Logo
Dark Light
Bumerang - Yazarkafe
İçimdeki Burukluk
Bu yazı  687 kere görüntülenmiş olup, YAZARın kendi görüşlerini ifade eder...

Okula ilk gelişinizi, tanışmamızı dün gibi hatırlıyorum: Ürkek bakışlarla etrafınızı inceliyor, annelerinizin eteklerinden tutmuş arkalarına saklanan çocuklardınız. Bakıyorum da çekingen ve ürkek çocuklar gitmiş, kendinizden emin, güven dolu bakışlarınızla, emeklerimin karşılığı olarak duruyorsunuz karşımda. Ayrılık, ne benim kararım, ne de sizin tercihinizdir. Eğitim yoluna birlikte çıkmıştık; her yolun, bir başlangıcı, bir de sonu vardır. Önemli olan, hedefe yürürken zamanı doğru kullanarak engel tanımadan, hedefin peşini bırakmamaktır. Hayata atılmayı, uzun maraton koşusuna benzetirsek, daha sizinle birlikte, yüz metrelik bölümünü birlikte bitirdik demektir. İlerlediğiniz yolda, içinizdeki azim ve güç, sizi, özel kılacak etkenleriniz olacaktır. Beş yıl önceki heyecanlı duygularınızın kararlı mutluluğa dönüştüğünü, bu defa gözlerinizden okuyorum. Bugün sizlerde gördüğüm değişimlerden mutlu ve gururluyum

Giriş bölümünü size sunduğum konuşmam, çocuklarıma yaptığım son konuşmamdı. Beş yılımız bitmiş son konuşmamı yapmıştım. Birinci sınıfta aldığım öğrencilerimi beş yıl boyunca eğitmiş ana evlat durumuna gelmiştik. Dile kolay, tam tamına beş yıl…

Ailede geçirdikleri saatlerden kat be kat fazla vakit geçirmiştik. Okula ilk başlayışlarında salya sümük ebeveynlerin arkasından ağlayan “Sınıfa, sen de benimle geleceksin” diyerek annelerinin eteklerinden çekiştiren çocuklar gitmiş, kişilikleri gelişmiş, ergenliğe ulaşmaya yüz tutmuş, bazıları da ergenliğin içinde…

Omuzlarıma aldığım yükün, farkına varmış mıydım, ne kadarını yerine getirebilmiştim?
Eğitim hayatlarının ilk yılı, yani birinci sınıf, bina inşaatının temelini sağlam atmaya benzerdi.
Bir inşaatın temelini atarken önce arazi durumu etüt edilir; doğru ölçümler sonrasında, inşaatın temeline demirini, kumunu, çimentosunu sağlam, karışımını da doğru yaparsanız binanın dayanma gücü, sağlamlığı da o denli kuvvetli olacaktı.

Elinize aldığınız taze beyinlerin etüdünü çok sağlam ölçümlerle yapmalıydınız. Önce ruhunu doyurmalı, sonrasında da bilgileri doğru yöntemlerle en basite indirgeyerek ürkütmeden, her çocuğun kapasite seviyesine göre ince ayarlarla aktarmalıydınız.

Daha da büyük konuşmam gerekirse: Bir çocuğun öğretim hayatındaki başarısı, birinci sınıflara dayanır. Buna ek olarak ilköğretim de diyebiliriz. Bu nedenle birinci sınıflardaki sorumluluk duygusu uykunuzu kaçırır, başınızı koyduğunuz pamuk yastıklar taşa dönüşebilirdi. En doğru kararları, en hızlı biçimde işlemeniz gerekirdi.

İlk üç yılım, öğretmen öğrenci ilişkileri içinde geçerdi. İkinci devrede yani, dört ve beşinci sınıflarda, artık tamamen birbirinizi tanımış arkadaş olmuşsunuz demekti; hatta o kadar akıl küpü olurlardı ki, beni şaşırtırlar, akıl hocalığına bile soyunurlardı. Sıralarına oturur sevgi dolu bakışlarını, sindire sindire içime çekerdim.

