Logo
Dark Light
Bumerang - Yazarkafe
Yazılı Kağıtları
Bu yazı  783 kere görüntülenmiş olup, YAZARın kendi görüşlerini ifade eder...

Çocukluk günlerimden birine götürmek istiyorum. Çocuksu, duygularımızla her şeyi bildiğimizi sanacak kadar saf olduğumuz günlere…

İlkokul bitmiş ortaokula başlamıştık. Tek öğretmenli, hayatımızdan çok öğretmenli günlerimize geçmiştik. Her öğretmen ayrı karakter taşıyordu ve biz onların anladığı dilden hareket etmeliydik… Biz öyle düşünüyorduk desem daha doğru olacak sanırım.

Matematik öğretmenimiz, ‘B’ şubesini yazılı yapmış “sınıfta iyi not alan olmamış” haberini almıştık. Bütün çocuksu saflığımızla, nasıl kötü not alamayacağımızın planlarını yapmalıydık: Sınıfta her birey birkaç senaryo üretecek, en ilginç bulduğumuzu hayata geçirecektik. Aranan senaryo bulunmuştu:

Yazılı kağıtlarımızı vermeyecektik, eğer topluca vermezsek öğretmen anlardı. Şimdilik, sınıf sayısını üçe bölecek ilk yazılıda bir bölümümüz kağıdı buruşturup çöpe atacaktı. Diğer yazılılarda diğer gruplar aynı işlemi yapacaklardı. Hiç kimse, önceden bitirmeyecekti; son çıkış zili beklenecek topluca kağıtlar verilirken öğretmen masasının etrafı sarılacağından buruşturduğumuz kağıtlar çöpe atılacak, öğretmen bunu fark etmeyecekti.

Çıkış zili çaldı, hep birlikte öğretmen kürsünün etrafına yığıldık, öğretmeni ablukaya aldık; kimimiz kağıtları masanın üzeri koyarken diğer birimiz buruşturup çöpe atıyordu.

Öğretmen:

Çok ilginç, hiç kimse önceden bitirip kağıdını vermedi” dedi.

Yazılı kağıtlarını kıvırıp bir güzel rulo yaparak çantasına yerleştirdi.

Aradan ne kadar vakit geçmişti bilemiyorum. Yine matematik dersiydi ve öğretmen çok sinirli girmişti sınıfımıza. Tabiri yerinde olursa burnundan soluyordu, diyebilirim.

Günaydın çocuklar, şöyle güzelce bir arkanıza yaslanın ve gözlerimin içine bakarak sorduğum sorulara doğru cevaplar verin” dedi.

Hepimiz nefesimizi tutmuş öğretmenimize bakıyorduk!

Numarası en küçük arkadaşımızı kaldırdı ve beklenen soruyu sordu.

Yazılı kağıdını bulamadım oğlum, kağıdın nerede?

Ben bilmem hocam, masanın üstüne bırakmıştım

İkinci arkadaşımızı kaldırdı ve aynı soruyu sordu.

Yazılı kağıdını bulamadım kızım, kağıdın nerede?

Size vermiştim, masanın üzerine bırakmıştım

Kızım, kağıdın nerede, oğlum kağıdın nerede?

Vermiştim, masanıza bırakmıştım

Bir süre böyle devam etti. Benim de numaram en sonda,  okula en son kaydolanlardanım.

Öğretmenime baktım: Bana sıra gelinceye kadar, her arkadaşımız “Kağıdı size verdim” dedikçe kravatını gevşetiyor, gömleğinin düğmesini bir bölümünü daha açıyordu. Bana sıra gelince de ceketini çıkardı, derin bir iç geçirdikten sonra, meşhur soruyu sordu,

Dört yüz kırk dört Melahat Erten kağıdın nerede” dedi.

Bu sıralara ben çok zor oturmuştum, ailemi ilkokul öğretmenimin yardımıyla okumam adına zor ikna etmiştim.

