Logo
Dark Light
Bumerang - Yazarkafe
Kara Mehmet Amca
Bu yazı  1.056 kere görüntülenmiş olup, YAZARın kendi görüşlerini ifade eder...

Kara Mehmet derlerdi adına; bu sevimli, uzun boylu, buğday tenli, kara kaşlı nüktedan amcamıza, ‘Kara’ lakabını, sırf kaşlarından dolayı mı, böyle bir yakıştırma yapmışlardı, bilemiyorum. Bana kalsaydı; en parlak olanını, en canlısını, en çok sevdiğim renklerden birini yakıştırırdım.

Bayram sabahlarında, mahallenin büyükleri, gençleri, evimizin hemen yanında bulunan camiden çıkarlar, ayakkabılarını çarçabuk giyerek evlerinden çıkamayan, camiye gelemeyecek durumdaki yaşlıları, hastaları, ziyarete giderlerdi.

Biz çocuklar da sözleşmiş gibi, kuşlar bile uyanmadan yollara düşerdik.

Camiden çıkan amcalarımızı karşılamak en büyük zevklerimizden olurdu. Annelerimizin özenle ördükleri saçlarımızı, kocaman elleriyle ki, elleri neredeyse başımızı kavrardı, sırf bize sevgi gösterme adına, elleriyle başımızı kavrar, saçlarımızı bozmaya çalışırlardı.

Ardından da bütün güzel özellikleri bize kakıştırırlardı. İşte tam da, bu övgü karmaşası içerisinde dizlerini bükerek gözlerimizin hizasına inerler, boyunlarına sarılmamıza (el öpme alışkanlığı pek yoktu) izin verirlerdi.

“Ayakkabıların güzel, bana ver de,  ben giyeyim, benimkilerini de sana vereyim sen giy.”

 Onların ayakkabılarını bizim giydiğimizi, içine neredeyse tüm bacaklarımın girebileceğini, onlar da, bizim ayakkabılarımızı giyerken alacakları komiklikleri, yürürlerken de, ne komik olabileceklerini hayal eder, kakara kikiri gülerdik.

“En güzel çiçekleri, dallarından koparıp basma elbisenin üzerine yerleştirmişsin, ağaçlarda çiçek bırakmamışsın, gözlerimi elbisenden alamıyorum.”

Hem ne kadar muhteşem elbise giydiğimiz algısına kapılır, hem de dallardan çiçek toplarken, elbisemize yapıştırırken kendimizi hayal ederdik. Espri kabiliyetlerine göre, komedi tarzlarında kendi yeteneklerine göre, bize sunarlardı.

Bir keresinde, Kara Mehmet amca bana: “Ne güzel ellerin var, evinize gelince bana, bu güzel ellerinle su verir misin?” Demişti de, her evimize gelene bardağı kaptığım gibi, elimi görsünler diyerek su vermeye kalkardım. Şimdilerde kocaman bulduğum ellerime bakınca; tebessüm eder, çocukluğumdaki sihirli sözlerin yarattığı güce güler geçerim. Onunla bağım daha farklıydı, her karşılaşmamızda düşündüren, güldüren şakalar yapardı.

Bir Kara Mehmet amcanın öyküsünü de Fatma’dan dinleyelim:

“Mahalleye yeni gelin olmuştum, aylardan Mayıstı ve Mayıs ayları da mahallemiz festival alanı gibiydi. Çayların filizleri gelmiş toplanacaktı. Büyük küçük herkes, kimileri çay topluyor, kimileri de sepete doldurulan çayları, çay alım merkezine götürüyorlardı. Ben de sepet arkamda, çay alım yerine giderken Mehmet amcaya rastlamıştım.

Mehmet amca: “Kayın pederine söyle de, sana yeni bir sepet örsün, kırık sepetle seni gezdirmesin. Eğer sana yeni bir sepet örerse, seni çok sevdiğini anlarsın.”

