Logo
Dark Light
Bumerang - Yazarkafe
Mustafa Kemal Atatürk
Bu yazı  1.139 kere görüntülenmiş olup, YAZARın kendi görüşlerini ifade eder...

Elli bir yılımı, gururla birlikte geçirdiğim, üzerimde, tarih bilgisinde emeği olan ve ayrıca da notlarından yararlanarak kaleme döktüğüm bu yazımı, dört ay önce ebediyete uğurladığım, sevgili eşim Metin Tekeşin’e ithaf ediyorum.

Çağın, kendine özgü koşulları içerisinde, akılcı, dengeli ve tutarlı bir politika izleyen; tüm yaşamında, değişmez bir çizgide ilerleyen, topluma çağdaş bir kimlik kazandırma uğraşını veren, Mustafa Kemal Atatürk’e naçizane, benim penceremden bakarak yad etmek istiyorum.

Takvim yapraklarını, geriye doğru çevirerek o karanlık günlere, umutsuzluk dolu, acı ve gözyaşı dolu olan günlere bakmak istiyorum. Büyük şair, Mehmet Akif Ersoy’a, her kıtasını okudukça, tüylerimi diken diken eden şiirini, İstiklal Marşı’nı yazdıran günlere dönmek istiyorum.

Yıl 1914, aylardan 28 Haziran, on yedi yaşında, bir Sırp öğrencinin namlusundan çıkan bir kurşun, Avusturya Veliahtı’nı öldürüyor.

Takvim yaprakları yetmez, yılları geriye sararak tarihin derinliklerine dalıyoruz: Yıl, 1389, aylardan 28 Haziran. Birinci Murat’ın Kosova Savaşı’nda Sırplılar tarafından öldürüldüğü gündür! Bu gün, Sırplılar tarafından bayram olarak kutlanacaktır…

Avusturya-Sırbistan çekişmesi, bunu izleyen, Almanya-Rusya politik sürtüşmeleri ve savaşın patlak vermesi. İki Alman gemisinin Çanakkale Boğazı’ndan geçerek İstanbul’a gelmeleri ve bu gemilerin Osmanlılar tarafından satın alınarak Karadeniz’e açılmaları, Rus gemilerine ateş açarak Osmanlı Devleti’nin de savaşa girmesi.

Yıl, 1918, aylardan 30 Ekim, Mondros: Düşman gemileri, siyah dumanlar arasında İstanbul’a geliyor; Amiral Galtrophe, büyük bir coşkuyla Şükür ayını yaparak Galatasaray Lisesi’ne gelerek şeref defterine, şu notları düşürüyor: “Savaş yapmak, tutsak olmaktan daha iyidir

Yıl, 1919, aylardan 11 Şubat: Fransız General Desperay, beyaz bir at üzerinde Karaköy’de yerlere serilmiş Türk bayraklarını çiğneyerek Beyoğlu’na çıkıyor ve Salip’in Hilal’e olan üstünlüğünü kanıtlarken aynı zamanda da, Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’a girişinin öcünü alıyordu.

Yıl, 1919, aylardan 15 Mayıs. Buyurun, öncelikle yurdumuzun durumuna bir göz gezdirelim:

Yunanlılar İzmir’i, İtalyanlar Antalya ve dolaylarını, İngilizler ve Fransızlar Adana, Urfa, Maraş, Antep dolaylarını işgal ediyorlardı. Doğuda, Ermeniler boy gösterirken yüz yıllardır bağımsız yaşamış, onurundan hiçbir ödün vermeyen ve bundan sonra da vermeyecek olan Türklere Orta Anadolu stepleri bırakılıyordu.

Bu koşullarda, ne yapılmalıydı? Buyurun, bunu da Mustafa Kemal’in ağzından dinleyelim:

Osmanlı aydınlarınca, bu güç koşullarda, iki çıkış yolu gözüküyordu; ya Amerikan Mandası, ya da İngiliz Yönetimi’ne girmek. Bence, ikisi de yanlıştı; üçüncü bir yol vardı. Bu yol, gücünü, kendi toplumundan alan, ulusal, bağımsız, bir TÜRK DEVLETİ’ni kurmaktı. Evet, ben bu amaçla, İstanbul’dan Samsun’a yola çıktım.

