Logo
Dark Light
Bumerang - Yazarkafe
Tarlamdaki Öküzümü Satmıştım
Bu yazı  967 kere görüntülenmiş olup, YAZARın kendi görüşlerini ifade eder...

Orta öğretimden mezun olmuştuk; Erzurum Nenehatun Kız Öğretmen Okulu’na yatılı girebilmek adına, ilk adım olarak kendi ilimizde yazılı sınavına girmiş ve kazanmıştık. İkinci adım, sözlü sınava girmek için Erzurum yolcusu olmuştuk.

Yorucu bir otobüs yolculuğu sonucunda, ikindi saatlerine doğru şehre varmıştık. İlk hareketimiz, otellerin birine yerleşmek olmuştu. Bir gecelik konaklamadan sonra, sabahın erken saatlerinde hazırlanarak heyecanlı bir şekilde, o günlerde kocaman bulduğumuz, okulun demir kapısının önünde birikmiştik.

Ürkek ceylanlar gibi, bize eşlik eden babalarımızın ceketine sarılarak açılan kapıdan içeriye girdik. İki tarafı, kavak ağaçlarıyla sıralanan beton yolda yürüyerek okulun merdivenlerinin önünde toplandık. Sonradan okul müdürü olduğunu öğrendiğimiz Fethi Taner Bey, beden eğitimi öğretmeninin bizleri sıraya dizmesinden sonra, “Hoş Geldiniz” konuşmasına başlamıştı.

Fethi Bey; isim listelerimizin, okulun giriş bölümündeki camlı bölümde asıldığını, sırası gelen öğrenciyi çağıracaklarını, okul öğretmenlerinden kurulu jüri grubunun, bizi sözlü sınava alacaklarını açıklamıştı. Daha jürideki öğretmenleri görmediğim halde, ayaklarım titremeye başlamış,  yanaklarım al al olmuş, alnımdaki terlerim boynuma damlamaya başlamıştı.

Bir taraftan da yan gözle çevremdekileri inceliyordum. Okul merdiveninin sol tarafına velilerimiz yerleştirilmişti. Merdivenlerin ön cephesine, yüzümüz okula dönük olarak sıraya dizilmiştik.

Karnını ovuşturarak babalarından medet umanlar.

Alnını avuçlarının içine alanlar,

Parmaklarına saçlarını dolayanlar…

Herkes benim gibi, birbirimizden farkımız yok” diye düşündüm.

İsmim okunup merdivenlerden çıkarken tam bir robot yürüyüşü ile jürinin bulunduğu kapıya, büyük sınıflardan bir öğrencinin eşliğinde gittim.

Kapıyı tıkladım, “gir” sesi ile kapıyı aralayarak içeriye girdim. Jüri üyelerinden biri:

Adını söyler misin?” dedi.

Yüksek sesle ismimi söyledim. Kendi sesimi duymamla birlikte, sanki sihirli bir el değmiş bütün heyecanımı alıp gitmişti.

Peki, isminin anlamını biliyor musun?

Biliyorum öğretmenim, süs bitkisi anlamını taşıyor

Peki, sen bunu ne zaman öğrendin?

Bizden önceki bazı arkadaşlarımıza aynı soruları sormuşsunuz,  bana da sorabileceğinizi düşünerek okuldaki büyük ablalara sordum

Ablaların, senin yüzüne bakarak yorumlamışlar, bir dahaki sefere, bilgileri kitaplardan öğren, olur mu?

Gülüşmeler.

Benim çekingenliğim nereye gitmişti, sordukları soruları bilsem de bilmesem de, suskun kalırsam kazanamam korkusuyla, kendimden emin olarak vereceğim bir açıklamam oluyordu. Cılız vücudumdan çıkan tok sesim, odayı doldurmaya yetiyordu.

Çıkabilirsin” dediler.

Koridora çıktığımda, etrafımı saran öğrenciler: “Ne sordular, ne sordular?” Seslenişlerini yanıtlayarak babamın yanına gittim. “Görevin bitti, bundan sonra, hakkında hayırlısı olan olsun” dedi babam.

Heyecanlı bekleyiş sonrası, listeler asılmış birkaç arkadaşımız hariç çoğumuz kazanmıştık.

Merdivenlerin sol köşesinde, babalardan biri duvara yaslanmış iki büklüm vaziyette, avucunun içine buruşturduğu bohça büyüklüğünde mendille hem gözyaşlarını siliyor hem de ağıt yakarak ağlıyordu.

Doğu şivesiyle dizlerine vuruyor, şöyle diyordu:

Gitti, gül gibi tarlamdaki öküzüm gitti, sabanımı çeken öküzümü sattım da harçlık edinerek, yol parası yaparak kızımı getirdim. Kızımı, eve geri götürecek otobüs param bile kalmadı!