Benim de yüküm ağır, alnımdaki ter damlaları boynumdan inmiş, omuzlarımı ıslatmışlar ama, büyüğüme saygısızlık yapıp sessiz geçmek de olmazdı; bir karşılığım olacaktı.

“Mehmet amca, siz de yabancımız değilsiniz, bir sevgi gösterisi olarak sepetimi siz örün lütfen,” dedim.

“Hah işte, ben de bu cevabı bekliyordum; sepetini ben öreceğim sana söz, yeni bir sepet örüp kayınpederine inat, seni kırık sepetle gezdirmeyeceğim,” dedi; o yoluna, ben de yoluma devam ettik.

Hayli zaman sonra karşılaşmıştık: “Fındık filizlerinden düzgün olanları kestim hazırlıklara başladım.” Başka bir karşılaşmamızda: “Sepetin kalın kolonlarının bölümlerini hazırladım.”

Bir başka karşılaşmada: “Bahçedeki ‘ kendir fidanlarını kestim, ellerimle ip yapacağım ki, ipler omuzlarını acıtmasın.” Her defasında söyleyeceği bir sözü vardı.

Aradan yıllar geçmişti ama espri devam ediyordu. Ben de artık, yeni gelin değildim, biraz nazlanmaya hakkım vardı. Yine karşılaşmıştık, bu kez ben öncelik almıştım:

“Mehmet amca, artık mazeret sunmayın, hem de çok yaşlandınız; sepetimi örmeden öbür dünyaya giderseniz vebal altında kalırsınız.”

“Sen merak etme kızım; sepetini öremeden gidersem, malzemelerimi hazırlar, bir güzel yanıma yerleştirirsin, öbür dünyada örerim.”

“Mehmet amca, sepeti bu dünyada örecekseniz örün, ben öbür dünyada da sepet arkamda gezemem,” dedim diye sözlerini bitirmişti.

Mesleğimin ilk yılları, hangi yıl, tam olarak aklımda kalmamış ama bazı olaylar keyif kahvesi alır, bacak bacak üstüne atar belleğime yerleşirler.

 Hiç unutmam, yeni mezun olmuştum, bir hafta sonu tatilinde çalıştığım okuldan dönmüş, minibüsten inmiş, evime doğru yürüyordum. Yağmurlu bir gecenin sabahıydı; güneş yeni yükselmeye başlamıştı.

Yolun kenarlarında yükselen fındık ağaçları yapraklarını açmışlar, tepe dalları birbirlerine kavuşarak yolları, yeşil ağaç tüneli haline getirmişlerdi. Yaprakların üzerinden sızan güneş ışınları toprağı ısıtmıştı. Menekşelerin arasından, buharlaşarak yükselen toprak kokuları misler gibi etrafa yayılıyordu.

Daldaki kuşlar, bütün şımarıklıklarıyla şarkılarını sunuyorlardı. Nefes aldıkça ciğerlerim mutlu, beynim keyif kahvesini çoktan yudumlamaya başlamıştı.

Ayaklarımın ayarını kısıyor, yolun bitmesini istemiyordum; aradan ne kadar zaman geçtiğini hatırlayamıyorum; belki de yirmi dakikalık yolu, bir saate çıkarmıştım.

Eve vardığımda ise, başka bir olay beni bekliyordu.

Annem:

“Kara Mehmet amcan çok hasta, son zamanlarını yaşıyor, bugün yarın yolcu olur gibime geliyor,” demişti. Aman ne üzülmüş ne üzülmüştüm!

“Ben ona gidiyorum,” demiş evden fırlamıştım.

“Kimse ile görüştürmüyorlar haberin olsun,” diyerek arkamdan laf yetiştirmişti.

Takriben otuz kırk dakika sonra evlerine varmıştım. Gelini Meryem ablaya, izni olursa, kendisi de beni görmek isterse, yanına girmek istediğim hakkında, ricacı olmuştum.

“Bir sorayım,” diyerek içeri girmiş gülümseyerek çıkmış, “o, da seni görmek istiyor ama hiç konuşup yorma, sadece sessizce otur, diyerek uyarısını yapmıştı.”

