Logo
Dark Light
Bumerang - Yazarkafe
Haydi Pikniğe Gidiyoruz!
Bu yazı  1.000 kere görüntülenmiş olup, YAZARın kendi görüşlerini ifade eder...

Öğretmenliğimin ilk yıllarına rastlar, Rize’nin Gündoğdu ilçesinde, Gündoğdu Merkez İlkokulu’nda üçüncü sınıfları okutuyordum. İlkbahar gelmiş, her taraf yemyeşil olmuştu. Baharla birlikte çocuklarımızın içlerinde kelebekler uçuşuyor, “kabına sığamıyor” misali dolaşıyorlardı.

Okulumuz denizin kıyısında,  Rize-Artvin karayolu üzerinde yer alıyordu. Öğretmenler odasında, uzunlamasına dikdörtgen şeklinde, on on beş öğretmenin çevresinde rahatça oturabileceği bir masanın etrafında yerlerimizi almıştık. Müdürümüzün ayrı bir odası yoktu. Öğretmenler masasının karşısında, rahatça öğretmenleri görebileceği biçimde, pencerenin sol duvar kenarında tek kişilik, daha çok kürsüye andıracak bir masada arkası duvara, yüzü bize dönük oturuyordu.

Gelen baharla birlikte, öğrencilerimizde de, bizde de bir kıpırdama başlamıştı. O gün Ziya Bey nöbetçi öğretmen olması sıfatıyla,  okulun bahçesinde öğrencilerin arasında, görevi gereği çocukları gözlemliyordu. Birinci zil öğrencilerin sınıfa yerleşme ziliydi; öğretmenler için çalınacak ikinci zile on dakikamız olurdu. Ziya Bey,  öğrencileri sınıfa yerleştirmiş, öğretmenler odasına gelmişti.

Arkadaşlar; çocuklar kıpır kıpır, onları pikniğe götürme vakti geldi,” demişti.  Hepimiz bu fikri çok iyi bulmuş, uzun teneffüste bunları konuşalım deyip sınıfımıza girmiştik.

Ders bitiminin hemen ardından, uzun taneffüs olan, yirmi dakikalık zaman diliminde, öğretmenler masasının etrafında toplanmış, piknik yerini tartışıyorduk. Gidilebilecek belli yerler öneriliyordu. Benim çevreyi hem çok bilmediğim hem de daha mesleğimde acemi olduğumdan yapılan açıklamaları pür dikkat dinliyordum. Münevver öğretmen, okulun kıdemli öğretmenlerindendi.

Arkadaşlar, bence en güzel piknik yeri olarak Askaroz Düzlüğü olabilir. Gençlerin futbol oynadıkları, çevredeki okulların tercih ettikleri yer” açıklamasında bulunmuştu. Okul müdürümüz Fuat Arıcı: “Madem Askaroz Düzlüğü’ne gideceksiniz birinci ve ikinci sınıflar okulda kalsın. Yol çok uzak, çok yorulurlar, üçüncü dördüncü ve beşinci sınıflar gitsin. Her sınıftan zaten ikişer şube var, siz yol güzergahını ve planlarınızı yapın, ben imzalarım, yalnız bu aralar hava çok güzel, yoldan giderseniz araba tehlikesi olabilir. Deniz kıyısından gitmek biraz yorucu ama deniz sakin olunca hiçbir tehlikesi yok bence” açıklamasını yapmıştı.

Yol güzergahımız belirginleşti, deniz kıyısından gidiş-dönüş, piknik yerindeki oyun düzeni, hangi oyunları oynatacağımız hususunda planlarımızı yapmıştık. Ender bulduğumuz güneşli havayı da yakalamışken değerlendireceğimiz hevesiyle sınıflarımıza girdik.