Hiçbirimiz sınavı kazandığımıza sevinememiştik, koca dağ gibi adam hem kızının kazanamadığına hem de pul parasına sattığı öküzüne ağlıyordu. Hayatımda ilk kez, koca adamın hüngür hüngür ağlamasına şahit oluyordum. Herkes şaşkındı, “yok mu bir çaresi?” şeklinde bakışmalar gözlemliyordum.

Bize komşu ilçeden bir arkadaşımız, babası ile değil de abisi ile gelmişti. Adını, Mustafa olarak bildiğimiz, lise çağlarında görünüşlü delikanlı, çevik hareketlerle merdivenleri çıkarak ağlayan adamın koluna girdi. Bahçe duvarı dibine doğru götürerek teselli etmeye başladı, ama teselli ettikçe adam daha yüksek sesle ağlıyordu; hatta ağlamıyor böğürüyordu, desem daha doğru bir ifade olacak.

Okul müdürünün ve de öğretmenlerin lojmanları hemen okulun giriş duvarına yakın bölümde yer alıyordu. Büyük bir kamyon yanaşmış lojmandan boşaltılan eşyalar, kamyona yükleniyordu.

Okul müdürünün tayini çıkmış onun eşyalarını başka bir okul lojmanına gitmek üzere kamyona yükleniyor” dediler.

Arkadaşımızın abisi telaşla, okul müdürünü sordu “Eşyaları yüklenen kamyonun yanındaki adam” dediler. Hemen okul müdürünün yanına gitti, bir şeyler konuştu.

Tekrar yanımıza geri döndü, babalarımızın meraklı bakışlarını rahatlatmak adına, konuştuklarını bize aktarıyordu.

Genç delikanlı şöyle açıklıyordu:

Müdürün yanına gittim, Kars yöresinden gelen adamın, içler acısı durumunu aktardım. Müdür Bey’e şöyle bir açıklamada bulundum

Bu devirde, kız çocuğu için sabanını çeken öküzünü satabilen babanın elini değil, ayağını yıkayıp suyunu içerim. Benim kardeşim sınavı kazandı, ama “Ben annemi özlerim evime geri götür” diye ağlıyor. Kardeşimin yerine siz, o muhterem adamın kızını alınız. Benim ailem de o kadar zengin değil, ama kardeşimi bir yıl sonra tekrar sınava getirebilirim; dedim” dedi ve açıklamaya devam etti.

Müdürün bunlardan haberi yoktu, o da duruma kayıtsız kalamadı, çok üzüldü ve şöyle bir öneride bulundu

Kazanan kardeşinin yerine başka bir kız çocuğunu almak imkansız, olur mu öyle saçmalık? Yönetmelikte öyle bir açıklama zaten yok, kardeşinin geleceği de aynı ölçüde önemli; ama şöyle bir şey yapabilirseniz olabilir: Siz, baba ve kızını iki ay boyunca bir otele yerleştirin. Okula gündüzlü öğrenci alımında eksikliğimiz mevcut; iki ay boyunca, gündüzlü olarak kaydını yaparız. İki ay sonra, yatılı olarak yedekten alabiliriz” dedi, Müdür Bey, diyerek babalarımıza döndü:

Ben de, affınıza sığınarak, otele yerleştiririz, dedim. Destekleyeceğinizi düşünerek sizin adınıza da söz vermiş oldum; katkıda bulunur musunuz?” dedi. Genç delikanlının önerisi hemen memnuniyetle kabul gördü. Babalarımızdan, eşten dosttan, iki aylık otel parasını hazır edildi. Baba ve kızını, otele yerleştirdi liseli genç. Aradan iki hafta geçmişti ki, Karslı kız yatılı olarak aramıza katılmıştı bile. İki aylık otel parası da muhterem babaya harçlık olarak kalmıştı.

Dönüşünde, öküzünü geri alabildi mi bilinmez, ama kızına, aydınlık yolun kapıları açılmıştı; liseli gencin gayretleriyle.

Başka bir arkadaşımız da sınavı kazanmış ama hastaneden, okula giriş raporu olan “sağlam” raporunu, göz kusurundan dolayı alamamıştı. Nasıl başarmışsa (?) arkadaşımıza da “sağlam” raporu alımında yardımcı olmuş ve kaydını sağlamıştı.

Gözümüzün önünde, iki bireyin hayatına yön vermişti liseli genç.

Aradan yıllar geçecek ve ben, komşu kasabaya gelin olacaktım. Öğrenecektim ki kızını okutmak adına, tarladaki öküzünü satarak Erzurum’a gelen babaya yardım elini uzatan, kızın hayatına yön veren genç; sevgili eşimin hem komşusu hem de aile dostu, arkadaşı olarak karşıma çıkacaktı.

Hatta, ilçede hemen hemen herkesin, onun hakkında anlatacağı bir hikayesi olacaktı…

Bu hikayelerden birini de sevgili eşimden dinlemiştim:

Gençlik yıllarımızda, devre farkımız olsa da zaman zaman hem şehri olarak bir araya gelir, aktiviteler düzenlerdik.

