaattin Bey, fısıltı halinde:
Melahat Hanım’a söylemeyelim, çok etkilenir
Tüylerim diken diken olmuştu!
Duydum Müdür Bey; ne olduğunu bana anlatır mısınız?
Müdürüm, önce söylemek istemedi; ama ben, ısrarlarıma devam ettim; çaresiz bir vaziyette söylemek zorunda kaldı:
Süheyla, son demlerini yaşıyor!
Sendeleyerek bir arkadaşımın getirdiği sandalyeye oturttular.
Yetişmem gerek! Sınıf size emanet, Müdür Bey, ben Süheyla’nın evine gidiyorum!
Müdürüm, birkaç öğretmene işaret ederek “Yalnız bırakmayın fena olmasın, okulu ben kalan arkadaşlarımla idare ederim

Ben önde, arkadaşlarım arkada, kah düşerek, kah toparlanıp koşarak Süheyla’nın evine varmıştık.

Annesi beni görünce, ağıt yakmaya başladı:
Babasıyla karar almıştık, hastalığından kimseye bahsetmeyecektik. Kurtulacak da size sonradan söyleyip müjdeyi verecektik. Kurtaramıyoruz, öğretmeniii! Belki seni görünce canlanır
Kapıyı açtı, Süheyla, yatağın içinde uyuyor gibiydi. Karnı şişmiş üzerine örtülen yorganı, devasa balon varmış gibi havaya kaldırmıştı.
Süheyla” dedim, gülümsemek istedi, başını bana zoraki çevirdi; gülümsemek isteyen dudakları, dişlerinin üstünde kaldı, gözleri bende…
Başucunda kuran okuyan hoca: “Dışarı” işaretini verdi.
Annesi bana sarıldı, ben annesine…

Yıllar geçti, ne Süheyla’nın son bakışını unutabildim…
Ne de annesinin bana sarılarak yanık yanık söylediği ağıtları…
En çok da annesinin; “Kurtar kızımı Allah’ım!” yakarışlarını, kulaklarımdan gönderebildim…

Öyle ya da böyle…

Yine ziller çalacak…
Yine sınıflara girilecekti…

Melahat Erten Tekeşin.

  • Bu yazı ayrıca HÜRRİYETte de yayımlanmıştır..

Bu yazı için bir yorum yap..



*


        

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve imla kuralları ile yazılmamış yorumlar onaylanmamaktadır. Yazı ve yorumlar hiçbir şekilde sitemizin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Bunlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
                

Eser Ürküt
Bumerang - Yazarkafe
Eser ÜRKÜT

 

19 Mayıs 2018

Prof. Dr. Cem'i Demiroğlu ; Atatürk Türk gençliğine verdiği önemi konuşmalarının çoğunda bu konuya değinerek belirt... devamı

Melahat Erten Tekeşin

 

 

  Melahat Erten TEKEŞİN   melahattekesin@gmail.com

 

30 Nisan 2018

Değişik duyguların kaynağıdır yatılı okullar, karışık hislerin, duyguların kümesidir içinizde. Değişik kültürlerin,... devamı

Zeren Dağdeviren

 

 

  Zeren DAĞDEVİREN   zeren@egehaberleri.net

 

16 Mayıs 2018

İzmir’in Kemalpaşa İlçesine bağlı, 250 haneli yemyeşil bir doğada yer almış NAZAR köyü… [responsivevoice_button vo... devamı

Hüseyin Bora Çelik

 

 

  Hüseyin Bora ÇELİK   hboracelik@gmail.com

 

10 Mayıs 2018

Milletimizin aydınlık yarınlara ulaşmasının tek yolu: “Bilgiyi ve Bilimi kendine rehber edinmiş gençlerle yol almak... devamı

Mahmut Taylan Tüfek

 

 

  Mahmut Taylan TÜFEK   mtaylan.tufek@gmail.com

 

18 Nisan 2018

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ne kadar tanıyoruz bunu bilmeden onun hakkında yapılan konuşmalar doğru değildir. Benc... devamı

Süleyman Türkoğlu

 

 

  Süleyman TÜRKOĞLU   suleymanturkoglu333@gmail.com

 

23 Mayıs 2018

Küresel çetelerin çocuklarının yaptığı 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra Türk milletine sinsice dayatılan Neo ... devamı

Ekrem Örsoğlu

 

 

  Ekrem ÖRSOĞLU   zeus@egehaberleri.net

 

03 Kasım 2017

Karavan gezilerimden birisinde tanıdım Mehmet Özgül ve eşi Nurten’i, ikisi de doğa hayranı, doğayla bütünleşmeyi, h... devamı

 

Ege Haberleri