Logo
Dark Light
Bumerang - Yazarkafe
Gülümseten Anılar
Bu yazı  1.149 kere görüntülenmiş olup, YAZARın kendi görüşlerini ifade eder...

Emekliliğimin ilk yıllarıydı, çocuklarımızın eğitimini tamamlamada yardımcı oluruz düşüncesiyle Ankara’ya taşınmıştık. Emeklilik sonrası bilmediğin bir şehre yerleşmek biraz cesaret ister, ama biz, biraz da zoru başarmayı seviyoruz ailece galiba.

İlk başta, taşındığımız dönemlerde, karamsarlığa düşmedik desem, doğrusunu söylememiş olurum. Şehri iyice tanımadan alelacele tuttuğumuz semtlerin bize göre olmadığını fark etmiş, mutsuzluğumuzun nedenini anlamıştık. Semt değişikliği yaparak Bahçelievler, ikinci caddenin tam Emekli Sandığı binasının yanında evimizi alarak yerleştik. Semt değişikliği, bize biraz daha iyi gelmişti.

Eş dost bulma telaşına girmiştik. Aile dostlarımızdan olan bir aile de aynı cesareti gösterip, emeklilik sonrası aynı şehre, aynı semte taşınmış, hatta bize komşu olmuşlardı.

Emeklilik günlerini daha avantajlı duruma getirmek adına, yeni bir mesleğe adımlarını atmışlardı. Karısı Müzeyyen Hanım’la birlikte, emlakçılık işine soyunmuşlardı. Bahçelievler semtinin en işlek caddesine olan Yedinci Cadde’nin en yakın sokağında dükkanlarını almışlardı.

Bizim gibi emeklilerin, de adeta uğrak yeri olmuştu. Müşteri yokluğunda, bizi görünce adeta kolumuzdan çekip dükkanının içerisine alıyorlardı. Biz bu dükkanı iki amaçla açtık: Müşteri bolluğunda satış yapar, kiraya verir, harçlık ediniriz; yokluğunda da eş dost ziyaretimize gelir, iki sohbetin belini kırarız diye düşündük dediler.

Hatta, Faik Terzioğlu, Öznur Pehlivanoğlu ve ben, komite kurmuş birlikte hareket ederek otel salonlarından birinde, ücret karşılığı bilet satarak kendi ücretleriyle ikramlarını karşılar, çay partileri, ve de hem şehri geceleri düzenlerdik.

Sevgili eşimin boş olduğu günlerde de “Hadi Yedinci Cadde’ye doğru bir yürüyelim, müşteri yoksa, Faik Beylere de uğrarız” derdi. Müşterinin olmadığı günlerde de iki arkadaşı baş başa bırakır, Müzeyyen’le sohbet fırsatı yaratır, künefe yemeğe giderdik. “Hizmet ayağımıza gelsin; onlar kazansın, bizler de keyfimizi sürelim, herkes evinde yerse onlar nasıl kazanacaklar” derdim.

Kış, iyice bastırmış ev alma, kiraya taşınma işleri kesatlaşmıştı. Sokakta, kimleri görmüşlerse “Sokakta gezmeyin, dükkanımızda kaloriferimiz boşuna yanmasın” esprisi ile gördüklerini davet etmişlerdi. İzzet ikram sonucunda keyfimiz de yerine gelmiş, koyu bir sohbetin zemini oluşmuştu. Her meslekten insan bulunuyordu, ama öğretmenler, hem konuşmayı çok severler, hem de, konu çocuklar olunca, anlatacak enteresan konular daima dağarcıklarının bir kenarında bulunurdu.

Dükkan sahibi Faik Bey, şöyle bir öneride bulunmuştu:

Arkadaşlar, biliyorsunuz, ben hem konuşmayı çok severim, hem de dinlemeyi; hadi, başımızdan geçen ilginç olayları birbirimize anlatalım” dedi.

Faik Bey:

Biz öğretmeniz, ders öğretir, kural öğretir, iyi insan olmayı öğretir” Art arda tüm öğretileri sıraladı.

Ama çocukların da bize öğretileri vardır, birinci olayımı anlatıyorum,” diyerek devam etti.

