Logo
Dark Light
Bumerang - Yazarkafe
Babaannem
Bu yazı  1.304 kere görüntülenmiş olup, YAZARın kendi görüşlerini ifade eder...

Çocukluğumda, en ilginç bulduğum olaylardan biriydi, yaşlılarımızın eşyalarla konuşması. Galiba, mizacını sert buldukları insanlara söyleyemediklerini, çevrelerinde canlı cansız varlıkların her türlüsüne yüksek sesle dile getirerek deşarj olurlardı.

Mutfağın en yakınındaki odasında yatardı babaannem. Genellikle odasında dinlenmeyi tercih ederdi. Yaşlılık gelmiş çatmış dizlerindeki takat da azalmaya başlamıştı ama pes etmek yoktu, son gayretine kadar bütün enerjisini harcamaya, bayrağını gelinine devretmeye niyeti yoktu. Her iş ondan sorulacak, ona danışılmadan adım atılmayacak otoritesine sahipti. Yattığı odanın kapısını aralık tutar, hem bizi izler, hem de, yanlışlarımıza yön vermeye çalışırdı. Uykusunun kaçtığı gecelerde de midesini bastırmak için yiyeceklere daha kısa sürede ulaşabilirdi; öyle düşünülerek mutfağın en yakınındaki oda, kendisine tahsil edilmişti.

Yaşam alanımız gibiydi mutfağımız, evimizin en geniş bölümünü mutfağımız oluştururdu; uyku saatine kadar yeme-içme sohbet saatlerimiz aynı mekanda geçerdi.

Ben, yatak odamı, büyük ablamla birlikte paylaşırdım, odalar fazla büyük olmadıklarından ancak iki divan konacak kadar alanları vardı. Cam kenarına, daha soğuk olması dolayısıyla ablamın yatağı yerleştirilmişti. Odamızın ahşap duvarı, tuvalete giden koridora ortaklık oluştururdu. Benim yatağım, tam da duvarın kenarında yerleştirilmişti. Yastığımı kavrar duvar dibine kıvrılarak yatardım.

Gecenin bir yarısında, babaannemin koridor kapısını açarken kapı gıcırtısına sinirlendiğini duyardım; sanki kulağıma söylediğini sanırdım. Elinde, yolunu aydınlatması için tuttuğu gaz lambasının aydınlattığı fenerin ışınları, aralık bulduğu tahta aralıklardan girerek hafifçe odamızı da aydınlatırdı.

İyice işlevini yitiren kulakların çıkan sözcükler, yavaş söylediğini sanarak ortalığı inletirdi.

“Daha dün senin menteşelerine su dökmüştüm, bağır bağır milleti uyandıracaksın. İllaki sana yağ vermeden susmayacaksın,  anlaşıldı!” Diyerek mutfağa yeniden döner, zeytinyağı şişesinden pamuğa biraz  zeytinyağı döker, kapı menteşelerini yağlardı. Bu sefer de gıcırtının kesilmesine sinirlenir ona da söylenirdi.

“O kadar yağı içsem, ben de susardım, midenizin kıymetini nasıl da biliyorsunuz, illa da masraf kapısını açacaksınız.”

Bunları, kapı menteşelerine söylerdi. Tereyağı ile işini halledebilseydi, bu kadar içine dokunmazdı; ahırında beslediği ineklerden elde edebilirdi. Halbuki, zeytinyağı, pahalı bir yiyecek maddesiydi ve ücret karşılığı evimize girerdi. Bu nedenle, yiyecek maddelerinde, hatırı sayılı makamda bulunurdu.”

Yemlenme sonucunda evimize gelen inekleri görünce de sevincine diyecek olmazdı.

Yediniz de karnınızı doyurdunuz, aferin size, siz şimdi de susamış olmalısınız, hadi size bir kazan dolusu su vereyim,” derdi. İnekler de sanki anlamışlar gibi gelirler, önce yanlarında durarak onları okşamalarını beklerlerdi.

“Aferin, karnını güzel şişirmişsin, şimdi güzel güzel suyunuzu için de, sağmaya gelince, bol süt verin olur mu,” deyip bir güzel sırtlarını sıvazlardı. Sularını içtikten sonra, ahırın yolunu tutarlardı.

