Logo
Dark Light
Bumerang - Yazarkafe
Kimsesizin kimseleri
Bu yazı  1.295 kere görüntülenmiş olup, YAZARın kendi görüşlerini ifade eder...

Ah Delia!

Sana bir mektup yazmak istedim; bir vefa, bir veda olur mu, sen ister miydin, bilemiyorum. Ama öyle, sessiz sedasız, ansızın ve de kimsesiz gitmeni, içime sindiremiyorum. İşin ucunda maddi olan hiçbir şeyi kabul etmezdin; biliyorum da, içimdeki vefa borcumu ödememden hoşnut olursun umarım…

Emekli olmuştum ve yeni bir uğraş, arayışı içine girmiştim. Bana bir şeyler katacağını düşünerek yeni bir dil öğrenmeye karar verip Üsküdar Altunizade Kültür Merkezi’ne, belediyenin açtığı İngilizce dil kursuna yazılmak üzere uğramıştım. Görevli memura, durumu açıklayıp yapmam gereken koşullar hakkında bilgilenmiştim.
Görevli:
Bu yıl, öğretmen olarak İngiliz kadın öğretmen ders veriyor; adı, Delia, çok disiplinli, herkesi sınıfına almıyor. A! bakın, karşıdan geliyor” dedi.
Başımı çevirip baktım; uzun boylu, cüsseli, dik yürüyen, neredeyse bastığı yerleri titretecek,
Kırık Türkçesiyle:
Günaydın, kursa, kaç kişi kaydoldu, ücretlerini ödediler mi?” diye seslendi.
Görevli:
Sınıfınız dolmak üzere, ücretler tamam ama sizinle görüşmek isteyen biri var” dedi.
Şöyle, tepemden tırnağa beni, bir güzel süzdükten sonra, sorular sormaya başladı. Bendeki heyecan, ilkokula başlayan çocukların heyecanını bastıracak nitelikteydi. Az çok, soracağı soruları tahmin ettiğimden, çalıştığım sorulardan çıkmış yanıtlamam da kolay olmuştu.

Tamam, kaydını yaptırsın ama ücretini de hemen ödesin” diyerek hızlı adımlarla içeriye geçti.
Yıllarca öğretmenlik yapan ben, emekliliğimde, öğrenci olup sınıf sıralarına oturmuştum. Sınıfımızda her tür meslekten insanlar vardı; hatta, “hazır İngiliz öğretmen bulmuşken pratik konuşma fırsatını yakalarız” düşüncesiyle, İngilizce öğretmenleri dahi kaydını yaptırmıştı. Sıfır seviyede başlamıştım, işim çok zordu ama suya girenin, ıslanacağını bilecektim.

İlk günler, birbirimizi anlayamadık; aramızdaki dil farkından kaynaklı yanlış anlaşılmalara maruz kalmıştım. Zamanla, teneffüslerde, erken geldiğimiz saatlerde, kantinde çay saatlerinde, ahbaplığımız ilerledi. Birbirimizle kaynaşarak dost olduk. Kurs sona erdikten sonra da dostluğumuz devam etti. “Sohbet etmeyi çok severdin; hatta dinlemekten çok, anlatmayı severdin” demekle, seni daha iyi anlatmış olurum.

Kursumuzun bittiği hayli olmuştu. Bir gün, telefonla arayarak Kadıköy’de, denizi gören, ikimizin de sevdiği mekanda buluşmamızı, önermiştin. Memnuniyetle kabul ederek kararlaştırdığımız mekanda buluşmuştuk. Yenilip içildikçe samimiyet artmış, sohbetimiz koyulaşmıştı. Yine de, daha çok seni dinlemiştim diyebilirim. Bütün samimiyetinle hayatını anlatmaya başlamıştın. Neler mi anlatmıştın?

Müsaaden olursa seni dinleyelim Delia’cığım:

Ben Londra’da doğdum; eğitimimi tamamladıktan sonra, daha çok ailemin öngördüğü bir evliliğim olmuştu Londra’da sayılı iş adamlarından biriydi evlendiğim adam. Benim de gönlüm vardı ama gelinliğimi giyip evden çıkarken annemin yüzüne bakarak “Sizi mutlu ettiğimden dolayı daha çok mutluyum” diye iç geçirmiştim. Evliliğim sürecinde, üzerimde aşırı baskı uygulayan eşime dayanamayıp uzun uğraşlar sonucunda boşanıp Barselona’ya yerleştim.

