Logo
Dark Light
Bumerang - Yazarkafe
Sevgi burada nokta com
Bu yazı  1.696 kere görüntülenmiş olup, YAZARın kendi görüşlerini ifade eder...

Bu yazımı, yakında ebediyete uğurladığımız, sevgili arkadaşım, Zehra (Turna) Bibin’e ithaf ediyorum.

Birlikte oturmuş meslek hayatımızda yaptığımız yanlışları anlatıyor, veli öğretmen ilişkisinin ne denli güven üzerinde kurulduğu hakkında yorumlar yapıyorduk. Benim başımdan geçenleri; “Hatalarımdan Ders Almak” başlıklı yazımda anlatmıştım, yeniden değinmeyeceğim.

Zehra: “Benim de başımdan ilginç bir hikaye geçti” diye başlamıştı. Biz şimdi müsaadeniz olursa Zehra (Turna) Bibin’i dinleyelim:

Üsküdar’da Üçüncü Selim İlkokulu’nda öğretmenlik yapıyorum. Karlı bir kış günüydü, karnelerini vereceğim günlere yaklaşıyorduk. Son konuyu kavratıp, çocukları yoklayıp notlarını verecektim. Ahmet (isim değişti) isminde afacan bir oğlum var yerinde durdurabilene aşkolsun. Tam konuya giriyorum, bir ağlama sesi:
Öğretmeniiim, Ahmet beni sıradan düşürdü
Ahmet, seni yanlışlıkla düşürmüştür, değil mi Ahmet?
Evet öğretmenim

Ahmet’in yanına gidip daha dikkatli davranması gerektiğini, arkadaşa zarar vermenin sakıncalarını, dilimin döndüğünce anlatıyorum; yanından ayrılıp tam, kara tahtaya birşeyler yazacağım, yandaki sıradan başka bir ses yükseliyor:
Öğretneniiim, Ahmet, çimdik attı
Bir başkası:
Öğretmenimiim, Ahmet saçımı çekti
Ahmet, kalem batırdı
Sınıfın kapısını açtım:
Ahmet! Sen, biraz kendine gelinceye kadar sınıf kapısında duracaksın” diyerek kapıyı kapattım, aradan biraz vakit geçince içim rahat etmedi; kapıyı açıp içeri almak istedim.
Eyvah!
Ahmet yok!
Koşarak müdürüme haber verdim.
Neredeyse, okulun her köşesini arama timi kuruldu, yok yok!
Müdürüm: “Hoca Hanım, buralar tekin yerlerdir, bir şey olmaz evine gitmiştir; siz sınıfınıza giriniz” diyerek beni teselli etti.
Sınıfa girdim ders yapıyorum ama kendimi veremiyorum, ya çocuğuma bir şey olursa! Çocuklara da bir şeyler hissettirmemeye çalışıyorum, çarpan kalbimin sesini, sınıfı dolduran sesimle bastırır gibiyim.
Aradan ne kadar vakit geçti, hatırlayamıyorum.
Sınıfımın kapısı, güm güm çalındı.
Giriniz” sözünü zor çıkardım.
Kapıda bir doksan boyunda bir adam; bir eline Ahmet’i tutmuş, öbür elinde neredeyse kendi boyu kadar bir sopa, burnundan soluyarak durdu.
Eyvah!” dedim, şimdi, çocuklarımın önünde, adam benin hayatımı bitirecek!
Ne söyleyeceğimi bilemeden birkaç saniye bekledim; soğukkanlılığımdan da ödün vermeyerek:
Ayaklarımın titrediği farkedilmemesi adına, arkamı sıranın birine dayadım.
Buyurun, sizi dinliyorum” dedim.
Hoca Hanım, bu çocuğu siz kapıya koydunuz, o da okuldan kaçtı doğru mu?
Doğru!” dedim.
Artık, ne olacaksa olsun dedim; ani bir atakla, sopayı başıma vururken çocuklarıma gelmeyecek yere doğru geçtim.
Tok sesiyle, sınıfı çınlatıyor, hatta koridorlarda bile sesi yankılanıyordu.
Hoca Hanım! Allah’ın aşkına bir daha bu çocuğu kapıya koyarsanız, bozuşuruz; bu sopa sınıfınızda duracak, bununla döveceksiniz!
Uğuldayan kulaklarım, doğru mu duymuştu?
Nasıl tepki veremediğimi bilemedim, kalakaldım.
Bugün, öğretmenini dinlemeyen, yarın, atasını dinlemez, vatana, millete yaramaz hale gelir
Derin bir nefes almaktan bile imtina edip, korkumu iç dünyamda bastırmayı başarmıştım.
Kendi sandalyemi göstererek:
Buyurun, biraz dinlenin beyefendi” dedim.
Ahmet çocuk, o, çocukluğunu yaşıyor, biz, aramızda hallederiz, sizin içiniz rahat etsin” sözcüklerini sıraladım.
Ne Ahmet’i ne de palabıyık Karadenizli velimi hayatım boyunca unutamadım; hatalarımdan ders almayı da aklımdan çıkarmadım.