İçerideki manzara beni çok etkilemişti, bir deri bir kemik misali yatıyor, nefes alamamasına ağlamamak için kendimi zor tutuyordum.

Gözleriyle gelinine, hafif yukarı kaldırmasını işaret etti, işlem tamamlandıktan sonra:

“Nasılsın,” diyerek bana gözlerini çevirdi.

“Asıl siz nasılsınız,” sözleri ister istemez ağzımdan döküldü.

“Ben iyi olacaktım da bunlar bir türlü karar veremiyorlar, yukarıdaki cami avlusunda mı, aşağıdaki cami avlusuna gömeceklerini.”

Meryem abla:

“Öbür dünyadan geldiler, onlarla konuşuyor,” diyerek kulağıma fısıldadı.

Bizim şaşkınlığımızı fark etmiş, son gayretiyle gülmeye çalışırken üst dudağını bile aşağıya çekemeden, bizi güldürmeye çalışmıştı.

“A, babam sana şaka yapıyormuş!”

Mehmet amca, iskeletör haliyle bile, bizi üzmemiş onu, hep şakacı, nüktedan haliyle hatırlayalım istemişti.

İki gün sonra da yolculuk haberini almıştık!

Kara Mehmet amca,  sepeti öremeden gitmişti; öbür dünyada sepet örüyor mu, bilinmez ama, ‘kara’ lakabına inat, bizim çocukluğumuzun en şahane rengi olmayı başarmıştı. Saygılarımla. Melahat Erten Tekeşin.

Bu yazı için bir yorum yap..



*


        

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve imla kuralları ile yazılmamış yorumlar onaylanmamaktadır. Yazı ve yorumlar hiçbir şekilde sitemizin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Bunlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
                

Eser Ürküt   Eser ÜRKÜT   eser@egehaberleri.net

 

14 Mart 2019

Ülkemizde, tıp bayramı 14 Martta kutlanmaktadır. Bugün de biz yeni bir tıp bayramını kutluyoruz. Osmanlı Padişahı I... devamı

Melahat Erten Tekeşin

 

 

  Melahat Erten TEKEŞİN   melahattekesin@gmail.com

 

18 Mart 2019

Komşuluk: Ev, işyeri, arazi, köy, şehir ve ülke bakımından yakın olanlara komşu dendiğini, hepimiz biliriz. Kom... devamı

Zeren Dağdeviren

 

 

  Zeren DAĞDEVİREN   zeren@egehaberleri.net

 

04 Ocak 2019

Habib Gerez... Ressam, şair ve yazardır. 1926 yılında İstanbul'da doğmuştur.  Altmış beş yıldan beri çalışmala... devamı

Hüseyin Bora Çelik

 

 

  Hüseyin Bora ÇELİK   hboracelik@gmail.com

 

26 Şubat 2019

Bir ırkın, bir etnik grubun sistemli bir şekilde yok edilmesini ifade eden soykırım (genodde) kavramı, pratik doğur... devamı

Mahmut Taylan Tüfek

 

 

  Mahmut Taylan TÜFEK   mtaylan.tufek@gmail.com

 

18 Nisan 2018

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ne kadar tanıyoruz bunu bilmeden onun hakkında yapılan konuşmalar doğru değildir. Benc... devamı

Süleyman Türkoğlu

 

 

  Süleyman TÜRKOĞLU   suleymanturkoglu333@gmail.com

 

23 Mayıs 2018

Küresel çetelerin çocuklarının yaptığı 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra Türk milletine sinsice dayatılan Neo ... devamı

Ekrem Örsoğlu

 

 

  Ekrem ÖRSOĞLU   zeus@egehaberleri.net

 

03 Kasım 2017

Karavan gezilerimden birisinde tanıdım Mehmet Özgül ve eşi Nurten’i, ikisi de doğa hayranı, doğayla bütünleşmeyi, h... devamı

 

Ege Haberleri

Son Yorumlar