Yüksek köylerin birinde, öğretmenlik yapıyorum, afacan mı afacan, sevimli mi sevimli bir öğrencim vardı, adı Ali olsun, anca top oynasın, ama ödev yapmasın. Bir gün, yine ödevini yapmamıştı; çok kızdım. Yarın, bu çalışmadığın parçayı üç kez yazıp getireceksin” dedim.

Araya hafta sonu tatili girdi. Pazartesi günü, dersleri işliyorum; Ali’ye verdiğim ödevi kontrol etmeyi unuttum. Tam, son paydos zili çalmıştı;  herkes çantasını hazırlarken Ali çoktan hazırlanıp kapıya doğru yönelmişti bile.

Dur, bakalım Ali, seninle daha işimiz bitmedi; ödev olarak verdiğim üç kez kağıda yazma görevini yaptın mı?

Ali durdu, bir iki saniye sonra, gözünü örten, tozla bütünleşmiş sarı bukleli saçlarını, sağ eliyle, alnının kenarına çekti. Upuzun kirpiklerin arasından, mahcup, ama kararlı bir şekilde, mavi renkli gözlerini gözlerime dikti; yöresel şivesiyle:

Öğretmenum, onun bakma zemani şimdi geçti!

 “Birinci dersimi almıştım

İkinci olayım da şöyle olmuştu:

Yüksek öğretimi bitirip lisede öğretmenliğe başlamıştım. Tam kürsüde yoklamayı yapmıştım, kürsünün üç tarafı kapalı olduğundan, oturduğunuzda, öğrenciler belden aşağı bölümünüzü görmezler. Öğrencilerin önüne geçip dersi işlemeye başlayacağım sırada, öğrencinin biri heyecanla parmağını kaldırdı, sınıfı dolduran tok sesiyle:

Öğretmenim! Acele lavaboya gidebilir mıyım?” dedi.

Telaşından bağırsaklarının bozulduğunu düşündüm.

Elbette oğlum, heyecan yapmadan, hemen git” dedim.

Tam yanımdan geçerken iki avucuyla ağzını kulağıma yanaştırarak:

Öğretmenim! Sınıfa girerken fark ettim, pantolonunuzun fermuarı açıktı” Deyip acelesi varmış gibi sınıftan çıktı.

Şimdi, ben, bu öğrencimin nasıl hayatımı kurtardığını size anlatamam; genç öğretmenim ve sınıfın karşısına aynı vaziyette çıkacağımı bir düşünsenize!!!…

Ardı ardına, herkes bir şeyler anlatıyordu.

Sıra, bana gelmişti, bütün yüzler bana dönmüştü. “Hadi bakalım, biraz da seni dinleyelim; senin miniklerinden, çok malzeme çıkar

Yok dedim, bu kez, ben minikleri değil, de büyüklerin hikayelerini anlatacağım, deyip anlatmaya başladım:

Tam olarak yılını hatırlayamıyorum, ama olayları, bu günün tazeliğinde anlatabilirim. Öğretmenliğimin ilk yıllarına rastlar. Herhangi bir nedenle, ilkokulu bitirme şansını kaçıranlara fırsat yaratılmış kurslar takviyesi ile dersler öğretiliyor, yazılı ve sözlü sınav yapılarak başarılı olanlara ilkokul bitirme diplomaları verilecekti.

Müdürümüz, bana ve birkaç arkadaşıma rica etmiş kurslarda, kursiyerleri, konularına çalıştırıp belli bir süre içinde yetişmelerini sağlayacaktık. Yazılı ve sözlü sınavlarına alınacaklardı. Kurs öğretmenleri olduğumdan, jüri üyelerinden biri de ben olmuştum.

Yazılı sınav soruları, basılı olarak geliyor, yazılı öncesi, sınıfta açılıyor sorular tahtaya yazılıyordu. Yazılı sınav sorulardan biri, aynen şöyleydi:

İskeletin görevleri nelerdir?

Cevap:

İskelet, insanlarun enkazidur

Sıra sözlü sınavına gelmişti, ertesi gün de kursiyerler, sırayla teker teker sınava alınacaklardı.

