Logo
Dark Light
Bumerang - Yazarkafe
Bez Parçası
Bu yazı  1.592 kere görüntülenmiş olup, YAZARın kendi görüşlerini ifade eder...

Yağmurlu bir günün sabahıydı. Tahta panjurlardan sızan güneş ışınları odamı çizgi çizgi şeklinde aydınlatmışlardı. Sızan ışıkların enerjisini içime almak istemiştim, aceleyle, panjurları açtığımda, gördüğüm manzara beni büyülemişti. Evimizin mısır bahçesi, henüz kazılmadığından çimenlerin arasından renk renk sarı beyaz papatyalar, mor menekşeler kafalarını şımararak güneşe doğru uzatmışlardı.

Derin bir nefes alarak seyre dalmıştım. Güneş, yağan yağmurun bir bölümünü ısıtmış topraktan buharlaşarak yükselmeye başlamışlardı. Mis gibi toprak kokusunu da beraberinde getirerek burnuma dolmuşlardı.

Annem, ahırdaki inekleri bahçeye salmış yavru danalarını da yanlarına alarak kuyruklarını kıvırarak bahçede bir köşeden öbür köşeye koşuyorlardı. En çok da hayvanların bu heyecan dolu koşuşmalarına bayılırdım. Soğuk kış günlerinde uzun süre ahırda kaldıklarından, baharı karşılamaları hep böyle olur diye düşünürken hafiften yükselen toprak kokulu buharları, daha çok içime çekerek ciğerlerime temiz havaları doldurmuştum.

Daha yapacak çok işlerim vardı, bana düşen konularda, anneme yardım edecek arkadaşlarımla oynamaya hak kazanacaktım. Aceleyle odamı düzeltmiş üst baş temizliğimi de bitirmiştim.

Sabah kahvaltısı hazır, herkes sofraya gelsin” sesi annemden yükselmişti. Aile geleneğimizdi; Sabah kahvaltısında ve akşam yemeğinde mutlaka aile bireyleri bir arada olmalıydık. Birlikte yemek yemezsek bereket kaçardı, öyle eğitilmiştik. Hatta babaannem, misafirlik dönüşlerinde, dedikoduyu birlikte getirirdi. “Birlikte yeme alışkanlıkları yok; başı bozuk askerlere benziyorlar, giden yemek yiyor, gelen yemek yiyor, o evde bereket olur muuu?

Öyle yemeğinde herkes bir tarafa dağıldığından birlikte olamıyorduk. Babam, sefertasına konan yemeklerini, terzi dükkanında yiyecekti. Fındık bahçeleri evlere hayli uzakta olduğundan aile büyükleri aparatif yiyecekleri tercih edelerdi. Bu nedenle sabah kahvaltıları çok kuvvetli olmalıydı.

Sabah kahvaltısında kalkan balığı ve istavit, hamsi vazgeçilmezlerimizde yer alırlardı. Henüz çay bitkisiyle tanışmadığımızdan kahvaltıda çayla kahvaltı alışkanlığı henüz yerleşmemişti. Tavada nar gibi kızartılmış balıklar, yöreye has dikenli salatalıklar eşliğinde yenilirdi; ya da ıhlamur çayı içilirdi ama ona da pek itibar etmez, sütü tercih ederdik. Ihlamur çayını içmek, yaşlılarımızın tercihi olurdu.

Kalkan balıkları da kocaman kütüklere yatırılır baltalarla kesilir, taze olarak yenenlerin dışında fazlalıklar toprak küplerde tuzlanırdı. İstavrit balıklarının boyları şimdiki palamut boylarındaydılar. Günümüzün istavritleri kadar küçük olanlar, ağdan kurtarılıp denize bırakılırdı. Mezgite yaşlı balığı deyip itibar etmezdik. Ancak ilerleyen yaşlarda tadına varacaktık.

Güneşli bir günün başlangıcındaydık, Mensure, evimizin kapısına kadar gelmişti.
Bugün bizim evin avlusunda oynayacağız annem öyle istiyor”demişti. Rüveyda teyze öyle istiyorsa, hiç itirazımız olamazdı. Otoriter, sözü sohbeti dinlenen bir kadındı. Bol çocuklu olduğundan mı bilinmez, bize çok sevecen yaklaşırdı. Avlularında oynamamıza izin verdiğine göre, bir bildiği vardır diye düşünmüştüm. Oyuna dalar, yemek saatini kaçırırsak, mısır ekmeği yanında zeytin bile verebilirdi…
Kahvaltı yaptıktan sonra, annemden izin alır gelirim” dedim.