Ahmet, şimdi ünlü bir iş adamı, öğretmen veli dayanışmasının insanlık örneğini kazandığını paylaşan, sevilen sayılan biri. Her özel günlerde beni arar hatırımı sorar.

Bunlar, sevgili arkadaşım Zehra’nın anlattıklarıydı. Ruhu şad olsun.

Biz, şimdi sınıfımıza dönelim; sizi, öğrencilerimle buluşturayım.

Öğretmenlik, görev değil, bir zevktir, sevgi bağımlılığıdır, alışkanlıkların en tatlısıdır; kim ne söylerse söylesin, bu görevi yapanlar, sevginin, aşkın meftunu olurlar. İçeriğinde: Arı sütü kadar yararlı, memelilerin sütü kadar besleyici, meyvelerin karışımındaki tüm vitaminler kadar koruyucu hale getirirler bünyenizi.

Onlarla uğraşırken zamanız durur, yaşınızı unutur, yavaş yavaş sevginin ve aşkın bağımlısı, meftunu olursunuz.
Her gün, TV Programlarında: Lokman Hekim kimliğine soyunan doktorlara da ihtiyacınız olamaz. Hatmi çiçeği, adaçayı, safran, rezene, hardal, greyfurt, roka, lahana; kas yapanlar, göbek eritenler, basen eritenler, yağ yakanlar… Bunları unutunuz.
Buyurun:
Sevgi Burada Nokta Com” la tanışalım.
Zamanı, mekanı önemli değil, neresi olduğu da, memleketin birinde diyelim. Benim anlatımlarımın asıl inanılmaz yanı, aslında gerçek olmaları, isim değiştirmelerimin, yer değiştirmelerimin, bence bir mantığı kuralı da yok ama bazen isim değişikliği yapma gereği duyuyorum ama bu hikayede gerçek isimleri kullanmada bir sakınca gömüyorum.

İçime doğan, güzel bir günün başlangıcı olacağını hissettiğim, günlerden birine uyanmıştım. Dünyanın en büyük nimetlerinden birine, öğretmenlik mesleğine sahiptim. Pırıl pırıl, bir Eylül günüydü; saatler onu gösteriyordu, okul müdürüm, beni odasına çağırmıştı:

Sizi, yeni bir öğrencinizle tanıştırmak istiyorum, adı, Erdener” dedi. Annesinin elini tutan çocuğa baktım, upuzun kirpikleri arasından bakan zeytin karası göz bebekleri parlıyordu. Bir görüşte aşk derler ya aynen öyle olmuştu. Elimi başının üzerine koyup okşayarak şirinlik yapmak istedim, annesinin arkasına saklandı.

