Logo
Dark Light
Bumerang - Yazarkafe
Kırmızı Benekli Alabalıklar
Bu yazı  613 kere görüntülenmiş olup, YAZARın kendi görüşlerini ifade eder...

Demir halkalı kapıyı aralamış okulun bahçesine girmiştim. Beni fark eden öğrencilerim okul bahçesi boyunca patır kütür koşarak yanıma gelmişlerdi. Ne güzel bir günaydın deyişiydi öyle, paha biçilemez, eşi benzeri yoktu karşılamaların. “Ne kadar güzel mesleğim var benim, çocuklarımla karşı karşıya gelmek, onların, renkli dünyalarına girmek, ne hoş, ne güzel” diye düşünmüştüm.

Bir kısım öğrenciler de heyecanla bahçenin başka bir köşesine doğru heyecanla koşuşmaya başlamışlardı. “Ali (isim değişti) atlama sakın, demirlere takılacaksın” diyorlardı.

Başımı çocukların koşuştukları tarafa çevirdim, Ali, gözüme takılmıştı:

Okul bahçesi duvarlarını çevreleyen demirlerin tepesinde geziniyordu. Kalem ucu gibi sivri demirleri hiçe sayarak bacakları arasına alarak ilerlemeye çalışıyor cambazlık gösterilerini sergiliyordu. Nefesim kesilmiş kaskatı kalmıştım. Beni görürse heyecanlanacak, atlamaya çalışırsa da demirler uygunsuz yerlerine batabileceklerdi.

Olduğum yere çömeldim, etrafımı saran çocuklara işaret parmağımı dudaklarıma götürerek susun işareti yapmıştım. Saniyelerle nefesimi tutmuştum, “Öğretmenim, Ali atladı, bir şey olmadı, korkmayın” diyerek beni teselli ettiler.

Ayağa kalktım, Ali de beni fark etmişti, koşarak hem mahcup, çekingen yanıma gelmişti.

“Ben bu tür hareketleri size yasaklamıştım, senin gibi akıllı çocuk bunları yapar mı” diyerek kulağına fısıldayarak, kulak memesini, baş parmağımla işaret parmağı arasına alarak bir güzel burmuştum. Başını öne eğdi, “bir daha yapmam öğretmenim” diyerek yanımdan uzaklaştı. Ali’nin ilk vukuatı değildi, her gün bir yenisi ekleniyordu. Sıraların üzerinden atlarken, koşuşurken bulurdum.

“Ne kadar çok yoruyor bu çocuk beni, bir Ali, tüm sınıfa bedel” diye iç geçirmiştim.

Ne zaman sınıfta bir kargaşaya karışsalar, içinden Ali çıkardı. Ali, ufak tefek sevimli mi sevimli, ne kadar cüssesi varsa, o kadar da enerji yüklüydü. Kalbinin güzelliğine diyecek yoktu. Asla, arkadaşlarına zarar verecek, incitecek davranış sergilemezdi. Kabına sığamıyor, enerjisini kontrol etmede sorunu vardı.

Ebeveynlere öğrencilerimi şikayet etme alışkanlığım yoktu. Bu tür olayları dile getirmenin çocuğa bir yararının olamayacağı düşüncesindeydim. Veli toplantılarında da özel öğrenci davranışlarını dile getirmez, genel konuları ele alırdım. Çocuklar, enerji yüklüydüler ve onları nerede boşaltacaklarını kendileri de bilemiyorlardı.

Ali’nin annesiyle her karşılaştığımızda evdeki hareketliliğinden dert yanıyor, benim çözüm üretmemi bekliyordu.

“Çocuk o, çocukluğunu yaşıyor,” deyip kendimce açıklamalar yapardım. Bir Pazartesi günüydü, sınıfımın kapısı çalınmıştı, ‘giriniz’ dememe rağmen kimse içeri girmiyordu. Kapıyı açtım, Ali’nin elinde bir kolonya şişesi mahcup bir şekilde bana uzattı:

“Nedir bu Ali” dedim.