Sınav öncesi, müdürümüz bizi, odasında topladı:

Arkadaşlar, fazla sıkıştırmayın, biraz esnek davranıp kolay sorular sorun da diplomalarını alsınlar. Biliyorsunuz, diploması olmayan insan, hiçbir resmi kuruluşta çalışamıyor, sokakları süpürmek için de diploma gerekiyor.

Hele, aralarında biri var ki, dün yoluma çıktı, adının Ahmet olduğunu söyledi:

Müdür Bey, benim altı tane çocuğum var, çobanlık yapıp süt ürünlerini pazarda satıyorum;  ama yeterli olmuyor. Diplomamı alırsam şoför olmak istiyorum; otobüs sahibi komşum olur, söz verdi; beni işe alacak. Çobanlıkta atak olduğum için kafam çalışmaz, ama reflekslerim çok kuvvetlidir.”

Kendi diliyle anlattı, anlatırken de beni çok eğlendirdi.

 “Tabii ki aynı özeni diğerlerine de göstereceğinizi biliyorum; hadi size kolay gelsin” Diyerek bizi uğurladı.

Sınav başlamıştı; birkaç kursiyer girmiş, sıra şoförlük ehliyeti almak isteyen Mehmet’e gelmişti.

Erkek arkadaşlarımdan biri, sırf kolay soru sormak adına:

Mehmet, İstanbul’u kim aldı?” dedi.

Mehmet, birdenbire şaşkınlık geçirir gibi oldu.

Aha ki senden duydum!

 Kim aldı?

Ben almadum!!!…

Kim aldı isa da eyyy, Allah belasını versun!!!…

Vallahi de ben olayları kovalamıyorum, olaylar beni buluyor; diyerek günü noktaladım.

Saygılarımla

Melahat Erten Tekeşin.  

Bu yazı için bir yorum yap..



*


        

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve imla kuralları ile yazılmamış yorumlar onaylanmamaktadır. Yazı ve yorumlar hiçbir şekilde sitemizin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Bunlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
                

Eser Ürküt   Eser ÜRKÜT   eser@egehaberleri.net

 

01 Ekim 2019

Kültür seviyeleri birbirlerinden farklı iki ailenin bir piknikte yollarının kesişmesinin eğlenceli hikayesi sizi ç... devamı

Melahat Erten Tekeşin

 

 

  Melahat Erten TEKEŞİN   melahattekesin@gmail.com

 

11 Kasım 2019

Öğretmenliğimin ilk yıllarına rastlar, Rize’nin Gündoğdu ilçesinde, Gündoğdu Merkez İlkokulu’nda üçüncü sınıfları ... devamı

Zeren Dağdeviren

 

 

  Zeren DAĞDEVİREN   zeren@egehaberleri.net

 

06 Kasım 2019

Sultan II. Abdülhamid Han tarafından yaptırılan ilk tıp okuludur. Yapımına 1894'de başlanmış ve 1903 yılında tamam... devamı

Hüseyin Bora Çelik

 

 

  Hüseyin Bora ÇELİK   hboracelik@gmail.com

 

30 Ekim 2019

“Şuur altı” sloganı ile her konuda akıl fikir yürüten Sigmund Freud der ki; “Atalarımız, milyonlarca yıl önce dört... devamı

Mahmut Taylan Tüfek

 

 

  Mahmut Taylan TÜFEK   mtaylan.tufek@gmail.com

 

18 Nisan 2018

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ne kadar tanıyoruz bunu bilmeden onun hakkında yapılan konuşmalar doğru değildir. Benc... devamı

Süleyman Türkoğlu

 

 

  Süleyman TÜRKOĞLU   suleymanturkoglu333@gmail.com

 

23 Mayıs 2018

Küresel çetelerin çocuklarının yaptığı 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra Türk milletine sinsice dayatılan Neo ... devamı

Ekrem Örsoğlu

 

 

  Ekrem ÖRSOĞLU   zeus@egehaberleri.net

 

11 Kasım 2019

Mustafa Kemal ATATÜRK, o yaşanılmış bir tarihtir. Öylesine bir tarihtir ki, inkârı silinmesi yok edilmesi veya yok... devamı

 

Ege Haberleri

Son Yorumlar