Orada, uzun yol kaptanlığı yapan Türk bir beyle yani, K… ile yolumuz kesişmişti, Kaptanın, hayatının kesitleri de benimkisiyle örtüşüyordu. O da bir evlilik yapmıştı ve evliliği, hayli sıkıntılı geçmişti. Üstüne üstlük, boşanma süreci de çok uzun ve sancılı geçmişti. Hayat çizgimizin örtüştüğünü gördükçe, buluştuğumuz mekanlarda, sohbetlerimiz koyulaşır, dakikalar su gibi akardı. Daha önce tatmadığım duygular, bedenimi esir almıştı. Aramızda, hayli yaş farkı vardı ama umurumda bile değildi. Tanıdıkça, daha çok, karakterine ve zekasına hayranlığım artıyordu. Dünya, hayran olduğum insanın çevresinde dönüyordu sanki. Sevdiğim adam, Türkiye’ ye döndü, ardından işlerimi ayarladıktan sonra, ben de İstanbul’a geldim.

K… , başka kulvarlarda koşuyor, bana çok uzak olan Müslümanlık inançlarına, kurallarına göre yaşıyordu. Anlatımlarından etkilenerek Müslümanlığa ilgi duymaya, incelemeye başladım; bana daha uygun olduğunu düşünerek Müslüman oldum.
Aileme gelince:
Muhafazakar, her pazar, kilisede dini görevlerini yerine getiren bireylerdik. Durumu bildirince, doğal olarak gereken tepkiyi verdiler, ama ben kararımla mutluydum.

Kaptanla T.C. kanunlarına göre resmi nikah yapmadık; dini nikahımızı kıyarak birlikte, aynı evi paylaşmaya başladık. Aramızdaki yaş farkı, hiç sorun olmadı. Zaman zaman, her ailede yaşanan fikir ayrılıklarımız, tartışmalarımız oldu ama üstesinden gelmeyi başardık, diyerek sözlerini bitirmiştin. Diğer anlatımlarındaki gizlilik, elbette ki, bende saklı kalacak.

Şimdi, zamanı yeniden geriye sararak, tanışmamızın ilk günlerine dönelim:
Sınıfa heyecanla girer, derse başlamadan önce, genel konuşmalar yapardın. Dinen önemli saydığımız günlerin sabahlarında: Nasıl aşkla dua ettiğini falan heyecanla anlatırdın. Biz de: “Bizim inançlarımızı benimsedi, ne kadar da içten duygular hissediyor” diye hayran hayran yüzüne bakar, mutluluğunu izlerdik. Bütün dini inançlarımızın gerektirdiği günlerin sabahında, benden önce davranır, telefon açar, kutlamalar yapardın. “Bu gece çok dua ettim” diyerek sohbete girerdin.

Seninle bağlantı kurmak isteyen, seninle dil öğrenebilme adına, pratik İngilizce konuşabilme adına, çevrende, üst düzey insanların kuyrukları vardı. Falan doçentle, rektörle, bilmem üst düzey yöneticilerine İngilizce çalışma, ders saatlerine, titizlikle yetişmeye çalışırdın. Göztepe’deki evini de kendi emeğinin karşılığında aldığını gururla anlatırdın.

Dostlarının iyi gününde kötü gününde yanlarında olurdun. Sevgili eşimi, ebediyete uğurlarken bile, tesadüfen aynı günün sabahında, hastalığının gidişatını öğrenme adına, açtığın telefonla öğrenmiş, Şakirin Camii’de yanımda saf tutmuştun. Ayaküstü konuşmamızda: eşini yazlıkta bıraktığını, dişlerini yaptırmak üzere İstanbul’a yalnız geldiğini dile getirmiştin. “Biliyorsun, hayli yaş aldı, yormak istemedim, kısa süre sonra yanına döneceğim” demiştin.

Şimdi öğreniyorum ki, geriye dönememişsin; kısa bir süre sonra, gayretlerinle aldığın kendi evinde Hakka yürümüşsün. On iki gün evinin holünde kalarak sesini duyuramadığın komşularına, kokunla haberdar etmişsin. Otuz iki yılınızı paylaştığınız hayat arkadaşın, uzun süre haber alamayınca, gelmiş ama resmiyette görülmediğinden, sana, sahip çıkamamıştı.

Ah Delia!

Sevdiğin adam uğruna, ülkeni terk etmiş, dinini değiştirmiş, inançlarını benimsemiş, T.C. vatandaşı olmuştun da yıllarınızı paylaştığınız hayat arkadaşın sana, resmi nikahı çok mu görmüştü? İngiltere’deki yakınlarına ulaşılmış ama onlar da: “gelemeyiz” demişler. Apartman yöneticisi bayan, senin sorumluluğunu üstlenerek, çaresiz, Kilyos Kimsesizler Mezarlığı’na yerleştirmiş!
Ben buradan, apartman yöneticisi Ülkü Hanım’a uğraşlarından dolayı, teşekkürlerimi bildirmek isterim…

Ah!..
Ne zordu, gurbet ellerinde kimsesiz olmak!
Yattığın yeri bulmamız, hiç de kolay olmadı, arkadaşlarla bağlantı kurarak el birliğiyle ipuçlarınızı birleştirerek mezarına ulaştık. Bağlantı kurabildiğimiz kursiyer arkadaşlarımızla, ziyaretine geldik.

