Logo
Dark Light
Bumerang - Yazarkafe
Gözüme Takılanlar 2
Bu yazı  1.794 kere görüntülenmiş olup, YAZARın kendi görüşlerini ifade eder...

Kızım, iş nedeniyle başka bir ülkeye yerleşti; Yeni hayatına alışıncaya kadar yardımcı olmaya çalışıyorum. Torunlarımı okul servislerine verdikten sonra, sokak sokak dolaşıyorum. Nasıl bir şehir, derseniz de anlatmak isterim:

Mesela, ben Rize’nin Fındıklı ilçesinde doğdum. Alın elinize devasa bir ütüyü, ütüleyin dağlarını tepelerini, aynı eğitim kültürüyle insanlarını, bitki örtüsüyle, havasıyla, yağmuruyla, alın size, kardeş bir şehir. Nedir bizden farkları, diyerek dört gözle incelemeye aldım:

Günün ilerleyen saatlerinde öğrenciler okula gitmiş oluyorlar, gençler de işlerine gittiklerinden, sokaklar adeta yaşlılar cenneti gibi. “Oh be dedim, benden yaşlıları var, benden biraz daha gençleri var” diyerek çok mutlu oluyorum. Yaşlılar grubunda, üzerlerinde bir dirhem fazlalık ağırlıkları yok. Gençlerin bir kısmında yeme alışkanlığı değişikliğinden dolayı, kilo fazlalıkları görülüyor.

Bizler, hafiften biraz topluyuz ama, bizler farklıyız elbette, bizim kültürümüz, yeme yedirme kültürü üzerine kurulmuş, paylaşmayı seviyoruz. Güzel bir yemek pişirdiğimizde, hemen sevdiklerimizle paylaşmaya bayılırız. Yan komşumuza, yakınlarımıza ikram etmekten mutluluk duyarız. Yeme içme mekanlarında, arkadaşlarımızın payına düşenleri ödemekten de haz alırız.

Eşimizin dostumuzun kötü günlerinde: “Şimdi onun yemek yapmaya mecali olmaz, evinde kalabalığı olur, uzaktan gelenleri olur” düşüncesiyle elimiz kolumuz dolu olarak taziye evlerine gideriz. Yardıma muhtaç birini görünce, dayanamaz elimizden gelen yardımı yapmaya çalışırız.

Bu günlerde, beni hayrete düşüren: Caddelerin, büyük alışveriş merkezlerinin, dükkanların önlerinde, evlerin duvar diplerinde, yataklarını sermişler; havanın, eksi bilmem kaç derecesinde, yaşamlarını kuran insanları görüyorum. Ellerinde ya kitap, ya da yanı başlarında sahiplerinin yanında, giydirilmiş köpekleri, hayretler içinde izliyorum.

Benim yardımsever Mehmetler, Aliler, Ayşeler, Fatmalar, komşusunun böyle perişanlığına, asla tahammül edemez. Toplum baskısı oluştururlar, en yakınlarını arayıp bulur, çare buldururlar. Yakın çevremizde, yaşanan bir olaya da değinmeden geçemeyeceğim. Yıllar önce eşimin amcasının eşi,  Vasfiye Yenge:

Deniz kenarında, motorla geçerken ailesi tarafından terk edilen bir çocuğa rastlıyor. Ergen yaşlardaki çocuğu, taşlar üzerinde, bağırsakları dökülmüş hurda haş vaziyette inlerken fark ediyor. Sırtına yüklediği gibi evine taşıyor. Biberonlarla besleyip doktor kontrollerini de yaptırarak yaşama döndürüyor. Çocuk, tamamen sağlığına kavuştuktan sonra: Aile büyükleri, kendi oğulları, çevresi tarafından, ergen bir yabancının aile içinde olamayacağı, kararı veriliyor. “Kız kardeşlerimiz var, bir yabancının evimizde olması, etik olamaz” deniliyor.

Aile meclisi kararıyla, sağlığına kavuştuktan sonra, çocuğun kendi ailesini bulup geri gönderme kararı çıkıyor. Çocuğa soruyorlar: Nereden geldin, ailen nerede, kimsin, kimin nesisin, gibi sorular…

Muhtemelen konuşmayı tam öğrenemeden işitme duyusunu kaybetmiş. Ya bir hastalık geçirmiş ya da bir travma yaşatılmış. Anlattığına göre adı, Hakkı zar zor anlaşılıyor. Ben, hiçbir zaman, ne konuştuğunu anlayamadım ama aile bireyleri, her türlü davranışını yorumlayıp ne söylediğini anlıyorlardı.

