Logo
Dark Light
Bumerang - Yazarkafe
Bir tuhaflık vardı !
Bu yazı  669 kere görüntülenmiş olup, YAZARın kendi görüşlerini ifade eder...

Altı katlı apartmanın dördüncü katından pencerenin perdesini kenara çekip düzgünce kenara yerleştirdim. Pürüzsüz gökyüzünü seyretmenin, aralanan pencereden gelen temiz havayı içime çekmenin keyfini yaşıyordum. Kapımın zili çaldı, “Allah Allah, bu saatte de kimseyi beklemiyordum, dış kapı görevlisi de haber vermedi; kim geldi, acaba?” diyerek kapıya yöneldim, merakla kapıyı açtım.

Karşı komşumun kızı, bütün sevimliliğiyle, neredeyse, bembeyaz pırıl pırıl otuz iki dişini göstererek gülümsüyordu: “Günaydın teyzeciğim, siz şimdi yalnız yaşıyorsunuz, markete gidiyorum, bir ihtiyacınız var mı, diye bir sorayım demiştim” dedi. Mutluluktan gözlerim yaşarmak, dudaklarım titremek istedi, ama kızcağız güzel bir şey yapmak istemiş, moralini bozmak olmazdı; belli etmeden duygularımı maskeledim. Aynı sevecenlikle gülümseyerek teşekkür ettim, nazik davranışından dolayı kutladım.

Hava güzeldi, bugün evde durmak olmazdı, alelacele kahvaltımı yaptım, üzerimi giyindim; ihtiyaç duyabileceğim elzem materyallerimi, sırt çantama yerleştirdim. Asansörün düğmesine bastım, kırmızı ok işareti, yukardan geldiğini işaret etmişti. Otomatik kapı açılınca, içeride bulunan yakışıklı genç, sıcak bir gülümsemeyle “Günaydın, beni hatırladınız herhalde, altıncı katta oturuyorum; falanca üniversitenin filanca bölümünde okuyorum” diyerek nazikçe kendini hatırlattı. Konuşmasını tam bitirmişti ki, eksi üçe, zemin katına gelmiştik. Bütün sıcaklığıyla önden çıkmam için kenara çekildi, ardından “iyi günler” dileyerek hızlı adımlarla ilerledi.

Beni Kadıköy’e götürecek trene doğru yürümeye başladım. Bugün çevremde değişik bir enerji vardı; yol boyunca, yanımdan geçenler hafif tebessüm ederek, hatta, bütün nezaketlerini sergileyerek “günaydın” diyorlardı. Takriben yirmi dakika kadar yürüdüm, trene gidiş işaretine vardıktan sonra, aşağı yöne yürüyen merdivenlere binip tren raylarının kenarına varmıştım. Tavandan sarkan tabelada, trenin geliş zamanına üç dakika kaldığını gösteriyordu. Üç dakika dediğin ne ki göz açıp kapayıncaya kadar geçti; tren de, bütün haşmetiyle süzülerek gelip önümüzde durdu, kapılar açıldı.

Dışarıdaki topluluklarda bir nezaket, bir nezaket, bir arkadan gelen, asla önceden gelenin önüne geçmiyor, içeriden çıkan son kişiyi bile büyük bir sabırla beklediler. İçeride, tren oturaklarına oturan gençler, okudukları kitaplarını, dinledikleri her neyse, kulaklıklarını çıkararak ayağa kalktılar. Önümüzdeki hamile kadına, bastonla ayakta duran beye, bir ilerideki yaşlı kadına, bayanlara, hafifçe omuzlarına dokunarak yerlerine buyur ettiler, yol boyu güzergahında, tüm duraklarda durum değişmiyordu. Son durak ve yukarı yönde çıkış merdivenler, beni deniz manzarası ile buluşturmuştu.

Denize bakan oturaklarda oturarak masmavi denizi, vapurların kalkış seslerini dinleyerek zevkle izliyordum. İskeleye yakın bölümlerde boğaz suları üzerinde, en ufak kirlilik yoktu, kimseler çöp poşetlerini atmamış, pet şişeler suların üzerinde yüzmüyor, sigara izmaritlerinden eser yoktu. Hatta vapur yanaşınca bile görevliler, halatlarla vapuru iskeleye iyice bağlamadan, güverteden atlayanlar bugün nereye gitmişlerdi?

Gelen yolcular, büyük bir nezaketle bir önündekine çarpmadan geçmek için tüm özenlerini gösteriyorlardı. Mutlulukla, özlenmiş insan manzaralarını, mis gibi boğazın sularını seyre dalmıştım. Kalkış yapan vapurların güvertelerinden insanların attıkları simit parçalarını, bembeyaz martılar kapışırlarken gördüğüm manzarayı seyretmek için, burada akşamı yapabilirdim.

