Logo
Dark Light
Bumerang - Yazarkafe
Uğur Böcekli Ayakkabılarım
Bu yazı  1.153 kere görüntülenmiş olup, YAZARın kendi görüşlerini ifade eder...

Bayram hazırlıklarına başlanmış, bir hafta öncesinden heyecanı bizi almıştı. Koca koca kazanlarda sodalı sular kaynatılıyor, uzun saplı bakır tavalarla, kazandan alınan sular, duvarlara hızlıca çarpıtılarak kış boyunca is bağlayan tahta duvarlar yıkanıyordu. Bir kısım sular tahtaya sinen kirlerini beraberinde alarak aşağıya süzülürken belli bir bölümü de buharlaşarak ahşap kokusuyla birlikte etrafa yayılıyordu.

Evimizin en geniş bölümüydü mutfağımız, bütün odaların kapısı, bu çok amaçlı kullandığımız bölüme açılırdı. Yakın akrabalar, eş, dost burada ağırlanırdı. Uzun kış gecelerinde yanan kuzinenin etrafında toplanan, aile büyükleri konuklarımızla, kuzineden yayılan sıcaklıkla ısındıkça sohbetlerini koyulaştırırlardı.

Biz çocuklar da zevkle, onları dinlerdik.  Çok resmi saydığımız konuklarımızı da, evimizin hayat, şimdiki salon dediğimiz bölümünde ağırlanırdı. Kuzinenin içinde ekmeklerimiz, üstünde de kazanlarla yemeklerimiz pişerdi. Haliyle ahşap duvarlar koyu bir görüntüye bürünürlerdi. Bayram demek temizlik demekti, kirli duvarlarla misafir ağırlamak olmazdı. Evde ne var ne yok, sıkı bir temizlikten geçmeliydi. Evin içi de etrafı da, “Ben, bayramı karşılamaya hazırım” demeliydiler.

Adettendi, bayramlarda aile gelir durumuna göre, çocuklara, mutlaka yeni alınan kıyafetler giydirilir, yeni ayakkabılar alınır, çocuklar bayramı öyle karşılarlardı. Kıyafetler, aile bütçesini fazlaca sarsmazdı. Çiçekli basma kumaşlar alınır, annelerimizin becerilerine göre zevklerini konuştururlardı. Ayakkabılara sıra gelince, aile bütçesini sarsabilirdi. Bu nedenle aile bireylerinden hangisi aciliyet kazanırsa ona öncelik tanınırdı.

Sanırım bayrama daha bir haftamız vardı. Babam, sabah evden çıkarken hiçbir açıklama getirmeden, çıplak ayaklarımı kağıdın üzerine bastırarak ayak şeklimi çizmişti. Gün boyu, bunu düşünerek geçirmiştim: Herhalde ayakkabı alacak düşüncesi beni heyecanlandırıyor, ardından da, ya almazsa diyerek hayallerime gem vuruyordum. Herhalde babam da gereksiz heyecan vermek istememiş açıklama getirmemişti. “Verilen sözler çok önemlidir, söz ağızdan çıktı mı mutlaka yapılmalı” derdi.

Hava kararmaya yüz tutarken de koltuğunun altında mukavvadan ayakkabı kutusuyla görünmüştü. Her zamanki gibi üç kere öksürmüş, “geliyorum haberiniz olsun” sinyalini vermişti. Ayağa kalkmış, karşılamayı ilk ben yapmış, elindeki poşetini almıştım. Hafif tebessüm ederek: “İçindeki ayakkabılar senin, bu bayram, yeni ayakkabı alma sırası sendeydi” dedi. Kalbim heyecandan yerinden çıkacakmış gibiydi, çarçabuk kutuyu açmak istedim.

Annem: “Akşama kadar tozda toprakta oynuyorsun; elini, yüzünü, ayaklarını iyice yıka da kurulandıktan sonra, ayakkabıları öyle deneyeceksin” dedi.

Çarçabuk banyoya koşmuş neredeyse ışık hızıyla hazır hale gelmiştim. Kutunun kapağını açınca hayallerimin, hatta hayal edemediklerimin ayakkabıları, kutunun içinde keyifle yatıyorlardı. Kırmızı deri üzerinde, kırmızı benekli, sarı uğur böcekleri yerleştirilmişti. Ayak bileğimi kavrayacak olan kayışlar, yandan tokaya kilitlenecek, ayak bileklerimi kavrayacaklardı.

Aceleyle ayaklarıma giydim, aile meclisi tepemde daire oluşturmuştu. Aile bireylerinden birine alınan yeni bir giysi, her bireyi sevince boğardı. İki ablam, ağabeyim sevinçlerini dile getiriyorlardı. Kardeşim de her şeyden bihaber bahçede koşup duruyordu.

Annem:

Nasıl oldu, ayak parmakların ucuna değdi mi” dedi.

Hemen ayak parmaklarımı küçültür gibi kıvırarak geriye çektim.

Hayır, değmiyor çok iyi oldu” dedim.

Babam ayrı, annem ayrı inceleme yaptılar:

Tam oldu” dediler.

O gece, ayakkabılarla birlikte yattım.