Başka bir günün akşamında da ineklerini sağmış elindeki bakracıyla, evin yanındaki merdivenlerden çıkmamış yolunu uzatarak armut ağacından düşen armutları toplamaya, peştemaline doldurmaya kalkmıştı. Olgunlaşmış armutlardan biri ağaçtan düşüp babaannemin kafasına gelmişti.

“Ay, düşecek başka bir yer bulamadınız da başımı mı buldunuz, yarım aklım kalmıştı; onu da mı başımdan alacaksın?”  Bunu da düşen armuda, sinirlenerek söylemişti.

Bir bahar günüydü, evin avlu bahçesini çalı süpürgesiyle süpürmüştük, güneş etrafı ısıtmış mis gibi çimen – toprak karışımı kokularını beraberine alarak etrafa yaymışlardı.

Babaannem, evin mutfak kapısından başını uzatmıştı.

“Aferin, ben sizi, bunun için çok seviyorum, temizlik sadece evin içinde olmaz, kapı –bacanızı da temizleyeceksiniz, gelen – geçenler, evin içini değil, dışını daha çok görürler. Hayvanlar bile yattıkları yerlerini temizlemeden yatmazlar” derdi.

Geçen gün, Discovery Channel izliyordum, izlediğim olay babaannemi hatırlattı.

 İlginç bir olay izledim, sizinle paylaşmadan geçemeyeceğim:

 Üreme dönemi anlatılıyordu, boynunda, parlak renklerle donatılmış tüyleri bulunan bir kuş türüydü, ismini kaçırdım, sadece gördüğüm olayı anlatacağım.

Ormanın içinde, devasa bir ağacın altıydı; kuş, ne kadar yaprak ve diken vardı ise gagasıyla bir güzel temizledi. Ağacın köküne rastlayan bölümün tümünü saf toprak alanına çevirdi. Yan daldan izleyen dişisine, temizlediği alan boyunca, çeşitli dans  figürlerini göstererek dakikalarca dans ederek  gönlüne girmeye çalıştı. Hayvanların hem  temizlik anlayışlarına, hem de  dişilerinin gönüllerini fetih etme anlayışlarına hayran kaldım.

Ben, kuşlar hakkında kısa bir anekdot geçtikten sonra, yine de babaannemin maceralı yaşamına geri döneyim:

 Çocukluğumun neredeyse her sabahında, babaannemin yüksek sesle birileriyle kavga ediyormuş hissi duyarak uyanırdım:

Sabah namazını erkenden kılmış evin kuzinesini yakmaya tutuşturamadığı, yakamadığı ateşe sinirlenirken bulurdum.

“Akşamdan üstünüze kül dökmüştüm, bekleyemediniz sabahı, sönmüşsünüz.”

Bunu, sabah ateşini yakarken işime yarar diye yanan odun parçalarına üzerlerine külle kapattığı ‘kor’ parçalarının sabaha kadar dayanamayıp sönmelerine söylenirdi. Babaannemi izlemek, en büyük zevklerimden olurdu; tiyatro biletimi almış locaya oturmuş keyfini yaşardım.

Kıvırdığı dizlerini yere dayamış, kuzinenin önüne çömelmiş bulurdum. Kurutulan fındık kabuklarını altına koyar, üzerine de kuru odun parçalarını koyar kibritle tutuşturmaya çalışırdı:

“Püffff!”

“Püfff! “

Sesleri evin her köşesini zangırdatırdı.

“Nedir, üflüyorum, üflüyorum, tutuşamıyorsunuz, yanamadınız bir türlü.  Mecburen, üzerinize  gaz döküp yakacağım.” Yanındaki gaz şişesinden kızgın küllerin üzerindeki odunlara gaz dökünce ve arkasından kibritle tutuşturmaya kalkınca da:

 Pafff! Sesiyle birlikte, bomba patlar gibi bir ses çıkar, ardından yanan odunlardan canavar dilini uzatır gibi kuzinenin ön kapağının  içinden  alev fışkırırdı. Alevden kaçmak isteyen babaannem, arka üstü düşer bu kez de tekrar odunlara kızardı.