Müdürüm araya girerek söze başladı:
Hanımefendi, müsaadeniz olursa öğretmenimle özel konuşmak istiyorum; sizi, biraz dışarı alabilir miyim?” Anne-çocuk okulun bahçesine çıktılar.
Müdürüm: “Hoca Hanım, bu çocuğun özel bir durumu var, size vermek istedim. Babası polisti, maalesef şehit oldu; Ağrı’dan geldiler artık yeni hayatlarında birinci sınıfa, bu şehirde başlayacaklar. Şefkatte ve de özellikle de intibakta yardımcı olacağınızdan şüphem yok elbette
Siz, o tarafını bana bırakın” diyerek yanından ayrıldım.

Okulların açılımından henüz bir hafta kadar zaman geçmişti; diğer çocuklarım sınıflarına alışmışlardı. Erdener’in, kendisini daha güvende hissetmesi açısından sınıfa annesini de almıştım, “Çocuklar, arkanıza yaslanın bakalım, şimdi size, sizin kadar tatlı bir arkadaşınızla tanıştıracağım: Arkadaşınızın adı, Erdener, isterseniz hep bir ağızdan önce, hoş geldin diyelim, ardından da bizimle olmak istediğinden alkışlayalım
Sınıftan bir “hoş geldin” sesi yükseldi, ardından alkış koptu; gök gürledi de şimşek çakacak sanırdınız. Anne mutlu, Erdener mutluydu.

İlk gün, annesiyle en yan sırada oturtmuştum, annesini iyice yanda oturttuğumdan öğrencilerimin görüşüne engel teşkil etmiyordu. Annesine, bir gün daha gelmesine izin verdim; daha fazla gelmesinin alışkanlık yapacağını açıklamaya çalıştım. İki gün içerisinde teneffüslerde de yanlarından ayrılmıyor annesiyle tatlı sohbetler yapıyordum.

Erdener, annesiyle samimi konuşmalarımızı gördükçe bana daha çok alıştığını fark ediyordu. Üçüncü günde çok tatlı bir kızım olan İnci’yle aynı boyda olduklarından yan yana oturmuştum. Sık sık çocukların eşleşmelerinde, değişiklikler yapıyor sıra arkadaşlarını boylarına göre, yerlerini değiştiriyordum. Erdener’i de dünya tatlısı İnci’nin yanından kaldırmış hafif tombul olan Güler’in yanında oturtmuştum.

Derse kendimi verdiğimden ilk derslerde fark edememiştim. Son derse geldiğimizde yaptığımız çalışmaların kontrollerini yapıp eksikleri tespit ediyordum. Baktım, Erdener yerinde değil, yeniden İnci’nin yanına geçmiş. Üç kişilik sırada dört kişi oturmuşlar.
Erdener, ben senin yerini değiştirmiştim, neden oraya geçtin?
İki kolunu göğsünün üzerinde kenetledi, kaşlarını çattı:
Kiminilan oturacagimi, sene mi soracağıdım!

Arkamı dönerek gülmemi engelledim, duymamazlıktan geldim, şimdilik, onu kurallara boğup ürkütmemeliydim. Günler geçtikçe Erdener artık sınıfa alışmıştı, daha fazla ilgi, diğer öğrencilerimi küstürebilirdi. Sınıfım kalabalık, her öğrencimle tek tek ilgilenip el becerilerinde yardımcı olmalıydım.