Beşinci sınıfın, yani yıl bitiminin son derslerinde, çok hazin duyguları içinizde barındırırsınız. Aldığınız eğitim doğrultusunda, kendi hünerlerinizi de kullanarak uğraş verir gemi kaptanı gibi, yavaş yavaş sevgi dolu gemiyi limana yanaşma zamanımız gelmiştir artık… Bu sevgi tomurcukları elinizin altındayken hiç ayrılacağınız aklınıza gelmezdi. Son çıkış zili çalacak ve evlat bildiğiniz sevgi yumakları, avuçlarınızın içinden uçacaklardı…

Koca beş yılımızı doldurmuş son saatlere gelmiştik. Ne benim konuşmaya mecalim vardı, ne de çocukların coşmaya. Ayrılık hüznünü, dağıtmak gerekiyordu, şeytan beni dürtmüştü; beş yıl boyunca, her gün, güllük gülistanlık geçmemişti elbette. Acaba ben bu çocuklara ne gibi yanlışlar yapmıştım?

Aklıma gelen ilk planımı hemen uygulamaya geçirmiştim.

Çocuklar!” Şimdi sizinle bir oyun oynayalım, oyunun adı: Doğruları Söylemek.
Herkesin eline birer kağıt dağıtacağım. Oyunun içeriği şöyle olacak: Beş yıl içinde, benim size ne gibi yanlışlarım oldu; iyi yönlerimi değil de sadece, içinizde kalan kırgınlıklarınızı yazacaksınız. Hepiniz sınıflarınızı geçtiniz, ne kadar eksiklerimi yazarsanız o kadar memnun olacağım. Hiç kimse adını soyadını yazmayacak, yazı şekillerinizi de değiştirebilirsiniz. Size söz veriyorum, yazılı kağıtlarınızı karnelerinizi dağıttıktan sonra toplayıp, evimde okuyacağım; hem de birlikte yaşadıklarımızın belgesi olarak elimde kalacak” diyerek yazılı kağıtlarını dağıttım. Beş ders yılımızın son gününde, son saatlerini bu kompozisyon konusuna ayırmıştım.

Bütün öğrenciler harıl harıl bir şeyler yazmaya başlamışlardı. “Eyvah, kim bilir, ben bu çocuklara neler yaşatmışım!” diye düşünmeye başlamıştım ama çocuklarıma söz verdiğim üzere yanlarında okumayacaktım. Kağıtları teker teker toplayıp rulo yaparak bağladım; büyük bir özenle, beş yılın anılarının belgelerini çantama yerleştirdim.

Artık sıra, karnelerini dağıtmaya gelmişti; çocuklarımın da benim de bütün duygusallığımız had safhada olarak salya sümük birbirimizle vedalaştık. Evim, okula yürüme mesafesindeydi; yarım saat yürüyerek evime varmıştım. Akşam yemeği hazırlıklarını tamamladım; çocuklarımı yatırdım, heyecanla, öğrencilerimin yazdıklarını okumaya başladım…

Aman Allah’ım, sanki ben, bana övgüler düzün diye sormuştum!
Öğretmenim” diye başlamışlar yere göğe sığdıramamışlardı. Melek yapıp omuzlarına koymuşlar, kuş kılığına girip ara sıra da balkonlarına konarmışım… Ara sıra da, kulak burmuşum, pamuk ellerim zaten onların kulaklarını, hiç de acıtamazmış…
Üstüne üstlük hepsi de firesiz diğer yazılılarda yaptıkları gibi isimlerini, soy isimlerini, numaralarını yazmışlar imzalarını da atmışlardı.
Bir kızım: E… yazısını şöyle bitirmişti:
Öğretmenim, asla, bizi, sizin şevkatinizden mahrum bırakmayın; her dönemde ihtiyacımız olacak
Yalnız!
Dur bakalım, çocuğumun biri de değişik bir şeyler yazmıştı!
Adı: M…
Bu çocuğum, matematik derslerinde, dört işlem problemlerini çözmede, en iyiler arasındaydı. İşlediğiniz konularda, ne kadar ağır problem olursa olsun, altından kalkardı. Kağıda yumulur, burnunun üzeri, boncuk boncuk terler, ama mutlaka problemleri çözerdi.
Bu oğlum da, “Öğretmenim” diye başlamıştı:
Siz, benim kötü tarafımı yazın” dediniz ama benim hiç kötü yönünüz aklıma gelmiyor” diyordu.
Ama kurallı bir çocuk olduğundan, sorulan sorunun, tam karşılığı olan anlatımlarda bulunmak istiyordu. Belli ki, hayli belleğini yormuştu…
Ha! Şimdi aklıma bir olay geldi” diyerek fikirlerini açıklamaya başlamıştı:
Biz üçüncü sınıftaydık, öğrenci ders zili çalmış hepimiz yerlerimize oturmuştuk. S… ve D.., okulun bahçesinde kavgaya başlamışlar, sınıfa gelince de birbirlerini yumrukluyorlardı. Ben de iki arkadaşımın yumruklamasına seyirci kalamazdım; ayırmaya kalkmıştım. Siz, o esnada sınıfa girdiniz! Üçümüzü ayakta kavga ederken gördünüz! İki arkadaşım da sizi görünce ellerini indirdiler. Üçümüz ayakta kalakalmıştık!
Siz:
Ben size, böyle mi öğrettim; birbirinizi sevmek varken yumruklamak da neyin nesi?” dediniz.
Arkadaşlarımın da, benim de, kulaklarımızı çektiniz; ben de tam olayı anlatacaktım: Yerlerinize oturun! dediniz. Bizi sorgulamadan hepimize aynı cezayı verdiniz. İşte bu olay sizde gördüğüm yanlışlıktı” Son cümlesi böyle bitmemişti, ardından, dilinin döndüğünce, kaleminin işlediğince, öğretmenini nasıl onure edeceğini bilememiş övgülerini sıralamıştı.