“Yanamadınız bir türlü, illa da bana gazı harcatacaksınız,( gaz harcamak günün koşullarında, pahalı bir alışkanlık olurdu.) içiniz rahat etti mi?

Bir sabah namazı  vakti de, evin avlusunda yaşanan büyük bir kavgaya uyanmıştım:

Babaannem, bar bar, avazı çıktığı kadar bağırıyordu:

 Beline vurup kesmeye çalıştım, inat ettin kesilmedin, üstüne üstlük zıplayıp yüzüme vurdun. Gözümü mü çıkaracaktın!

 Yatağımdan doğrulup sesin geldiği tarafa kulak verdim:

“Eyvah, dedim silahlı insanlar evimizi bastı, dışarıda kavga var!” Yatağımdan fırladım, dışarıya koştum. Babaannemin elinde balta., yanağından kanlar akarken bulmuştum:

“Nerede suçlular,” dedim. Kütüğün üzerine koyup kesmeye çalıştığı odun parçasının ayağının yanına düşmesini  gösterdi.

“Çok kuru imiş inat etti kesilmedi, zıpladığı gibi yüzüme vurdu.!”

Rahat bir nefes almıştım. Olaydan haberi olmayan aile efradı da aynı korkuyla yarı uykulu avluya doluşmuştu.

Onlara, komedi tarzında açıklama görevini de ben üstlenmiştim.

Bugünlük, dağarcığıma babaannem senaryosu düştü, yeni hikayelerde buluşmak dileğiyle.

Saygılarımla.

Melahat Erten Tekeşin.

Bu yazı için bir yorum yap..



*


        

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve imla kuralları ile yazılmamış yorumlar onaylanmamaktadır. Yazı ve yorumlar hiçbir şekilde sitemizin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Bunlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
                

Eser Ürküt   Eser ÜRKÜT   eser@egehaberleri.net

 

12 Mayıs 2019

Anneler Günü, anneleri anmak ve onurlandırmak amacıyla tüm dünyada farklı zamanlarda kutlanan özel gün.Anna Jarvis'... devamı

Melahat Erten Tekeşin

 

 

  Melahat Erten TEKEŞİN   melahattekesin@gmail.com

 

10 Haziran 2019

Çocukluk günlerimden birine götürmek istiyorum. Çocuksu, duygularımızla her şeyi bildiğimizi sanacak kadar saf old... devamı

Zeren Dağdeviren

 

 

  Zeren DAĞDEVİREN   zeren@egehaberleri.net

 

07 Mayıs 2019

Ne zaman Beyoğlu'na gitsem, sokaklarında, binalarında, pasajlarında geçmişi ararım. Bir Pasaj vardır ki... Çehresi... devamı

Hüseyin Bora Çelik

 

 

  Hüseyin Bora ÇELİK   hboracelik@gmail.com

 

26 Şubat 2019

Bir ırkın, bir etnik grubun sistemli bir şekilde yok edilmesini ifade eden soykırım (genodde) kavramı, pratik doğur... devamı

Mahmut Taylan Tüfek

 

 

  Mahmut Taylan TÜFEK   mtaylan.tufek@gmail.com

 

18 Nisan 2018

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ne kadar tanıyoruz bunu bilmeden onun hakkında yapılan konuşmalar doğru değildir. Benc... devamı

Süleyman Türkoğlu

 

 

  Süleyman TÜRKOĞLU   suleymanturkoglu333@gmail.com

 

23 Mayıs 2018

Küresel çetelerin çocuklarının yaptığı 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra Türk milletine sinsice dayatılan Neo ... devamı

Ekrem Örsoğlu

 

 

  Ekrem ÖRSOĞLU   zeus@egehaberleri.net

 

03 Kasım 2017

Karavan gezilerimden birisinde tanıdım Mehmet Özgül ve eşi Nurten’i, ikisi de doğa hayranı, doğayla bütünleşmeyi, h... devamı

 

Ege Haberleri

Son Yorumlar