Memleketi hakkında çok uzaklarda, deyip dağların arkasını gösteriyordu. Olay, Rize ilinin Ardeşen ilçesinde geçtiğine göre, Kaçkar Dağları arkası demek istiyormuş. Vasfiye yengelerin evi, şose yoluna, beş yüz metre uzaklıkta; şose yoluna indirmek istiyorlar. Arabaları görünce: korkudan, yıldırım hızıyla, mısır tarlalarına, fındık bahçelerine kaçıp saklanıyor. “Beni göndermeyin, aileme teslim etmeyin, ben her işinizi yaparım” diyerek yalvarıyor, adeta, ayaklarına kapanıyor. Sonunda, kimsenin göndermeye içi elvermiyor ve ailede kalması kararı çıkıyor.

Ben onu tanıdığımda, otuz beş yaşları civarında görünüyordu. Utangaç, asla göz teması kuramayan ama yanınızdan geçerken “seni tanıdım, ailemizden birisin” tebessümüyle başını eğerdi. Elinden gelmeyen el sanatı yoktu, gözlerinden zeka fışkırıyordu adeta. Ailenin bel kemiği olmuştu, her işlerini karşılıyor inanılmaz işler başarıyordu. Kendisine de iki katlı, minik, betonarme bir ev yapmıştı. Bütün sülalenin sevilen insanı, hatta tüm Ardeşen’in tanınan kişisi durumuna gelmişti.

Çok hayırlı çıktı, kendisine sunulan hayatı son günlerine kadar alnının akıyla fazlasıyla ödedi. Vasviye yengeye evlatlarından daha yakın evlat oldu. Hakkı’ya, da yengenin torunları, kendi öz dedeleriymiş gibi sahip çıkıp son nefesine kadar tüm hizmetlerini yaptılar. Hastalığında hastane odalarının en özeline yatırdılar, hizmetlerini de kendi elleriyle yaptılar. Eş dost da hasta ziyaretlerine giderek geçmiş olsun dileklerinde bulundu.

Ölünce de babaannelerinin yanı başında, aile mezarlığına yerleştirdiler. İzzeti ikramların en özleneniyle, taziyeleri kabul ettiler, misafirlerini en özel yerlerinde ağırladılar.  Bir vesileyle, Vasviye yengeye, Hakkı’ya, tüm geçmişlerimize, rahmetler gönderiyorum, mekanları Cennet olsun.

Ben, yine dayanamadım, içimdeki burukluğum depreşti, benim bir arkadaşım vardı ya “Delia”; Otuz iki yıl hizmet verdiği hayat arkadaşına seslenmek istiyorum:

Sayın Kaptan!

Vefa borcu böyle ödenir! Senin yaptığın gibi, otuz iki yıl, sana hizmet vermiş hayat arkadaşın, kimsesizler mezarlığına terk edilemez. Biz, böyle bir millet değiliz; yaptığın sorumsuzluk, uluslararası arenada, kamuoyunda, bizim omuzlarımıza da yanlış ağırlıklar yükler! Boşuna kendine, Cennet’te yer arama, arkadaşımızı, Karaca Ahmet Mezarlığı’na yerleştirmeden, başucuna dikilen taşına, ismini yazarak “ruhuna fatiha” yazdırmadan peşini bırakmayacağız!

Kusuruma bakmayınız, biraz içinizi kararttım; buyurun zevkli konulara geçelim, nerede kalmıştık? Engebesiz, dümdüz sokaklarda gezmeye devam ediyorum; etrafıma bir bakıyorum da, şöyle düşünüyorum: Allah bunlara: “Yürü, Ya Kulum” demiş, ama bizim anladığımız anlamda dememiş; bunlar, ha bire iki ayakları üzerlerinde yürüyorlar; ya da bisiklete binip gidiyorlar.

Sokakların belli yerlerinde, öbek öbek bisikletler yerleştirilmiş, insanlar ihtiyaç sürelerine göre belli bir ücret ödeyip, kullanım sonrası getirip yerlerine koyuyorlar. Kurallara şaşılacak şekilde uyuyorlar.

Yaya kaldırımına yanlışlıkla park etmiş bir araca hiç rastlamadım; bisiklet yolunda yürüyen bir yayaya da rastlamadım, yaya kaldırımında bisiklet sürücüsünü de hiç görmedim.