Benimse bu itiraf, şakaklarımda şaklayan tokat gibi olmuştu. İki elimle başımı tutum, şapkamı da dizime koydum misali, derin derin düşünmeye başlamıştım:
Ben neydim?
Benim görevim neydi?
Bana neden eğitimci demişlerdi, çocukların sorunlarını anlamadan otorite kurmanın kime ne yararı olacaktı?
Sorgulamadan infaz da neyin nesiydi?
Derslerde, konuları kavratma işlemine biraz daha geç başlayabilirdim de çocuğun gözünde: “Yargısız infaz yapan öğretmen!” olma imajını nasıl silecektim…
Geçmiş ola!

Her zaman öğretmen öğretecek değildi ya, öğrenciden de alacak, çok dersler olmalıydı…

M… bu olayı unuttu mu, bilemem… Ama ben, geçmişimin takvim yapraklarını, teker teker çevirirken içimdeki burukluğum, yapraklardan birine düşer…

Saygılarımla

Melahat Erten Tekeşin

Bu yazı için bir yorum yap..



*


        

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve imla kuralları ile yazılmamış yorumlar onaylanmamaktadır. Yazı ve yorumlar hiçbir şekilde sitemizin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Bunlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
                

Eser Ürküt   Eser ÜRKÜT   eser@egehaberleri.net

 

14 Mart 2019

Ülkemizde, tıp bayramı 14 Martta kutlanmaktadır. Bugün de biz yeni bir tıp bayramını kutluyoruz. Osmanlı Padişahı I... devamı

Melahat Erten Tekeşin

 

 

  Melahat Erten TEKEŞİN   melahattekesin@gmail.com

 

18 Mart 2019

Komşuluk: Ev, işyeri, arazi, köy, şehir ve ülke bakımından yakın olanlara komşu dendiğini, hepimiz biliriz. Kom... devamı

Zeren Dağdeviren

 

 

  Zeren DAĞDEVİREN   zeren@egehaberleri.net

 

04 Ocak 2019

Habib Gerez... Ressam, şair ve yazardır. 1926 yılında İstanbul'da doğmuştur.  Altmış beş yıldan beri çalışmala... devamı

Hüseyin Bora Çelik

 

 

  Hüseyin Bora ÇELİK   hboracelik@gmail.com

 

26 Şubat 2019

Bir ırkın, bir etnik grubun sistemli bir şekilde yok edilmesini ifade eden soykırım (genodde) kavramı, pratik doğur... devamı

Mahmut Taylan Tüfek

 

 

  Mahmut Taylan TÜFEK   mtaylan.tufek@gmail.com

 

18 Nisan 2018

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ne kadar tanıyoruz bunu bilmeden onun hakkında yapılan konuşmalar doğru değildir. Benc... devamı

Süleyman Türkoğlu

 

 

  Süleyman TÜRKOĞLU   suleymanturkoglu333@gmail.com

 

23 Mayıs 2018

Küresel çetelerin çocuklarının yaptığı 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra Türk milletine sinsice dayatılan Neo ... devamı

Ekrem Örsoğlu

 

 

  Ekrem ÖRSOĞLU   zeus@egehaberleri.net

 

03 Kasım 2017

Karavan gezilerimden birisinde tanıdım Mehmet Özgül ve eşi Nurten’i, ikisi de doğa hayranı, doğayla bütünleşmeyi, h... devamı

 

Ege Haberleri

Son Yorumlar