Logo
Dark Light
Bumerang - Yazarkafe
Doğa Tutkusu; Ölüme Uyanmak
Bu yazı  230 kere görüntülenmiş olup, YAZARın kendi görüşlerini ifade eder...

Ormanlarımdan bir dal kesenin başını keserim. Fatih Sultan Mehmet

Karavanda yaşadığım 5 yılı aşkın sürede değer verdiğim birçok karavan sevdalısı doğa tutkunu dostlarımla, paylaşımın en güzeli olan doğa sevgisinde buluşup, soluduğumuz havayı, günün güzelliğinde, güneşi rüzgârı yağmuru kar ile karıştırıp paylaştığımız oldu. Ortak tutkumuz aynı yerde birleşip, anlam kazanıyordu, o vaz geçilmez tutku doğa sevgisinden başka bir şey değildi.

O sevgi birlikteliğinde paylaşımlarıyla tanıdım Hülya Tenlik Doğançay’ı, doğru bulmadığı her gidişe dur diyebilme cesaretiyle doluydu. Ağustos ayının sıcak günlerinden biriydi, Hülya’nın sayfasında bir paylaşımı dikkatimi çekti, bir yabancı plakalı karavan resmi altında bir not; “yurt dışından geliyorlar, bizim karavancılardan tık yok”. Hülya’nın sitemini önce anlayamadım, sonrasında kendisiyle irtibata geçince, kendisinin Kaz Dağları’nda siyanürle altın arayan firmaya karşı, diğer Aktivist arkadaşlarla nöbette olduğunu öğrendim. Doğaseverliğiyle tanınan karavancı dostlarınaydı sitemi, bu nöbette karavancı dostları en önde yer tutmalıydı ama yoktular, yok olan doğada ne anlamı kalırdı karavancılığın.

Balıkesir İlinin şirin İlçesi Edremit bölgesinin kuzeyinde, Çanakkale İlinde Biga yarımadasına kadar uzanır Kaz Dağları. Kaz Dağlarının en önemli özelliği ise Alplerden sonra oksijen oranı en yüksek alanlardan biri olmasıdır, Kaz Dağlarının alt kısımları makilik olmasına karşın, yüksek kesimlerde Kestane Gürgen Kara Çam Kayın ve Meşe ağaçlarının zenginliğiyle karşılaşırsınız. Kaz Dağları bu bitki örtüsüyle, 800 farklı bitkinin yanı sıra hiçbir yerde bulunmayan Kaz Dağı Göknarını da sunar. Hem Deniz hem kara ikliminin özelliklerini taşıyan Kaz Dağları doğal güzelliğinin yanı sıra, Yunan mitolojisinde de önemli yeri vardır.

Bölgenin güzellikleri, özellikleri anlatmakla bitmez, bu gün böylesine güzel bir doğanın yok edilmesiyle karşı karşıya olduğumuzu biliyorsak, İnsan olarak fütursuz bir doğa katliamının karşısında durmak, İnsanlık görevinden başka ne olabilir ki?

Hülya telefonun diğer ucundan oldukça heyecanlı bir tonda Kaz Dağları’ndan sesleniyor; Kaz Dağları Su ve Vicdan nöbeti komisyonunun çağrısıyla geldim, burada gördüklerim karşısında bayılacak haldeydim, koca bir orman Siyanürle altın çıkarmak uğruna tıraşlanmış, bu katliamı yapanları da benim ülkemin Jandarması koruyor. Etkilenmemek elde değil, dünyada benzerine çok az rastlanan bir doğa harikasına sahibiz ama koruyamıyoruz.

Her yerinden su fışkıran ormanlarımızı öylesine tahrip etmişler ki, tahrip edilen o bölgedeki su kaynakları kullanılmaz hale gelmiş, doğa katliamcısı altın avcısı firma yetkilileri Kumarlar köyünden su almak için boru döşüyorlar ancak köy halkı su vermek taraftarı değil, ne olacak bilemiyorum bekliyoruz.

Balaban’da bir çeşme var, buradakiler bu çeşmeden bidonlarla su alıyor, siyanürle altın arama işi durdurulmazsa bu çeşmelerden ölüm akacağını biliyorlar. Yöre halkı adeta ikiye bölünmüş, “iş imkânı doğacak, yer altındaki madenin bize ne faydası olacak ki” diyenler de var, “bu günlere bu firmanın verdiği işle gelmedik” diyen yürekli köylüler de, firma yetkililerinin köylüyü ikna turları da eksik değil haliyle.