Doğruyu söylersem okul hayatım bitecek, okuldan kovulacak, hayallerim son bulacaktı. Yalan söylesem de öğretmenimin halini görmüş içler acısı duruma gelmişti. Belki, ilk numarada olsam rahatça “verdim öğretmenim” diyecektim; ama şimdi durum değişmişti. Öğretmenimiz içler acısı duruma girmişti ve ben durumuna kayıtsız kalamazdım.

Artık ne olacaksa da olsun, diye düşünerek doğruyu söylemeye karar verdim:

Öğretmenim, ben kağıdımı ver…” diyerek son heceyi yuttum.

Bu, öğretmen için değişik bir cevaptı, galiba ipin ucunu yakalamıştı.

Size verdim, masaya bıraktım” denmiyordu.

Ayağa kalktı, avucunu kulağının arkasına koyarak:

Söylediğin cümleyi tekrarla” dedi.

Artık korkmaya başlamıştım, benim bile zor duyacağım gibi, cevabımı yineledim.

Ben kağıdımı vermedim

Sınıf o kadar sessizdi ki, sinek vızıldasa duyulacaktı.

Öğretmen duymuştu.

Cevabını sınıfın duyacağı gibi yüksek sesle söyle söyle” dedi.

Camları bile titreterek:

Ben kağıdımı vermedim öğretmenim

Bir daha tekrarla

Kağıdımı vermedim öğretmenim

Peki, ne yaptın?

Buruşturup çöp kutusuna attım

Peki, arkadaşların ne yaptı?

Onları bilmiyorum öğretmenim

Peki, bu kararı kiminle verdin?

Ben tek başıma verdim, arkadaşlarımdan haberim yok öğretmenim

Artık kendimi okuldan atılmış bir öğrenci olarak gördüğümden, kaybedeceğim daha fazla da bir şeyim  kalmamıştı; yüksek sesle ne sorduysa cevap veriyordum.

Çabuk masama, yanıma gel” dedi.

Korkarak masasına gittim, atacağı tokat gözüme gelmesin diye düşünerek, yüzümü yana çevirerek durdum.

Kolumu yakaladı, havaya kaldırdı.

Buna iyi bakın” diye haykırdı.

Ben, böyle doğruyu söyleyen ama arkadaşlarını da ele vermeyen öğrenci isterim”

Kolumu kaldırıp kaldırıp indirdi.

Not defterini çıkardı, kanaat notu olarak o günlerin en yüksek notu olan matematik notuma, “beş veriyorum” dedi.

Şimdi, yerine oturabilirsin

Ne olmuştu, okuldan kovulduğumu düşünürken piyango biletinden büyük ikramiye çıkmış şaşkınlığıyla yerime oturdum.

Öğretmen anlatmaya başladı:

Siz kendinizi çok akıllı sanıyorsunuz değil mi?

Öğretmenliğin verdiği tecrübeler vardır, yaşanmışlıklar vardır. Sizin düşündüklerinizi, hatta düşünemediklerinizi, biz çok önceden yaşamış oluyoruz. Sınıfa girince yoklama yaparız, kaç kişi olduğunu tespit ederiz. O gün de sınıfta kırk beş kişi vardı, kağıtlardan on beş eksik. Evde karımı sorguya çektim, sonra da teker teker çocuklarımı, olur da kandırılır kağıtlarımla oynarlar diye evde terör estirdim; günahlarını da almış oldum. Şimdi her şey anlaşıldı” diyerek sözlerini bitirdi.

O günden sonra, ben öğretmenimin gözünde başka biriydim.

Bana gelince, artık yolda yürürken bile matematik çalışır olmuştum.

Aradan iki yıl geçmişti; ortaokulu bitirip yatılı olarak Nenehatun Kız Öğretmen Okulu,  yazılı sınavını kazanmıştık. Sözlü olarak yapılacak sınava babalarımız eşliğinde yolculuk yapacaktık. Yolcu otobüsü sırasıyla bütün sınavı kazanan öğrencileri toplamış sıra Fındıklı ilçesine bağlı olan mahallesine gelmişti. Mahallemi simgeleyen “GURUPİT” tabelası önünde, beni ve babamı almak üzere durmuştu.