Ertesi sabah, kahvaltımızı yaptık, babam işe giderken durakladı:

Dur bakayım, şu ayakkabıları bir daha giy de iyice olup olmadığına karar verelim

Çaresiz, içeriden gece koynuma koyup yattığım ayakkabıları getirdim. Yeniden giydim. “Ayaklarına tam oldu, bunları seneye de giyeceksin; bir numara daha büyüklerine değiştireyim, mallar yeni gelmişti her numarası dükkanda vardı” dedi. Boynum büküldü, oyuncağı elinden alınmış çocukların ruh haliyle, kabullenmek zorunda kaldım. O gün akşam olmak bilmedi; ne oynadığım oyunlardan haz alıyor, ne de yediğim yiyeceklerin tadına varıyordum.

Günün akşamında, hava yeniden kararmaya yüz tutmuşken babam yeniden yolun ucunda göründü. Bir önceki işlemleri tekrarlayarak ayakkabı kutusunun kapağını açtım. Gördüğüm manzara karşısında hayallerim yıkılmıştı:

O da neydi, kırmızı ayakkabı üzerindeki sarı uğur böceklerinin kırmızı benekleri nereye gitmişlerdi?

Kapkara bir çift ayakkabı duruyordu!

Bunlar, da aynı kalitede deri ayakkabılar, onlardan kalmamış her numarası bitmişti” dedi babam.

İçimdeki üzüntümü göstermemek adına başımı eğerek ayakkabılarımı giydim, parmaklarım ucuna değmemiş, hayli de boşluk kalmıştı.

Öyle ya, seneye de giyecektim, belki yağan yağmurlar bacaklarımdan süzülerek içlerine dolacaklardı, belki de bol gelen ayakkabılarım, yürüdükçe topuklarımı kanatacaklardı. Bunların hiçbiri umurumda değildi. Sarı uğur böcekli kırmızı ayakkabılarım siyaha dönüşmüşler sevinçlerimi de alıp gitmişlerdi.

Küçücük ilçemizde topu topu, iki tane ayakkabıcı dükkanı vardı; her önlerinden geçişimde vitrin camına başımı dayar, uğur böcekli ayakkabılarımı arayıp dururdum.

Saygılarımla, Melahat Erten Tekeşin.

3 yorum
  • avatar Alparslan Alemdar
    18 Şubat 2019
    #1

    Güzel yazılmış hoş bir anı. Hatırladıkça insan o günleri yeniden yaşıyor.

  • avatar Hilmi
    20 Şubat 2019
    #2

    Gercekten cocuklugumuzun bayram hazirliklarini animsattiniz. 70’misimde olsam bile gecmisteki bu bayramlari hatirlamakla mutlu oldum. Teşekkür ederim, kaleminize saglik..

  • avatar Hilmi Erduran
    20 Şubat 2019
    #3

    Gerçekten bu yaşanan cocukluğumuz ve bayram hazırliklarimiz,70 şinde olsakda çocuksu duygularin hayali ,,mekâni ve çevresi ile olşuyor insanda,bir daha yaşattiniz çocukluğumuzu.teşekkürler..ederim.




*


        

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve imla kuralları ile yazılmamış yorumlar onaylanmamaktadır. Yazı ve yorumlar hiçbir şekilde sitemizin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Bunlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
                

Eser Ürküt   Eser ÜRKÜT   eser@egehaberleri.net

 

12 Mayıs 2019

Anneler Günü, anneleri anmak ve onurlandırmak amacıyla tüm dünyada farklı zamanlarda kutlanan özel gün.Anna Jarvis'... devamı

Melahat Erten Tekeşin

 

 

  Melahat Erten TEKEŞİN   melahattekesin@gmail.com

 

13 Mayıs 2019

Altı katlı apartmanın dördüncü katından pencerenin perdesini kenara çekip düzgünce kenara yerleştirdim. Pürüzsüz g... devamı

Zeren Dağdeviren

 

 

  Zeren DAĞDEVİREN   zeren@egehaberleri.net

 

04 Ocak 2019

Habib Gerez... Ressam, şair ve yazardır. 1926 yılında İstanbul'da doğmuştur.  Altmış beş yıldan beri çalışmala... devamı

Hüseyin Bora Çelik

 

 

  Hüseyin Bora ÇELİK   hboracelik@gmail.com

 

26 Şubat 2019

Bir ırkın, bir etnik grubun sistemli bir şekilde yok edilmesini ifade eden soykırım (genodde) kavramı, pratik doğur... devamı

Mahmut Taylan Tüfek

 

 

  Mahmut Taylan TÜFEK   mtaylan.tufek@gmail.com

 

18 Nisan 2018

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ne kadar tanıyoruz bunu bilmeden onun hakkında yapılan konuşmalar doğru değildir. Benc... devamı

Süleyman Türkoğlu

 

 

  Süleyman TÜRKOĞLU   suleymanturkoglu333@gmail.com

 

23 Mayıs 2018

Küresel çetelerin çocuklarının yaptığı 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra Türk milletine sinsice dayatılan Neo ... devamı

Ekrem Örsoğlu

 

 

  Ekrem ÖRSOĞLU   zeus@egehaberleri.net

 

03 Kasım 2017

Karavan gezilerimden birisinde tanıdım Mehmet Özgül ve eşi Nurten’i, ikisi de doğa hayranı, doğayla bütünleşmeyi, h... devamı

 

Ege Haberleri

Son Yorumlar