Özellikle gençlerimiz çok duyarlı, çadırını kapan Su ve Vicdan nöbetine geliyor, hepsi eğitimli aydın gençler. Geceleri ateş yakıp ısınıyor, türkülerle zaman geçiriyoruz, yılmaksızın bir mücadele, herkes elinden geldiğince bir şeyler yapıyor. Kimisi su taşıyor kimisi bulaşık yıkıyor el birliğiyle zorlukları aşabilmek, olan olmayanla bölüşüyor, Nazımın dediği gibi yârin yanağından gayri…

Siyanürle bu bölgede altın arayacak Canada şirketi öncelikle 3 bölge belirlemiş, Kirazlı Ağı Dağı Çam yurt işaretlenip projelendirilmiş, Bayramiç köylüleri tehlikenin boyutunun daha bir farkında, Çan hem Termik santral hem de Alamosun Ağı Dağı projesiyle mücadele ediyor. Bazı kaynaklardan bilgiler alıyoruz, halkı ikna etmesi için yöredeki etkin kişileri maaşa bağlamışlar. Burada ülkemin birçok yerinde olduğu gibi, doğa katliamı yapılıyor ancak sorumluluktan kaçmak isteyen bazı kesimler buradaki su ve vicdan nöbetini siyasete bağlayarak ilgisiz kalabiliyorlar, bu durum da beni çok üzüyor.

Orada bir Fazıl Say konseri düzenlendi, o dağlar için bir de parça bestelenmişti büyük bir konserdi, ses getirmiştir sanırım” sorusu üzerine Hülyanın cevabı şöyle oldu; Konser sırasında ben orada değildim, ses duyurma anlamında faydası oldu ancak bu bölgede siyanürle altın arama işi bu konserle sonlandırıldığı algısı yaratıldı. Burada neler olduğunun önemi kayboldu diyebilirim. Sadece konser için buraya gelenler oldu, onlar da konser bitimiyle her şeyi unuttu, geride bıraktıkları çöpleri kalmıştı.

Anlatmadan geçemeyeceğim, Kirazlı halkının Aktivist arkadaşlara çok yardımları oldu, yemek yapıp getirdiler, yöresel reçeller kasa kasa meyveler gönderdiler, Çırpılar Çavuşlu Serhat köyleri adeta seferber olmuştu. Füsun Kayra muazzam bir kadın, yemekler yapıp dağıtıyordu, yardımlaşmayla 500 kişilik aşure yapıp dağıttılar, beslenme de var olma savaşının bir parçası değil mi, önemli katkıları oldu, şimdilerde belediye de desteğini çekmiş, seyyar tuvalet vardı onu da kaldırmışlar, yani yaşam iyice zorlaştı Kaz Dağlarında.

Halen 35–40 arkadaşımız orada, siyanürle altın arama firması ağaç kesim çalışmasını sürdürüyor, pasif eylemlerle ses duyurma çabaları da sonuç vermiyor. Gözlerimizin önünde yapılan bir doğa katliamı, beni üzen, anlam veremediğim de bu katliamı ülkemin Jandarmasının önünde bir Canada şirketinin yapması.

Hülya tüm insani duygularıyla oradaydı, sitem dolu kelimeleri kulağımda patlarken, aklımdan geçenleri duymak istemezsiniz, hani hep deriz ya, “yurdumun bir karış toprağına göz dikenin, gözlerini oyarım” dedelerimizin kanlarıyla sulanmış bu topraklar şimdi hangi harp haliyle onlara teslim edilmiş? Memedim ah benim Memedim, eli nasırlı ananın oğlu Memedim, elindeki silahın bedeli bastığın topraktan olan Memedim, toprağımıza göz dikenden olmuş hallerin, süngün bana doğrulmuş düşman kim bilemedin.

Türkiye’de şimdilik siyanürle altın arama işi 3 projeyle Kaz dağlarında Canada’lı Almos şirketi tarafından sürdürülmekte, bu çalışmalarda 4500 Ton Siyanür kullanılacağı hesaplanmaktadır. Ülkemizin su kaynaklarını kısmen kurutacak, bölgede Ekolojik dengeyi bozacak 534 HES projesinin yanı sıra, kömür ve linyit yakıtlı 62 faal termik santral mevcuttur. 9 termik santralin inşaatı sürmekteyken, 20 adet proje ise lisans ve planlama sürecinde olup, yaklaşık 40 adet santral Çanakkale 8, Maraş 5, Adana 6, Kütahya 4 olmak üzere bu illerde yoğunlaştırılmıştır.