Bavullarımızı verdikten sonra otobüse bindik; matematik öğretmenim ve kızı da bizimle birlikte aynı otobüste yer alıyorlardı. Arka sıralarda oturan matematik öğretmenim bana şöyle seslenmişti.

Melahat Erten, sınavı kazanırsanız, kızım S… sana emanettir, unutma!

Birkaç saniye şaşkınlık geçirdikten sonra:

Elbette Hocam, birbirimize emanetiz” demiştim.

Arkadaşımla, okul hayatı boyunca çok sıkı bağlar kurmuştuk. Zaman içinde, iletişimin zor olduğu yıllarda, şehir değişikliklerinden dolayı, birbirimizden haber alamasak da, yeniden seslerimizi duyduğumuzda, bıraktığımız noktadan başladık.

Aradan hayli zaman geçmişti, öğretmenimin çok hasta olduğunu, arkadaşımın yanında bakıldığı haberini almıştım. Helallik almak, saygılarımı sunmak için aramıştım. Bana söylediği görevi, hatırlayıp hatırlamadığını merak etmiştim.

Arkadaşım sorduğunda, “hatırladım” anlamında gözleriyle tasdik ettiğini söylemişti.

Yazılı kağıtlarım, hayatımın dersini verirken güzel dostlukların kapılarını de aralamıştı.

Arkadaşımı her arayışımda, “Sen bana, babanın emanetisin” der, sevgili öğretmenimi yad ederiz. Ruhu şad, mekanı Cennet olsun.

Saygılarımla. Melahat Erten Tekeşin

Bu yazı için bir yorum yap..



*


        

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve imla kuralları ile yazılmamış yorumlar onaylanmamaktadır. Yazı ve yorumlar hiçbir şekilde sitemizin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Bunlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
                

Eser Ürküt   Eser ÜRKÜT   eser@egehaberleri.net

 

12 Mayıs 2019

Anneler Günü, anneleri anmak ve onurlandırmak amacıyla tüm dünyada farklı zamanlarda kutlanan özel gün.Anna Jarvis'... devamı

Melahat Erten Tekeşin

 

 

  Melahat Erten TEKEŞİN   melahattekesin@gmail.com

 

10 Haziran 2019

Çocukluk günlerimden birine götürmek istiyorum. Çocuksu, duygularımızla her şeyi bildiğimizi sanacak kadar saf old... devamı

Zeren Dağdeviren

 

 

  Zeren DAĞDEVİREN   zeren@egehaberleri.net

 

07 Mayıs 2019

Ne zaman Beyoğlu'na gitsem, sokaklarında, binalarında, pasajlarında geçmişi ararım. Bir Pasaj vardır ki... Çehresi... devamı

Hüseyin Bora Çelik

 

 

  Hüseyin Bora ÇELİK   hboracelik@gmail.com

 

26 Şubat 2019

Bir ırkın, bir etnik grubun sistemli bir şekilde yok edilmesini ifade eden soykırım (genodde) kavramı, pratik doğur... devamı

Mahmut Taylan Tüfek

 

 

  Mahmut Taylan TÜFEK   mtaylan.tufek@gmail.com

 

18 Nisan 2018

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ne kadar tanıyoruz bunu bilmeden onun hakkında yapılan konuşmalar doğru değildir. Benc... devamı

Süleyman Türkoğlu

 

 

  Süleyman TÜRKOĞLU   suleymanturkoglu333@gmail.com

 

23 Mayıs 2018

Küresel çetelerin çocuklarının yaptığı 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra Türk milletine sinsice dayatılan Neo ... devamı

Ekrem Örsoğlu

 

 

  Ekrem ÖRSOĞLU   zeus@egehaberleri.net

 

03 Kasım 2017

Karavan gezilerimden birisinde tanıdım Mehmet Özgül ve eşi Nurten’i, ikisi de doğa hayranı, doğayla bütünleşmeyi, h... devamı

 

Ege Haberleri

Son Yorumlar