Mensure’lerin avlularına vardığımda yukarıki mahalleden Ayşe, orta mahalleden Seyhan ve kardeşleri çoktan gelmişlerdi. Emine ve kardeşi Ayşe Mediha’yı alıp gelmişlerdi. Şükriye biraz geç kalmış fakat fazla bekletmemişti. Bizden küçük olanlar da oyuna alınma heyecanıyla beklemekteydiler. Gürültümüzü duyan, Remzi amcanın karısı Nuriye yenge bile gelmiş, seyirci olarak yerini almıştı.

Nuriye yenge, köyümüzün arşivi gibi bir kadındı. Herkesin doğum tarihini,tüm önemli olayları, nışan, düğün tarihlerini noktasını virgülüne kadar bilirdi. Bu özel yeteneğinin farkında olduğundan, her fırsatta, herkesin seceresini dökerdi. Doğum tarihinden ya da önemli günlerinin tarihinde tereddütü olanlar, bu özel yetenekli kadına başvururlardı. Evinin yanındaki, ana yol kenarında bulunan, armut ağacının dibindeki tahta oturağa oturur, gelen geçenlere secerelerini hatırlatırdı.
Sen, Yusufişi Mehmet’ten küçük, Halıdişi Mehmet’in oğlu, Cihan’dan bir ay büyük, Tatayişi Mevlit’ten üç ay küçüksün. Ahmetişi Bina da hepinizden büyük. Necatişi Hüseyin doğunca da” anlatımlar anlatımlar…

Hatta genç kızlar arasında şöyle bir espri konusu olurdu: “Belki yaşımızı saklayıp, kendimizi küçük göstereceğiz; Nuriye yenge, her toplulukta bizi deşifre ediyor” Bu özel yetenekli komşu yengemizi anlatmadan geçemedim.

Annelerimizin yırtılan, işe yaramayan elbiselerini parçalayarak bez torbasına doldurmuş, ağzını bağlayarak ipliklerle yuvarlak top haline getirmiştik. İki direk arası geçirdiğimiz çamaşır ipi, voleybol ağı görevini yapabilirdi. İp atlama, beş taş, çizgi taşı, ıstop başlıca oyunlarımızdandı.

O gün iki gruba ayrılıp yakan top oynamaya karar vermiştik. Genellikle, oyunları oynarken iki kişi kaptan olur, kimin yanında yer alacakları, kişilere birakılırdi. Mensure her daim benim tarafımı tercih ederdi.
Sen iyi oynuyorsun, çoğunlukla senin tarafın kazanıyor” derdi.

O gün ilginç bir olay gerçekleşmişti;
Şükriye ve ben takım kaptanı olmuştuk. Herkes seçimini yapmış, sıra Mensure’ye gelmişti. Mensüre ürkek bir tavırla, gözlerini benden kaçırmış, Şükriye’yle bakışmış ve onu tercih etmişti. Oyun esnasında bu olayı sorgulayıp durmuştum. Oyunlar oynanıyor, yeni oyunlara geçiliyordu; saatler ilerliyor ikindi vaktine yaklaşıyorduk. Rüveyda teyze kuzineden çıkardığı hamsili ekmeği, dumanı tüterken dilimlemiş, mis gibi kokular saçarak yanımıza getirmiş, yanında bir sepet dolusu, yöreye mahsus dikenli salatalar eşliğinde sunmuştu.
Çocuklar acıktınız, salatalıklarla birlikte hamsili ekmek dilimlerinden, istediğiniz kadar yiyebilirsiniz” demişti. Gözlerimiz faltaşı gibi açılmış, hipnoz olmuş gibi yiyeceklere odaklanmıştık ama sözleşmiş gibi hep bir ağızdan:
Biz aç değiliz Rüveyda teyze” dedik,

Çünkü her ailede, kimsenin evinde yemek yenmemesi gerektiği, hakkında tembihlerimiz vardı. Rüveyda teyze, “Merak etmeyin, ben annenize çok ısrar ederek yedirdiğimi anlatırım. Çeşmede ellerinizi yüzünüzu yıkayın”.