Böylece, İstiklal Savaşı artık başlıyordu. 22 haziran 1919 Amasya, “Türk Ulusu’nun geleceğini, yine, ulusun azim ve kararı kurtaracaktır” denilirken ihtilal, artık edilgen aşamadan, etken aşamaya gelmiştir. 23 Temmuz Erzurum, 4 Eylül Sivas, kongreleri yapılıyor ve 27 Aralık’ta Ankara, Mustafa Kemal’i kucaklıyordu.

Yıl, 1920 aylardan Ocak, Misak-i Milli’nin kabul edilmesiyle, İstanbul resmen, işgal kuvvetlerince ele geçiriliyor ve gerçek maskeler, gün ışığına çıkıyordu.
Bu koşullarda ne yapılmalıydı, ya Sevr Anlaşması’nın ağır koşulları kabul edilecek veya Misak-i Milli’nin ön gördüğü ilkeler doğrultusunda silaha başvurulacaktır. Mustafa Kemal, ikinci yolu seçmiştir; bu, çilelerle dolu, uzun ve yorucu bir yoldur. Bu nedenlerle, izlenmesi gerekecek askeri politika şöyle saptandı:
A- Doğuda, Ermenileri mağlup ederek Sovyetler Birliği yolunu açmak.
B- Güneyde, Mustafa Kemal Fransızlarla gerilla savaşı yapmak.
C- Zaman kazanıncaya kadar Yunanlılarla savunma savaşı yapmak.
D- Her türlü hazırlığı yaptıktan sonra, düşmanlara darbeyi vurmak için saldırı savaşı yapmak.

Askeri strateji içerisinde, birinci ve ikinci İnönü savaşları ve Sakarya savaşları yapıldı. İngilizlerin, altı ayda alınamaz diyerek hayranlık duydukları Yunan mevzilerini, 26 Ağustos’ta başlayan, Büyük Taarruz’la yerle bir ederek 4 Eylül’de Türk Bayrağı, İzmir Konak Meydanı’nda göndere çekiliyordu.

Bu sıcak savaşı, Lozan’da başlayan politik savaş izliyor ve yıl,1923, aylardan 24 Temmuz’da, genç Ankara Hükümetini herkes tanımak zorunda kalıyordu.

Ben burada, Mustafa Kemal’in bundan sonra yaptıklarını değil de kendisinden kesitler sunmaya çalışacağım:
A- Mustafa Kemal, Büyük Taarruzu niçin 26 Ağustos’ta yaptı? Bu, engin bir tarih anlayışının sonucudur. 26 Ağustos, aynı zamanda, Anadolu’yu Türklere vatan yapan Malazgirt Savaşı’nın yapıldığı gündür.
B- Mustafa Kemal, gerek Türk Ulusu’na, gerek Türk Askeri’ne şu mesajı veriyordu: “Askerler; bundan yüzyıllar önce, yine bu topraklarda ve yine aynı düşmanla karşı karşıyayız. ( Türkler ve Bizanslılar) O gün, karşımızda çok güçlü bir Bizans Ordusu vardı; onları yendik. Bugün ise, onların torunları olan Yunanlılar var, Eğer, Malazgirt Şehitleri’mizin kemiklerini sızlatmak istemiyorsak Yunanlıları mutlaka yenmeliyiz!..

Mustafa Kemal:
Yakında, büyük bir savaş çıkacak; Hitler, bütün Avrupa’yı işgal edecek; ancak, ABD’nin savaşa girmesiyle, Hitler, savaşı yitirecek fakat gerçek galipler, ne ABD ne de İngiltere olacaktır; bu savaşın gerçek galibi, Sovyetler Birliği olacaktır.” derken adeta kehanette bulunuyordu.
C- Mustafa Kemal, İzmir’e girişinin ilk gecesinde istirahat etmek üzere kendisine tahsis edilen konağın merdivenlerinden çıkarken yere serilmiş Yunan Bayraklarını görür: Yanına yaklaşan ihtiyar bir kadın, şöyle seslenir. “Paşam, Yunan Kralı, bu merdivenlerden çıkarken Türk Bayrağı’nı çiğneyerek çıkmıştı; sizden de aynısını rica ediyorum” deyince: “Lütfen, bayrakları, yerden kaldırın, zira, bayrak, bir ulusun onurudur, namusudur; onur ve namus, ayaklar altına alınamaz!.. Lütfen, bayrağı yerden kaldırın!” Bu deyişle, hoş görünün en güzel örneğini, tüm dünyaya adeta ilan ediyordu…
D- “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh.”
Hangi önder, hangi politikacı, bu tezi savunmuştur? Mustafa Kemal’in ortaya koyduğu bu davranış biçimini, dünya var olduğu sürece, kendisini alkışlayacaktır.