Size bir itirafta bulunayım ama sakın kimseler duymasın! Şehirden hayli uzaktaydım, tam yanımda yayalara “geç” işareti olan çizgiler görüyorum, işe yarayıp yaramadığını merak ettim. Karşıdan da iki katlı otobüs geliyordu. Bana ters olan yola, deneme amaçlı, karşıya geçmek için adım attım. Adam yavaşladı, zınk diye durdu; ben, hemen geri çekildim, kibarca bana, “buyurun geçiniz” işaretini yaptı, ben geçinceye kadar da ısrar etti. Laf aramızda, bunu denemekten de çok utandım; şimdi bile, yüzüm kıpkırmızı! Otobüsler de kendilerine ait yolun, en kenar çizgisine kadar kullanıyorlar. Siz siz olun, yaya kaldırımının fazla kenarından yürümeyin; hızlıca gelen devasa otobüsün rüzgarı sizi ürkütebilir.

Otobüs deyince de bir gün başıma ne geldi, inanamazsınız; bakınız anlatıyorum: Şehrin merkezinde geziniyorum, önce araçlara kapalı caddede hayli yürüdüm. Aynı zamanda da etrafıma bakındıkça, bildik marka dükkanları gördükçe de yılların memleket hasretlisi gibi, “a bu marka tanıdık, benim ülkemde de var” diyerek hayal kurmaya başladım. Memleket hasreti basınca da ben, araçların geçtiği caddeye geçmişim; öylece yolun ortasında, aheste aheste yürüyorum. Bir ara, herkesler, yolun kenarına çekilmiş bana bakıyorlar:

Allah Allah dedim, herkes bana neden bakıyor, ünlü de değilim; acaba, beni ünlü birine mi benzettiler? Hazır bana bakarlarken havaya girdim; daha çok öz güvenli ve dik yürümeye çalışıyorum. Bu arada karşı mağazada alışveriş yapan kızım beni görmüştü; panik içinde, el kol hareketiyle: “Anne! Arkana bak!” Arkama baktım, iki katlı otobüs, bir teker daha çevirse beni yer ile yeksan edecek!

Ne bir sinyal yakıyor, ne bir korna çalıyor; sessizce benim ayaklarıma uyarak yavaştan yavaştan geliyor. Hiç bozuntuya vermeden şoföre kulaklarımı göstererek “duymuyor” işareti yaparak özrümü diledim. O kadar yalandan kim ölmüş?

Allah’ın dağlısı, demelerinden iyidir” diye düşündüm.

Sende Karadenizlilik var; biz daha çok kendi başımıza gelenlere güleriz.

Bu kez, ben onların gözlerine takılmıştım. Saygılarımla. Melahat Erten Tekeşin.

Bu yazı için bir yorum yap..



*


        

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve imla kuralları ile yazılmamış yorumlar onaylanmamaktadır. Yazı ve yorumlar hiçbir şekilde sitemizin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Bunlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
                

Eser Ürküt   Eser ÜRKÜT   eser@egehaberleri.net

 

12 Mayıs 2019

Anneler Günü, anneleri anmak ve onurlandırmak amacıyla tüm dünyada farklı zamanlarda kutlanan özel gün.Anna Jarvis'... devamı

Melahat Erten Tekeşin

 

 

  Melahat Erten TEKEŞİN   melahattekesin@gmail.com

 

10 Haziran 2019

Çocukluk günlerimden birine götürmek istiyorum. Çocuksu, duygularımızla her şeyi bildiğimizi sanacak kadar saf old... devamı

Zeren Dağdeviren

 

 

  Zeren DAĞDEVİREN   zeren@egehaberleri.net

 

07 Mayıs 2019

Ne zaman Beyoğlu'na gitsem, sokaklarında, binalarında, pasajlarında geçmişi ararım. Bir Pasaj vardır ki... Çehresi... devamı

Hüseyin Bora Çelik

 

 

  Hüseyin Bora ÇELİK   hboracelik@gmail.com

 

26 Şubat 2019

Bir ırkın, bir etnik grubun sistemli bir şekilde yok edilmesini ifade eden soykırım (genodde) kavramı, pratik doğur... devamı

Mahmut Taylan Tüfek

 

 

  Mahmut Taylan TÜFEK   mtaylan.tufek@gmail.com

 

18 Nisan 2018

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ne kadar tanıyoruz bunu bilmeden onun hakkında yapılan konuşmalar doğru değildir. Benc... devamı

Süleyman Türkoğlu

 

 

  Süleyman TÜRKOĞLU   suleymanturkoglu333@gmail.com

 

23 Mayıs 2018

Küresel çetelerin çocuklarının yaptığı 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra Türk milletine sinsice dayatılan Neo ... devamı

Ekrem Örsoğlu

 

 

  Ekrem ÖRSOĞLU   zeus@egehaberleri.net

 

03 Kasım 2017

Karavan gezilerimden birisinde tanıdım Mehmet Özgül ve eşi Nurten’i, ikisi de doğa hayranı, doğayla bütünleşmeyi, h... devamı

 

Ege Haberleri

Son Yorumlar