Son yolculuğun, yönetici bayan tarafından cep telefonu ile görüntülenmişti; onu izledik:
Dört kişi seni omuzlamıştı; beşinci kişi din görevlisiydi.
Bir de, endişeyle, ne yapacağını, nerede duracağını bilemeyen, hayli yaş almış kişi, hayat arkadaşın görüntülenmişti?
Olmadı Kaptan!
Çok ayıp ettin, yapamadın, günah işledin!
Senin için ülke değiştirmiş, din değiştirmiş, T.C. vatandaşı olmuş, ailesini karşısına almış, bunca fedakarlık yapmıştı Ama sen, hayat arkadaşını, güvenle başını sana yaslayanı, yerle bir etmiştin!
Görünen köyün kılavuz istemediğini bilecek, koruman altına alacaktın.
Son endişeler,
Son pişmanlıklar, neye yarayacaktı?
Vicdanlar nasıl temizlenecekti?

Videonu izlemeye devam ettik:
Arkadan, ağır adımlarla videonu çeken apartman yöneticisi Ülkü Hanım’a, mezarlık görevlisi, hazin hazin, şöyle seslenmişti:
Çek, bu numarayı iyi çek! Olur da, bir soranı, arayanı olursa numarasından bulurlar
İşte, içimizi dağlayan, son dokunuş da bu cümle olmuştu!
Başucunda, ismini yazan bir dikili taşın bile yoktu! Sadece ayak ucunun duvarında: “olur da, bir soranın olursa” diye numara vermişlerdi.
İşte, biz de tam da, numaralandığın ayakucuna sıralanmıştık:
Dualarımızla, son görevlerimizi yerine getirmek istedik…
Seni, böyle kimsesizler arasına laik görenler adına, özürlerimizi diledik!
Sonunda da, şöyle seslendik hep bir ağızdan:
Sen, kimsesiz değilsin! Bizim, kalplerimizin kimsesisin!” dedik.
Umarım duymuşsundur?
Umarım, Delia’cığım!
Ruhun şad olsun…
Saygılarımla…

Melahat Erten Tekeşin

1 yorum
  • avatar Demet
    30 Kasım 2018
    #1

    Bu çok güzel duygularınız ve paylaşımınız için çok teşekkürler. Gerçekten de çok iyi bir komşuydu, çok çok iyi bir insandı. Hiç de hak etmediği bir şekilde vefat etti. Mekanı cennet olsun, nurlarda uyusun.




*


        

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve imla kuralları ile yazılmamış yorumlar onaylanmamaktadır. Yazı ve yorumlar hiçbir şekilde sitemizin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Bunlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
                

Eser Ürküt
Bumerang - Yazarkafe
Eser ÜRKÜT

 

03 Aralık 2018

Tüm dünyada engelli insanların sorunlarına dikkat çekmek ve onları daha iyi anlayabilmek amacı ile Birleşmiş Millet... devamı

Melahat Erten Tekeşin

 

 

  Melahat Erten TEKEŞİN   melahattekesin@gmail.com

 

10 Aralık 2018

“Okula ilk gelişinizi, tanışmamızı dün gibi hatırlıyorum: Ürkek bakışlarla etrafınızı inceliyor, annelerinizin etek... devamı

Zeren Dağdeviren

 

 

  Zeren DAĞDEVİREN   zeren@egehaberleri.net

 

15 Kasım 2018

Özgür Büyüktanır, muhteşem bir insan ve baba. Kendisini Kuşadası'nda düzenlenen, Yerel yazarlar Şenliğinde tanıdım.... devamı

Hüseyin Bora Çelik

 

 

  Hüseyin Bora ÇELİK   hboracelik@gmail.com

 

22 Kasım 2018

Artık çocuk eğitiminde farklı bir fikir okumam diye düşündüğümde, hep başka fikirler çıkıyor karşıma. En doğru dene... devamı

Mahmut Taylan Tüfek

 

 

  Mahmut Taylan TÜFEK   mtaylan.tufek@gmail.com

 

18 Nisan 2018

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ne kadar tanıyoruz bunu bilmeden onun hakkında yapılan konuşmalar doğru değildir. Benc... devamı

Süleyman Türkoğlu

 

 

  Süleyman TÜRKOĞLU   suleymanturkoglu333@gmail.com

 

23 Mayıs 2018

Küresel çetelerin çocuklarının yaptığı 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra Türk milletine sinsice dayatılan Neo ... devamı

Ekrem Örsoğlu

 

 

  Ekrem ÖRSOĞLU   zeus@egehaberleri.net

 

03 Kasım 2017

Karavan gezilerimden birisinde tanıdım Mehmet Özgül ve eşi Nurten’i, ikisi de doğa hayranı, doğayla bütünleşmeyi, h... devamı

 

Ege Haberleri