Zaman su gibi akmış biraz da, midem açlığımın sinyalini vermişti. Çoğu gençlerin uğrak yerleri olan, oturmada zaman sınırı olmayan, yemeğiniz bitince, sık sık masanızı silerek “Artık kalkma vaktiniz” der gibi tavır sergilenmeyen mekana, gençler gibi ben de gitmeyi seviyorum.

Bir köşesinde oturup bir şeyler karalamayı, kitap okumayı seviyorum. Boğaz manzarasını arkama alarak caddenin karşı tarafına geçtim, birkaç adım sonra, bahsettiğim mekana gelmiştim. İçerisi hayli kalabalıktı, köşe bölümde tek kişilik koltuğa doğru göz gezdirdim, gençlerden biri beni hemen fark etti. “Buyurun yerimi size veriyorum, ben ayakta kalsam da olur” dedi. Bütün itirazlarıma rağmen yerine oturttu.

Yiyecek kuyruğu kapı girişine kadar uzanıyordu; tenha olmasını bekleyerek yiyeceklerimi aldım. Midemin sinirlerini yatıştırdıktan sonra elimdeki kitabımı sonuna kadar okudum. Saatime baktım, alışveriş yapmam gerektiğini, eve gitme vaktimin geldiğini gördüm.

Kasaba, manava derken elimdeki poşetleri neredeyse taşıyamaz duruma gelmiştim. Aynı güzergah üzerinden dönerken insanların nezaketle birbirlerine davranış sergilemelerini izleyerek mahalleme varmıştım.

Huyumdur elimdeki paketleri kendim taşımayı severim.

Bugün başka bir gündü:

Bir on adım attım:

Teyzeciğim, elinizdeki poşetleri ben taşıyabilir miyim?

Teşekkürler güzel kızım

İkinci on adımda:

Teyzeciğim, elinizdeki poşetleri taşıyabilir miyim?

Yok yok bugün bir tuhaflık vardı!

Başucumdaki telefonumun zili beni uyandırdı.

Arayan oğlumdu:

Günaydın anne, umarım uyandırmadım; bir ihtiyacın var mı diye aramıştım” dedi.

Önemli değil oğlum, iyi de oldu; zaten yapacak işlerim çoktu” diyerek günlük rutin konuşmalarımızı yaptık.

Yatağımdan çıktım, Emel Sayın’ın kasetini buldum, kasetçalara yerleştirdim; kadife sesinden şarkısını dinlemeye başladım:

Rüyalar gerçek olsa” Saygılarımla. Melahat Erten Tekeşin

Bu yazı için bir yorum yap..



*


        

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve imla kuralları ile yazılmamış yorumlar onaylanmamaktadır. Yazı ve yorumlar hiçbir şekilde sitemizin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Bunlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
                

Eser Ürküt   Eser ÜRKÜT   eser@egehaberleri.net

 

01 Ekim 2019

Kültür seviyeleri birbirlerinden farklı iki ailenin bir piknikte yollarının kesişmesinin eğlenceli hikayesi sizi ç... devamı

Melahat Erten Tekeşin

 

 

  Melahat Erten TEKEŞİN   melahattekesin@gmail.com

 

09 Ekim 2019

Orta öğretimden mezun olmuştuk; Erzurum Nenehatun Kız Öğretmen Okulu’na yatılı girebilmek adına, ilk adım olarak k... devamı

Zeren Dağdeviren

 

 

  Zeren DAĞDEVİREN   zeren@egehaberleri.net

 

Bazı insanlar vardır... Onlarla olmaktan mutlu olursunuz. Paylaştığınız her şeyin anlamı vardır. Nerede olursanız ... devamı

Hüseyin Bora Çelik

 

 

  Hüseyin Bora ÇELİK   hboracelik@gmail.com

 

26 Şubat 2019

Bir ırkın, bir etnik grubun sistemli bir şekilde yok edilmesini ifade eden soykırım (genodde) kavramı, pratik doğur... devamı

Mahmut Taylan Tüfek

 

 

  Mahmut Taylan TÜFEK   mtaylan.tufek@gmail.com

 

18 Nisan 2018

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ne kadar tanıyoruz bunu bilmeden onun hakkında yapılan konuşmalar doğru değildir. Benc... devamı

Süleyman Türkoğlu

 

 

  Süleyman TÜRKOĞLU   suleymanturkoglu333@gmail.com

 

23 Mayıs 2018

Küresel çetelerin çocuklarının yaptığı 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra Türk milletine sinsice dayatılan Neo ... devamı

Ekrem Örsoğlu

 

 

  Ekrem ÖRSOĞLU   zeus@egehaberleri.net

 

03 Kasım 2017

Karavan gezilerimden birisinde tanıdım Mehmet Özgül ve eşi Nurten’i, ikisi de doğa hayranı, doğayla bütünleşmeyi, h... devamı

 

Ege Haberleri

Son Yorumlar