“Sınıfa kolonya getirdim de içeride vermek istemedim” dedi. Pek anlam veremediğim davranıştı ama dört yıldır bana öğrencilik yapıyordu, “Ali bu, bir bildiği vardır” demiştim.

Bir an önce de derse devam etmeliydim.

“Çocuklar, bakın, Ali sınıfımıza bir şişe kolonya getirmiş, hep birlikte kullanırız” dedim, Ali sırasına oturdu, birlikte dersimize devam ettik.

Aradan ne kadar zaman geçmişti bilemiyorum; uzun teneffüslerden biriydi. Okulun bahçesine

Ali’nin annesi gelmiş benimle konuşmak istemişti.

“Hoca Hanım, size zamansız gelen kolonyanın hikayesini anlatmak istiyorum, dinlemek ister misiniz?” diyerek söze başladı. Buyurun, birlikte Ali’nin annesini dinliyoruz:

“Havanın güzelliğinden yararlanarak ailece geçen hafta sonu, köye gitmiştik. Bizim köyün deresinin kırmızı benekli alabalıkları çok ünlüdür, çok nadir yakalanırlar, tavada kızartılarak pişirilen balıkların lezzetine de doyum olmazlar. Ali, hafta sonunda iki gün durmadan onları yakaladı. Hatta, her gelişinde sırılsıklam vaziyette geliyordu, hasta olacak endişesiyle çar çabuk, bir taraftan söyleniyor, üzerine kuru çamaşırlarını giydiriyordum.

Heyecanla yakaladığı balıkları, su dolu kovanın içine, zevkle yerleştiriyordu. Hatta, balık yakalarken köyün büyükleri de çocuğun gayretini gördüklerinden, kendi yakaladıklarını da Ali’ye vermişlerdi. Neredeyse kovanın yarısı, kırmızı benekli alabalıklarla dolmuştu.

Köyden ayrılırken Ali, balıkları kovadaki sularla birlikte taşımak istedi ama, babası onları, çatallı bir çubuğa dizmeye, daha rahat taşınabileceklerine ikna etmişti. Arabanın bagajına koyduk, akşam da doğal olarak ben onları bir güzel temizleyip tavada kızarttım, misafirlerimiz de vardı, afiyetle yedik.

Buralara kadar hiçbir sorun yoktu. Sabahleyin; kahvaltısını yaptı, pantolonunu giydi, önlüğünü yakasını taktı, çantasını arkasına aldı, buzdolabının kapısını açtı:

Çocuk, dehşete düştü.

“Balıklar nerede, babamın çatallı çubuğa dizdiği balıklar” diye evi inletti.

“Akşam, misafirlerimizle birlikte yedik ya, oğlum” dedim.

İnanamadı, gözleri fal taşı gibi açılmıştı.

Çantasını yere attı, hem ağlıyor, hem de, evin her köşesinde balıkları arıyordu. Evin altını üstüne getirdi.

“Ben onları, kırmızı benekli alabalıkları, öğretmenim için tutmuştum, yiyecek başka balık bulamadınız mı?

Ben daha okula gitmem, balıkları bulacaksınız!” diye tutturdu.

Babası, bir taraftan ben bir taraftan oğlumu ikna edinceye kadar canımız çıktı.

“Balık yerine kolonya götürürsen, öğretmen daha çok memnun olacak, hem de sınıf hijyenine katkıda bulunmuş olacaksın” dedik ve en yakınımızdaki eczaneden kolonya şişesini satın aldık.

Annesi bunları anlattıkça, içim coşuyor, yakalayıp yüreğime bastırmak istiyordum. Bir yandan, boğazım düğümleniyor, yutkunuyor, diğer bir yandan, göz yaşlarımın inmelerine müsaade etmiyor, gerisin geriye gönderme gayretine girmiştim. Dört yıl boyunca, omuzlarıma binen bütün yorgunluğum sıyrılıp inmişti. Emeklerimin karşılığı olarak, afacan oğlumun yüreğine yerleşmişliğimi dinlemek, ne büyük lütuftu, Ya Rab!