Çağdaş ve evrensel kimliklerle donatılmış bu insan, bir fani idi; elbette, zamanı gelince, her fani gibi aramızdan ayrılacak, ebedi yolculuğuna çıkacaktı: Yıl, 1938, aylardan,10 Kasım, bu yolculuğun, başlangıç tarihi olacaktı.

Dolmabahçe’de kılınan cenaze namazından sonra, zafer torpidosuna, oradan Yavuz Zırhlısına alındı. İzmit’ten Ankara’ya yapılan tren yolculuğu ve Ankara…
Mustafa Kemal’in Ankara’ya son gelişidir bu; ancak, bu gelişte, işgal kuvvetleri ve düşman bayrakları yoktu. Tam tersine, kendisini taşıyan top arabasının arkasında tüfeklerinin namlularını yere doğrultarak yavaş adımlarla yürüyen ve selamlayan İngiliz- Fransız askerleri vardı…

Çanakkale Savaşı’nda bir ayağını yitiren İngiliz generali Billford, herkesi affeden, tüm dünyaya barış sloganlarını atan eski düşmanını, saygılı adımlarla selamlamaktadır…

Yazımı, burada sonlandırırken gerek şahsım adına, gerek sizlerin adına ve gerek tüm TÜRK ULUSU adına, Cumhuriyetimizin kurucusu, Mustafa Kemal Atatürk’ün manevi huzurunda, saygıyla ve hürmetle eğiliyorum.

Yüce Rabbim’den kendilerine rahmet diliyorum. SAYGILARIMLA, Melahat Erten Tekeşin.

Bu yazı için bir yorum yap..



*


        

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve imla kuralları ile yazılmamış yorumlar onaylanmamaktadır. Yazı ve yorumlar hiçbir şekilde sitemizin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Bunlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
                

Eser Ürküt
Bumerang - Yazarkafe
Eser ÜRKÜT

 

03 Aralık 2018

Tüm dünyada engelli insanların sorunlarına dikkat çekmek ve onları daha iyi anlayabilmek amacı ile Birleşmiş Millet... devamı

Melahat Erten Tekeşin

 

 

  Melahat Erten TEKEŞİN   melahattekesin@gmail.com

 

10 Aralık 2018

“Okula ilk gelişinizi, tanışmamızı dün gibi hatırlıyorum: Ürkek bakışlarla etrafınızı inceliyor, annelerinizin etek... devamı

Zeren Dağdeviren

 

 

  Zeren DAĞDEVİREN   zeren@egehaberleri.net

 

15 Kasım 2018

Özgür Büyüktanır, muhteşem bir insan ve baba. Kendisini Kuşadası'nda düzenlenen, Yerel yazarlar Şenliğinde tanıdım.... devamı

Hüseyin Bora Çelik

 

 

  Hüseyin Bora ÇELİK   hboracelik@gmail.com

 

22 Kasım 2018

Artık çocuk eğitiminde farklı bir fikir okumam diye düşündüğümde, hep başka fikirler çıkıyor karşıma. En doğru dene... devamı

Mahmut Taylan Tüfek

 

 

  Mahmut Taylan TÜFEK   mtaylan.tufek@gmail.com

 

18 Nisan 2018

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ne kadar tanıyoruz bunu bilmeden onun hakkında yapılan konuşmalar doğru değildir. Benc... devamı

Süleyman Türkoğlu

 

 

  Süleyman TÜRKOĞLU   suleymanturkoglu333@gmail.com

 

23 Mayıs 2018

Küresel çetelerin çocuklarının yaptığı 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra Türk milletine sinsice dayatılan Neo ... devamı

Ekrem Örsoğlu

 

 

  Ekrem ÖRSOĞLU   zeus@egehaberleri.net

 

03 Kasım 2017

Karavan gezilerimden birisinde tanıdım Mehmet Özgül ve eşi Nurten’i, ikisi de doğa hayranı, doğayla bütünleşmeyi, h... devamı

 

Ege Haberleri