Kurşun gibi fırlayıp çeşmede temizlenmiş, kocaman hamsili ekmek dlimlerini ve salatalıkları kapma yarışına girmiştik. Yediğimiz bu özel yemeğin tadına bile varamamış; “Mensure beni neden tercih etmedi?” düşüncesi lezzetin bile önüne geçmişti. Akşam olup herkes dağılırken ben ayak sürtüp, Mensure’ye lafı dolandırmadan sorumu sormuştum.
Şükriye sana ne vermeyi vaad etti?
Önceleri söylemek istemedi ama tavrından doğru soruyu sorduğumu anlamıştım.
Ben biliyorum, doğruyu söyle” dedim.
Mensure anlatmaya başladı:
Ablası elbise dikmiş de artan bez parçalarını bana verecek
Ne yapacaksın onları?
Bez bebeğime elbiseler dikeceğim
Kaç parça vereccek?
İki
Ben sana daha büyük parçalar veririm, bundan sonra eskisi gibi beni tercih et” Ben zaten seni istiyordum ama bez bebeğimin elbisesi yoktu diye beni kandırdı”

Mahallemizde Feriha abla;
Evinde pratik dikiş, dikme kursunu açmış, genç kızlara dikiş dikmeyi öğretiyordu. Benim iki ablam da aynı kursa gidiyorlardı. Hemen hemen her evde Sümerbank çiçekli basmalarından renk renk elbiseler dikiliyordu. Kumaşlar alınırken de eskime veya yırtılma olasılığına karşın ek yapılacak düşüncesiyle fazla alınırdı. Eve varır varmaz gizlice, ablalarımın dikiş bohçalarını karıştırmaya başlamıştım. Artan kumaşlar rulo yapılmış iplerle bağlanmışlardı. Ertesi günü dahi beklemeden, parçaları Mensure’ye yetiştirmiştim. Ablalarım günlerce eksilen parçalarını arayıp durmuşlardı.

Her bez parçası, beni, çocukluğuma götürür, büyük bir özenle yaptığımız bez bebeklerimizi hatırlar; bez parçalarının ne denli değerli olduğunu anımsarım. Dudaklarımda muzip bir tebessümle, geçmişime dalarım…

Melahat Erten Tekeşin

  • Bu yazı ayrıca HÜRRİYETte de yayımlanmıştır..

Bu yazı için bir yorum yap..



*


        

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve imla kuralları ile yazılmamış yorumlar onaylanmamaktadır. Yazı ve yorumlar hiçbir şekilde sitemizin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Bunlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
                

Eser Ürküt
Bumerang - Yazarkafe
Eser ÜRKÜT

 

19 Mayıs 2018

Prof. Dr. Cem'i Demiroğlu ; Atatürk Türk gençliğine verdiği önemi konuşmalarının çoğunda bu konuya değinerek belirt... devamı

Melahat Erten Tekeşin

 

 

  Melahat Erten TEKEŞİN   melahattekesin@gmail.com

 

30 Nisan 2018

Değişik duyguların kaynağıdır yatılı okullar, karışık hislerin, duyguların kümesidir içinizde. Değişik kültürlerin,... devamı

Zeren Dağdeviren

 

 

  Zeren DAĞDEVİREN   zeren@egehaberleri.net

 

16 Mayıs 2018

İzmir’in Kemalpaşa İlçesine bağlı, 250 haneli yemyeşil bir doğada yer almış NAZAR köyü… [responsivevoice_button vo... devamı

Hüseyin Bora Çelik

 

 

  Hüseyin Bora ÇELİK   hboracelik@gmail.com

 

10 Mayıs 2018

Milletimizin aydınlık yarınlara ulaşmasının tek yolu: “Bilgiyi ve Bilimi kendine rehber edinmiş gençlerle yol almak... devamı

Mahmut Taylan Tüfek

 

 

  Mahmut Taylan TÜFEK   mtaylan.tufek@gmail.com

 

18 Nisan 2018

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ne kadar tanıyoruz bunu bilmeden onun hakkında yapılan konuşmalar doğru değildir. Benc... devamı

Süleyman Türkoğlu

 

 

  Süleyman TÜRKOĞLU   suleymanturkoglu333@gmail.com

 

23 Mayıs 2018

Küresel çetelerin çocuklarının yaptığı 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra Türk milletine sinsice dayatılan Neo ... devamı

Ekrem Örsoğlu

 

 

  Ekrem ÖRSOĞLU   zeus@egehaberleri.net

 

03 Kasım 2017

Karavan gezilerimden birisinde tanıdım Mehmet Özgül ve eşi Nurten’i, ikisi de doğa hayranı, doğayla bütünleşmeyi, h... devamı

 

Ege Haberleri