Ne diyeceğimi bilemedim. Daha ben, köye çıkacakları günün bir öncesi günde, sıranın üstünden atladı diyerek. “Artık koca adam oldun, seni ikaz etmekten çekiniyorum” diyerek hafifçe kulağını burmuştum! Gözlerini benden kaçırmış, yanakları al al olmuş, başını eğerek uzaklaşmıştı…

“Her olay önünüze, bir ansiklopedinin kapağını aralar, okursanız yararlanır, ilerler, kendinize bir şeyler katarsınız” diye düşünmüştüm.

Her “Balıkçılar Çarşısı” önünden geçerken Ali’nin, bin bir meşakkatle yakaladığı, kırmızı benekli alabalıkları hatırlar, dudaklarımda, tatlı bir tebessümle ilerlerim. Ali, şimdilerde ne yapar, eder bilemem. Yıllar önce, en son aldığım haberde, üniversitenin iç mimarlık bölümünü kazandığını babasından öğrenmiştim.

Ben inanıyorum ki, koca yürekli oğlum, her ne iş yapıyorsa yapsın, yüreğinin bir bölümünü de işinin temeline yerleştiriyordur…

Saygılarımla. Melahat Erten Tekeşin.

Bu yazı için bir yorum yap..



*


        

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve imla kuralları ile yazılmamış yorumlar onaylanmamaktadır. Yazı ve yorumlar hiçbir şekilde sitemizin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Bunlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
                

Eser Ürküt   Eser ÜRKÜT   eser@egehaberleri.net

 

12 Mayıs 2019

Anneler Günü, anneleri anmak ve onurlandırmak amacıyla tüm dünyada farklı zamanlarda kutlanan özel gün.Anna Jarvis'... devamı

Melahat Erten Tekeşin

 

 

  Melahat Erten TEKEŞİN   melahattekesin@gmail.com

 

10 Haziran 2019

Çocukluk günlerimden birine götürmek istiyorum. Çocuksu, duygularımızla her şeyi bildiğimizi sanacak kadar saf old... devamı

Zeren Dağdeviren

 

 

  Zeren DAĞDEVİREN   zeren@egehaberleri.net

 

07 Mayıs 2019

Ne zaman Beyoğlu'na gitsem, sokaklarında, binalarında, pasajlarında geçmişi ararım. Bir Pasaj vardır ki... Çehresi... devamı

Hüseyin Bora Çelik

 

 

  Hüseyin Bora ÇELİK   hboracelik@gmail.com

 

26 Şubat 2019

Bir ırkın, bir etnik grubun sistemli bir şekilde yok edilmesini ifade eden soykırım (genodde) kavramı, pratik doğur... devamı

Mahmut Taylan Tüfek

 

 

  Mahmut Taylan TÜFEK   mtaylan.tufek@gmail.com

 

18 Nisan 2018

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ne kadar tanıyoruz bunu bilmeden onun hakkında yapılan konuşmalar doğru değildir. Benc... devamı

Süleyman Türkoğlu

 

 

  Süleyman TÜRKOĞLU   suleymanturkoglu333@gmail.com

 

23 Mayıs 2018

Küresel çetelerin çocuklarının yaptığı 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra Türk milletine sinsice dayatılan Neo ... devamı

Ekrem Örsoğlu

 

 

  Ekrem ÖRSOĞLU   zeus@egehaberleri.net

 

03 Kasım 2017

Karavan gezilerimden birisinde tanıdım Mehmet Özgül ve eşi Nurten’i, ikisi de doğa hayranı, doğayla bütünleşmeyi, h... devamı

 

Ege Haberleri

Son Yorumlar