Logo
Dark Light
Bumerang - Yazarkafe
Komşunun Fendi
Bu yazı  745 kere görüntülenmiş olup, YAZARın kendi görüşlerini ifade eder...

Komşuluk:

Ev, işyeri, arazi, köy, şehir ve ülke bakımından yakın olanlara komşu dendiğini, hepimiz biliriz. Komşular, ailemizden sonra en yakın sosyal çevremizi oluştururlar. Komşularımızla, huy, karakter, mizaç, anlayış ve farklı inanç yapısına sahip olabiliriz. Farklı kültür, görgü ve farklı alışkanlıklarımız olabilir. Farklı ekonomik yapılara sahip komşularla da bir araya gelebiliriz.

Köy, kasaba gibi küçük yerleşim birimlerinde, sosyal dayanışma çok önemlidir. Komşuluk ilişkileri, ailelerin huzuru ve güven içinde yaşamaları açısından da çok önemlidir.

İyi komşuluk ilişkileri, mutluluk ve sevincin paylaşılmasında da, sıkıntı ve kederin paylaşılmasında da birbirlerine destek olurlar. Kötü komşuluk ilişkileri, sürekli rahatsızlık, güvensizlik ve yalnızlık hissi uyandırır. Büyük şehirlerde, komşu yüzünden evini satan insanların hikayelerini bile dinleriz.

Küçük yerleşim birimlerinde, komşuluk ilişkilerinde çok hassas davranışlar sergilenmek zorunluluğu vardır. Evlerini satma lüksleri olmadığından ilişkilerini çok ince ayarlar üzerinde yürütmek zorunda olduklarının bilincindeler. Çünkü yaşadıkları mekan, ata topraklarıdır, mekanlarından başka yaşam alanları yoktur.

Komşulukla ilgili atasözlerinden de anlaşılacağı gibi.

“Komşu, komşunun külüne muhtaçtır”

“Komşuda pişer bize de düşer”

Çok sık uğrayanlara da, uyarıcı olarak karşımıza çıkan:

“Komşu kapısına çevirdin!”

Büyük yerleşim yerlerinde:

“Ev alma, komşu al” denir.

Köy ve beldelerde, komşu, alınmaz dedelerimizden miras olarak kalır. Bütün bu söylemlerden sonra, nereye varacağımı az çok çözmüşsünüzdür.

Hadi, başlayalım:

Uzun bir kış gününün akşamındaydık, kuzinemize odun parçaları doldurmuş, odunlar çatır çutur yanarken çepeçevre etrafına doluşmuştuk.

Yaşlı dedemizin ziyaretine:

Yakın çevreden, komşu ilçelerden, birbirlerinden habersiz tesadüf eseri kalabalık misafir topluluğu evimizi doldurmuştu.

Aslında:

Hasta ziyareti denir, yaşlı ziyareti denir, iyi gün denir, kederli gün denir, uzun kış gecelerinde bir araya gelmenin bahaneleri aranırdı. Ev sahiplerinin de tüm bu baskın misafir ağırlama tedbirlerine hazırlıklı olma zorunluluğu olurdu. Bu nedenle, evlerimizin hemen yanı başlarında, “Serender” bulunurdu.

Tamamı ahşap, dört direk üzerine oturtulmuş, yerden yüksekliği, beş altı metre yüksekliğinde dört kalın direk üzerine yerleştirilmiş tek bölümlük oda. Yaklaşık yirmi beş metrekare alan üzerinde dizayn edilirdi. Yan bölgelerinde yaklaşık, yukarıdan aşağıya, üçer bölümlük kalın tahtalara yerleştirilmiş, birer metre boyunda dikey tahtalar yerleştirilir, aralarında, bir iki santim, hava girme ızgaraları bırakılırdı. Çatı kısmı tamamen evin çatısı gibi dizayn edilirdi. Çatının üstü, evin çatısı gibi, yağmura dayanıklı kiremitlerle örtülürdü. Genellikle kışlık yiyeceklerin saklanması, mısır kurutma işleminin gerçekleştirilmesi için kullanılmak amacıyla yapılan yapıda, yapımı sırasında, kesinlikle teknolojik alet kullanılmadan, el aletleri yardımıyla, madeni çiviler kullanılmadan yapı tamamlanırdı.

Seyyar iskele kullanılarak içine girilir çıkılırdı. Her türlü haşerelerden sakınılan binanın direk bölgelerinde sac kaplamaları sevimli farelerin tırmanmasına önlem olarak düşünülenlerine de rastlanırdı. Serenderlerin yapılarında görülen, ince ahşap işçiliği, aynı zamanda, eski, köklü aile görüntüsünü de sergilerlerdi. Serenderler, anlaşılacağı üzere, bütün bu hazırlıkların içinde hem ailelerin kışlık erzaklarını barındırır hem de misafirleri ağırlamada, ikram planlarını da içinde barındırırlardı.

Nerede kalmıştık?

Evin içini dolduran konuklarımız, kuzinenin etrafında, hem ısınıyor hem de yavaş yavaş hal hatır sohbetlerinden sonra sessizliğe geçmişlerdi.