Günlerden bir gün, arkadaşlar birleştik, sinemaya gidiyoruz. Tam vapurdan inmek üzere iken bir arkadaşımız, adamın biri ile kavgaya tutuştu tutuşacak:

Adamın cüssesi hepimizi katlar, bıyıklarını arkadaşımızın boğazına dolasa, oracıkta nefesini keser. Adam, çelimsiz arkadaşımıza, bir üflese, arkadaşımızı güverteden fırlatır. Bizim de o gün keyfimiz çok yerinde, kavga istemiyoruz. Mustafa, kavgaya karışmak üzere olan arkadaşımızın arkasına geçerek:

Hastaneye götürüyoruz, delidir” işaretini yaptı.

Koca cüsseli adam, birden bire kendini toparladı. Arkadaşımızın mutlak bir akıl hastası olduğunu düşünerek:

Affedersiniz, sizi ben yanlış anladım” diyerek özür diledi. Arkadaşımız şaşırdı, anlamsız bakışlarla bir adama, bir bize baktı; adam da çoktan kalabalığa karışmıştı…

Mustafa’nın zekice davranışı, bizi mutlak bir kavgadan kurtardı” demişti.

Kim bu delikanlı?” der gibi düşündüğünüzü biliyorum.

Bu delikanlı, liseden mezun olacak, Erzurum Üniversitesi‘ni de bitirecekti. Rize ilinin Ardeşen ilçesinden milletvekili olacak, Türkiye Büyük Millet Meclisi kabinesinde, on sekizinci dönem milletvekili, Mustafa Nazikoğlu olarak karşımıza çıkacaktı.

Sevgili eşimin hastalık süresince, fırsat bulunca ziyaretine gelmeyi hiç ihmal etmedi, gelemediği dönemlerde de telefonla aradı. Hatta, eşimden sonra da sevgili eşi Gülsüm Hanım’la “Evde rahatsız etmeyelim, dışarıda bir mekanda buluşalım”  önerisi gelmişti. Ben de, eşim adına gelen misafirlerimi evde ağırlamaktan gurur duyacağımı bildirmiştim.

Şimdilerde, kendisi de Hakk’ın rahmetine kavuştu.

Yemekte buluşmak kısmet olmadı, ama inanıyorum ki iki dost insan buluşmuşlardır.

Çok kişinin hayatının yönünü değiştirdi, çok kişinin koluna altın bileziğini taktı.

Kim bilir? Gittiği yerde de hayatının hiçbir döneminde, bir daha karşısına çıkamayan Karslı baba da tarladaki öküzü ile onu karşılamıştır.

Ruhları şad, mekanları Cennet olsun diliyorum.

Saygılarımla.

Melahat Erten Tekeşin.

Bu yazı için bir yorum yap..



*


        

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve imla kuralları ile yazılmamış yorumlar onaylanmamaktadır. Yazı ve yorumlar hiçbir şekilde sitemizin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Bunlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
                

Eser Ürküt   Eser ÜRKÜT   eser@egehaberleri.net

 

01 Ekim 2019

Kültür seviyeleri birbirlerinden farklı iki ailenin bir piknikte yollarının kesişmesinin eğlenceli hikayesi sizi ç... devamı

Melahat Erten Tekeşin

 

 

  Melahat Erten TEKEŞİN   melahattekesin@gmail.com

 

09 Ekim 2019

Orta öğretimden mezun olmuştuk; Erzurum Nenehatun Kız Öğretmen Okulu’na yatılı girebilmek adına, ilk adım olarak k... devamı

Zeren Dağdeviren

 

 

  Zeren DAĞDEVİREN   zeren@egehaberleri.net

 

Bazı insanlar vardır... Onlarla olmaktan mutlu olursunuz. Paylaştığınız her şeyin anlamı vardır. Nerede olursanız ... devamı

Hüseyin Bora Çelik

 

 

  Hüseyin Bora ÇELİK   hboracelik@gmail.com

 

26 Şubat 2019

Bir ırkın, bir etnik grubun sistemli bir şekilde yok edilmesini ifade eden soykırım (genodde) kavramı, pratik doğur... devamı

Mahmut Taylan Tüfek

 

 

  Mahmut Taylan TÜFEK   mtaylan.tufek@gmail.com

 

18 Nisan 2018

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ne kadar tanıyoruz bunu bilmeden onun hakkında yapılan konuşmalar doğru değildir. Benc... devamı

Süleyman Türkoğlu

 

 

  Süleyman TÜRKOĞLU   suleymanturkoglu333@gmail.com

 

23 Mayıs 2018

Küresel çetelerin çocuklarının yaptığı 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra Türk milletine sinsice dayatılan Neo ... devamı

Ekrem Örsoğlu

 

 

  Ekrem ÖRSOĞLU   zeus@egehaberleri.net

 

03 Kasım 2017

Karavan gezilerimden birisinde tanıdım Mehmet Özgül ve eşi Nurten’i, ikisi de doğa hayranı, doğayla bütünleşmeyi, h... devamı

 

Ege Haberleri

Son Yorumlar