Ya siz kimsiniz bir anlatın da bilelim; Bakın Fatih Sultan Mehmetbir dal için baş keserim” diyor, elin gâvuru toptan ormanımızı kesiyor, yetmiyor siyanürle insanları zehirliyorlar hiç birinizden ses yok, gücünüz karavanla orman arazisinde kamp yapan bir emekli adama mı yetti, doğa intikamını elbet alacak ancak, insan yaptı diye alacak, bunun bedelini de insanlık ödeyecek.

Sevgi ve düşüncelerinizi paylaşarak çoğaltmak için bana iletilerinizi göndermeyi sürdürün, inanıyorum ki, paylaşarak çoğaltacağımız o sevginin aydınlatacağı bu yolda bizler mutlu olacağız. Ekrem ÖRSOĞLU Yazımın hazırlanmasında anlatımlarıyla, kaynak bilgileriyle katkı sağlayan sevgili Hülya’ya, doğa dostu Celal Yalçın hocamıza teşekkürlerimi iletirim.

2 yorum
  • avatar Önder Öncü
    05 Kasım 2019
    #1

    Öncelikle kalemine yüreğine sağlık,
    Sürekli olarak karavanda yaşayan çift olarak bu doğa katliamı, paragöz doyumsuz timsahgözyaşları ile koltuklara adeta yapışan bürokrat ve hükümetin, bir vatan sevgisi, insan doğa sevdası in yaşayanları asla hafife alma asın naçizane öneririm.
    Bu Ülke nin sahipleri Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarıdır, bilmeyen öğrenecek.

  • avatar Özcan ŞENGÜL
    05 Kasım 2019
    #2

    Çok güzel bir çevrecilik yazısı, vatanı sevmek, milliyetćilik slagon atarak olmuyor, memleketinin varliklarininin talan edilmesine engel olabilmek en büyük milliyetçilik tir, sizin sahsinizda Hülya hanımı ve tüm duyarlı doğa severlere teşekkür ederim, bu görev aslında hepimizin, katılmamış olmanın üzüntüsünü yaşıyorum.




*


        

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve imla kuralları ile yazılmamış yorumlar onaylanmamaktadır. Yazı ve yorumlar hiçbir şekilde sitemizin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Bunlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
                

Eser Ürküt   Eser ÜRKÜT   eser@egehaberleri.net

 

01 Ekim 2019

Kültür seviyeleri birbirlerinden farklı iki ailenin bir piknikte yollarının kesişmesinin eğlenceli hikayesi sizi ç... devamı

Melahat Erten Tekeşin

 

 

  Melahat Erten TEKEŞİN   melahattekesin@gmail.com

 

11 Kasım 2019

Öğretmenliğimin ilk yıllarına rastlar, Rize’nin Gündoğdu ilçesinde, Gündoğdu Merkez İlkokulu’nda üçüncü sınıfları ... devamı

Zeren Dağdeviren

 

 

  Zeren DAĞDEVİREN   zeren@egehaberleri.net

 

06 Kasım 2019

Sultan II. Abdülhamid Han tarafından yaptırılan ilk tıp okuludur. Yapımına 1894'de başlanmış ve 1903 yılında tamam... devamı

Hüseyin Bora Çelik

 

 

  Hüseyin Bora ÇELİK   hboracelik@gmail.com

 

30 Ekim 2019

“Şuur altı” sloganı ile her konuda akıl fikir yürüten Sigmund Freud der ki; “Atalarımız, milyonlarca yıl önce dört... devamı

Mahmut Taylan Tüfek

 

 

  Mahmut Taylan TÜFEK   mtaylan.tufek@gmail.com

 

18 Nisan 2018

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ne kadar tanıyoruz bunu bilmeden onun hakkında yapılan konuşmalar doğru değildir. Benc... devamı

Süleyman Türkoğlu

 

 

  Süleyman TÜRKOĞLU   suleymanturkoglu333@gmail.com

 

23 Mayıs 2018

Küresel çetelerin çocuklarının yaptığı 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra Türk milletine sinsice dayatılan Neo ... devamı

Ekrem Örsoğlu

 

 

  Ekrem ÖRSOĞLU   zeus@egehaberleri.net

 

11 Kasım 2019

Mustafa Kemal ATATÜRK, o yaşanılmış bir tarihtir. Öylesine bir tarihtir ki, inkârı silinmesi yok edilmesi veya yok... devamı

 

Ege Haberleri

Son Yorumlar