Annem:

“Anlaşıldı, mideniz açken pek konuşma heyecanı göremiyorum, buyurun sofraya” demiş herkesi, bakır sofranın etrafına düzenlediği iskemlelere oturtmuştu. Yenilen lezzetli yemekler, hem anneme iltifat olarak geri dönmüş hem de herkesin keyfini.

Laf döndü dolaştı, konu, komşuluk ilişkilerine gelmişti. Genellikle bu tip topluluklarda,olumsuz olaylar anlatılmaz havayı ısıtan, neşeye boğan olaylar anlatılırdı. Olumsuz konulara geçenlere de:

Boş ver o, işleri denir geçiştirilirdi. Eğlenceli ve komik hikayeler dinlenmek istenirdi. Muhammet amca komşu ilçeden dedemin dostu, bir arkadaşının oğluydu. Dostluk mirası, babadan oğula geçmiş babasının miras bıraktığı dost amcasını, dedemi, ziyarete gelmişti.

Muhammet amca da çevrede sözü sohbeti dinlenen olayları komedi türü anlatma özelliğine sahip biri idi. Her toplulukta, böyle bir şahsiyetin varlığı:

“Biraz sonra perde açılacak, komedi başlayacak” zihniyeti hakim olurdu.

Buyurun, Muhammet amcanın dağarcığında ne tür bir komşuluk macerası varmış, dinleyelim:

“Biliyorsunuz bizim ilçenin arazileri düz, bizim mahalle biraz daha şanslı olmalı ki mahallenin tümü, düzlük olduğundan adına da “Düz Mahalle” denmiş.

Niyazi de bizim mahallenin hali vakti yerinde, dededen kalma geniş arazilere kurulmuş malikane gibi, yöreye has, dolma taşlı bir evde oturuyor. Hem aile varlığı bakımından güçlü hem de evin tek çocuğu olarak büyütülmüş olmanın kibirliliği üzerinde.

Bizim amca oğlu, Recep’le araziden komşular, evleri biraz uzak ama maddi durumlarından, arazi gelirlerinden, birbirlerinden haberdarlar.

Recep hem babadan yetim büyümüş, dul annesi de yememiş yedirmiş, kıt kanaat kazandığı arazi gelirlerinden eğitimini de yaptırmış.

Niyazi’nin umurunda değil, ezik çocuğu bulmuş, her fırsatta Recep’i aşağılıyor.

Recep, cami avlusunda. Tam bir konudan bahsedecek.

Niyazi:

“Bırak! Anlatacağın şeyler bu cemaate göre değil”

Kahvede:

Recep, tam söze başlayacak:

“Bu toplulukta herkesin aklı yok da seni m dinleyecekler?”

Recep’in canı sıkılıyor, yüzünde alı al, moru mor döküntüler başlıyor ama Niyazi’ye karşı çıkmak ne mümkün? Yıllarca bu olay sürüp gidiyor. Her gece yatağına başını koyarken bu sorunu nasıl çözeceğinin planlarını yapıyor.

Recep, bir sabah Niyazi’nin yolunu kesiyor gayet saygılı bir şekilde:

“Niyazi ağabey, bu gece sizi rüyamda gördüm”

“Hadi oradan, rüyan da senin gibi saçmadır”

“Yok yok, Niyazi ağabey çok tuhaf bir rüyaydı”

Niyazi dinlemeden ilerliyor ama Recep arkadan, Karadeniz şivesiyle bağırıyor:

“Rüyamda, ben inek olmuştum, siz de öküz”

Niyazi hızlı adımlarını yavaşlatıp duruyor.

“Nasıl bir rüya gördün?”

“Ağabey, rüyamda, ben inek olmuştum sen de öküz”

Niyazi biraz düşünür, bu rüya kahvede anlatılırsa epeyce sükse yapacaktır.

“Hadi bakalım kedi olalı bir fara yakaladın galiba, akşama kahvede anlatırsın”

“Tamam ağabey, emrin olur, akşama kahveye uğrarım”

Bu rüya Niyazi’nin de çok ilgisini çekmiştir, akşam ola hayır ola diye dakikaları saymaktadır. Akşam karanlığıyla birlikte mahalle erkekleri kahvede toplanmışlar, en son gelen de Recep olmuş.

Niyazi, ayağa kalkmış:

“Arkadaşlar, Recep’in anlatacağı bir rüyası varmış, isterseniz bir dinleyelim”

Niyazi emreder de yapılmaz mı, herkes pür dikkat kesilmiş.

Recep, anlatmaya başlamış:

“Niyazi ağabeye hürmetlerimle söze başlıyorum. Bu akşam, çok ilginç bir rüya gördüm. Niyazi ağabey öküz olmuş ben de inek olmuştum”

Niyazi:

“Hayırdır inşallah deyin arkadaşlar”

“Hayırdır. Hayırdır” Sesleri kahveden yükselmiş.

Recep devam ediyor:

“Biliyorsunuz, Niyazi ağabeyimin arazileri geniş, ilkbahar gelmiş bütün bahçe yemyeşil çimenlerle örtülmüş, beyaz papatyalar mor menekşeler üzerinde, Niyazi ağabeyim öküz ben inek olmuşuz, ha bire otlanıyoruz.