Çizgi çizimleri bitmiş fişleri kavratmaya gelmiştik. Fişleri parmaklarıyla hissederek önce sırada yazdırıyor, harflerin şekline göre, vücut hareketleriyle çizdiriyor, noktalara sıra gelince de havaya küt küt vurduruyordum. En sevdikleri hareketleriydi, havaya kafa atmak, hızlarını alamazlar sıranın üstüne bile çıkanlar olurdu.
Hayali çizimlerden sonra, artık fişleri defterlerine yazmaya başlamışlardı. Bir bir bakıyor yardıma ihtiyacı olanlara yardım ediyordum. Birinci fasıl yardımlarımı yapmış ön sıraya, Erdener’in yanına gelmiştim.
“Erdener!” dedim.
“Erdener, başını neden eğik oturuyorsun?”
Erdener’de hala ses yok!
Defterine baktım, çizim de yok.
“Erdener, sen defterine bir şey yazmamışsın ?”
İki elimle başını kaldırdım:
“Erdener, senin gözlerin yaşlı, sen bir de ağlamışsın!”
Erdener, başını hiç yukarıya kaldırmadan çatık kaşlarıyla, uzun kirpikleri içinden kızgın kızgın baktı. Zeytin karası gözlerini bana dikti. Sağ parmağını da yumruk yapıp işaret parmağını, tehditkar sallayarak:
Sen, bene iki dene ğızdın! Bir dene daha ğızarsan hemi ağlayacağım, hemi de yazmayacağım!
Zeytin karası gözlerini mi öpersiniz? Tehditkar sallayan parmağını mı ısırırsınız?
Olanca bünyesini kucaklayıp yüreğinizin ta içine mi yerleştirirsiniz…

Aradan yıllar geçti, bizim evimizde, kim kime nazlanırsa:
Hemi ağlayacağım, hemi de yazmayacağım” esprisi sürüp gider.

Melahat Erten Tekeşin

  • Bu yazı ayrıca HÜRRİYETte de yayımlanmıştır..

Bu yazı için bir yorum yap..



*


        

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve imla kuralları ile yazılmamış yorumlar onaylanmamaktadır. Yazı ve yorumlar hiçbir şekilde sitemizin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Bunlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
                

Eser Ürküt
Bumerang - Yazarkafe
Eser ÜRKÜT

 

19 Mayıs 2018

Prof. Dr. Cem'i Demiroğlu ; Atatürk Türk gençliğine verdiği önemi konuşmalarının çoğunda bu konuya değinerek belirt... devamı

Melahat Erten Tekeşin

 

 

  Melahat Erten TEKEŞİN   melahattekesin@gmail.com

 

30 Nisan 2018

Değişik duyguların kaynağıdır yatılı okullar, karışık hislerin, duyguların kümesidir içinizde. Değişik kültürlerin,... devamı

Zeren Dağdeviren

 

 

  Zeren DAĞDEVİREN   zeren@egehaberleri.net

 

16 Mayıs 2018

İzmir’in Kemalpaşa İlçesine bağlı, 250 haneli yemyeşil bir doğada yer almış NAZAR köyü… [responsivevoice_button vo... devamı

Hüseyin Bora Çelik

 

 

  Hüseyin Bora ÇELİK   hboracelik@gmail.com

 

10 Mayıs 2018

Milletimizin aydınlık yarınlara ulaşmasının tek yolu: “Bilgiyi ve Bilimi kendine rehber edinmiş gençlerle yol almak... devamı

Mahmut Taylan Tüfek

 

 

  Mahmut Taylan TÜFEK   mtaylan.tufek@gmail.com

 

18 Nisan 2018

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ne kadar tanıyoruz bunu bilmeden onun hakkında yapılan konuşmalar doğru değildir. Benc... devamı

Süleyman Türkoğlu

 

 

  Süleyman TÜRKOĞLU   suleymanturkoglu333@gmail.com

 

23 Mayıs 2018

Küresel çetelerin çocuklarının yaptığı 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra Türk milletine sinsice dayatılan Neo ... devamı

Ekrem Örsoğlu

 

 

  Ekrem ÖRSOĞLU   zeus@egehaberleri.net

 

03 Kasım 2017

Karavan gezilerimden birisinde tanıdım Mehmet Özgül ve eşi Nurten’i, ikisi de doğa hayranı, doğayla bütünleşmeyi, h... devamı

 

Ege Haberleri