Niyazi’den derin bir nefes:

“Eee, hadi bakalım devam et”

Recep, fırsatını son gayretiyle değerlendirmeye devam ediyor:

“Niyazi ağabey öküz ya o kadar otlanmıyor, ha bire beni seyrediyor; bu arada, mahalleden birkaç öküz daha belirdi. Onlar da Niyazi ağabeye görünmeden gizli gizli bizi seyrediyorlar.

Kahveden sesler yükseldi:

“Öbür öküzler kimlerdi?”

“Ne önemi var, Niyazi ağabeyimin olduğu yerde, öbür öküzlerin efsanesi okunmaz; benim ağabeyim, öküzlerin kralı”

Niyazi:

“Kesmeyin sözünü arkadaşlar, ağız tadıyla bir güzel dinleyelim”

Ben de ne kadar ot varsa otlayıp mideme dolduruyorum. Geçtiğim yerleri silip süpürüyorum, tam bahçenin sonuna geldim. Öküz dayanamadı yanıma geldi. Ben ineğim ya boynumdan koklamaya başladı.

Kahveden herkes:

“Hayırdır!”

“Başımdan başladı, sırtımı kokladı, kokladı, kuyruğuma geldi, koklamaya devam ediyor. Bu arada da benim bağırsaklarım yediğim otlardan bir karıştı; karnım gürlemeye başladı. Niyazi ağabeyim kuyruğumun altını koklarken bağırsaklarım boşaldı, başının üzerine bir sı… bir sı…

Niyazi ağabeyimin başı, bağırsaklarımdan boşalan b..un altına gömüldü”

Kahveden yükselen kahkaha sesleri Niyazi’yi uykudan uyandırdı.

“Ben, senin…” diye ayağa kalktı.

Recep tabanları yağladı; hem kaçıyor hem de laf yetiştiriyor:

“Ne oldu Niyazi ağabey, ben inek, sen öküz olunca, iyi idi de, başına s… mi kötü oldu?”

Recep kaçmaya, Niyazi kovalamaya devam ettiler…

Sohbet sırasında, annemin kulakları anlatılan hikayede olduğundan bir taraftan gülmelere eşlik ediyor, bir taraftan da serenderden indirdiği kış meyvelerini yıkamakla meşguldü. Hikayenin sonunda atılan kahkahalar, evin ahşap duvarlarını bile sallamaya yetmişti.

Meyveler keyifle yendi. Recep ise, hala kaçıyor mu bilinmez ama bu komşuluk hikayesi, gecelerimizden birini daha renklendirmişti.

Saygılarımla. Melahat Erten Tekeşin

Bu yazı için bir yorum yap..



*


        

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve imla kuralları ile yazılmamış yorumlar onaylanmamaktadır. Yazı ve yorumlar hiçbir şekilde sitemizin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Bunlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
                

Eser Ürküt   Eser ÜRKÜT   eser@egehaberleri.net

 

12 Mayıs 2019

Anneler Günü, anneleri anmak ve onurlandırmak amacıyla tüm dünyada farklı zamanlarda kutlanan özel gün.Anna Jarvis'... devamı

Melahat Erten Tekeşin

 

 

  Melahat Erten TEKEŞİN   melahattekesin@gmail.com

 

10 Haziran 2019

Çocukluk günlerimden birine götürmek istiyorum. Çocuksu, duygularımızla her şeyi bildiğimizi sanacak kadar saf old... devamı

Zeren Dağdeviren

 

 

  Zeren DAĞDEVİREN   zeren@egehaberleri.net

 

07 Mayıs 2019

Ne zaman Beyoğlu'na gitsem, sokaklarında, binalarında, pasajlarında geçmişi ararım. Bir Pasaj vardır ki... Çehresi... devamı

Hüseyin Bora Çelik

 

 

  Hüseyin Bora ÇELİK   hboracelik@gmail.com

 

26 Şubat 2019

Bir ırkın, bir etnik grubun sistemli bir şekilde yok edilmesini ifade eden soykırım (genodde) kavramı, pratik doğur... devamı

Mahmut Taylan Tüfek

 

 

  Mahmut Taylan TÜFEK   mtaylan.tufek@gmail.com

 

18 Nisan 2018

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ne kadar tanıyoruz bunu bilmeden onun hakkında yapılan konuşmalar doğru değildir. Benc... devamı

Süleyman Türkoğlu

 

 

  Süleyman TÜRKOĞLU   suleymanturkoglu333@gmail.com

 

23 Mayıs 2018

Küresel çetelerin çocuklarının yaptığı 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra Türk milletine sinsice dayatılan Neo ... devamı

Ekrem Örsoğlu

 

 

  Ekrem ÖRSOĞLU   zeus@egehaberleri.net

 

03 Kasım 2017

Karavan gezilerimden birisinde tanıdım Mehmet Özgül ve eşi Nurten’i, ikisi de doğa hayranı, doğayla bütünleşmeyi, h... devamı

 

Ege Haberleri

Son Yorumlar