Ben o yıl, üçüncü sınıfı okutuyordum. Sınıfımda, adı Ayşe olsun, çocukluğunda, çocuk felci geçiren fıkır fıkır şirin mi şirin bir öğrencim mevcuttu.  Yürürken sağ ayağıyla yarım daire şekli çizerek adımlarını atıyordu. Ertesi günü pikniğe gideceğimizi, iki kilometrelik yolu gidip geleceğimizi, çok yorucu olacağını falan anlattım. Ayşe’nin oturduğu tarafa, içimin burukluğundan hiç bakmıyordum. Çocuklar büyük bir coşkuyla ve heyecanla, beni dinlemişlerdi. İçlerinde en çığlık atarak sevincini belli eden de Ayşe’ydi. Bu dünya tatlısı kızımı da, ailesi özel olarak getirir diye düşünmüştüm. Babası çay fabrikasında muhasebeci, annesi de terzilik yaparak aileye katkıda bulunuyorlardı. Maddi durumdan bir sorunları yok diye içimden geçiriyordum. Nasılsa okula geliş gidişlerinde de fabrikaya ait bir vasıta getiriyordu. O yıllarda her ailede bir vasıta fikri bize “Ütopya” kadar uzaktı. Koca ilçede aile başı vasıtanın bulunması, bir elin parmaklarını geçmezdi.

Ertesi gün okula gittiğimde: Sınıfımın, birkaç basamak çıkılarak girilen kapı girişinde,  saçlarını iki tarafından kurdelelemiş, kolunda kocaman piknik sepetiyle, heyecan ve sevgi dolu Ayşe’m beni bekliyordu:

Öğretmenim, annem sepetimi çok güzel hazırladı

Eyvah! Ben şimdi ne yapacaktım?

Çocuğu, evine geri gönderemezdim, buna imkan yoktu, dünyasını yıkamazdım! Geziyi iptal edersem de bütün sınıfa haksızlık olacaktı, bunu da hiç yapamazdım.  Hayatımda bu kadar hızlı düşündüğüm az olmuştur. Sessizliğe geçmiş, düşünmeye başlamıştım.

Öğrencilik yaşamım sporla geçtiğinden gücüm kuvvetim yerindeydi. Çocuklara çantamı tutturur, ara sıra da büyük çocukların sırtına veririm.

Yok yok! Erkek öğrencilerin sırtına kız çocuğunu veremem! ben,  kendim, kimseye vermeden taşırım… Yaparım, yaparım!

Beynimi hızlıca çalıştırırken, bir taraftan da çocuklarımı sıralara diziyordum. Ayrıca bir kızım daha var, hafif aksıyor, adı Fatma olsun, durumu daha iyi kendini kurtarır diye kendimi teselli ettim.

Ayşe, sen sırtıma çık, kollarını boynuma dola”. Ayşe’nin piknik sepetini çocukların birine verdim. Benim çantamı da başka bir çocuğa. Ayşe sırtımda deniz kenarındaki koca koca taşların üzerinden, zaman zaman da çakıl taşları üzerinden yürüyerek gidiyoruz, ara sıra da hafif aksayan Fatma’ya bakıyorum, nefesi kesilmiş durumda: “Öğretmenim biraz da beni taşısaydın” der gibi mahsun mahsun bakıyor. İçim acıyor ama gözlerimi ondan kaçırıyorum. mola verip dinleniyoruz.

Ayşe de; “Öğretmenim çok yoruldun, ben yürürüm” Sırtımdan indirmiş denemeye kalkmıştım ama ayağı taşa takılmış, düşerken zor yakalamıştım. Piknik alanına varınca, Fatma aksak yürüdüğünden perişan olmuş, ben de, sırtımda Ayşe’yi taşıdığımdan, sırılsıklam olmuştum. 

Üzerimdeki elbise terden sırılsıklam olmuş, hiçbir yerinde kuru bir yer kalmamıştı.

Arkadaşlarım, çocuklarımın yere sermek üzere getirdikleri piknik bohçalarını sırtıma, ıslaklığımın giderilmesi için kullanmışlardı. Bir iki saat içinde üstüm başım kurumuş, yorgunluğun da geçmişti.

Dönüş yolunda da aynı serüven devam etmişti. Okula vardığınızda Ayşe’yi almak üzere bekleyen babasına, diğer çocukları da ebeveynlerine teslim etmiştim

Ertesi gün okula gittiğimde: Ayşe’nin annesini beni beklerken bulmuştum. Kollarını açarak hem sarılıyor hem de anlatmaya başlamıştı:

Hoca Hanım, o kadar heyecanla pikniğe gideceğine kendini hazırlamıştı ki, durdurmaya çalışamadım, fabrika arabası da tamirdeydi, nasılsa öğretmen bir yolunu bulur geri çevirir,  diye düşündüm” demişti.

Öğrencimin annesinin söylediklerini şaşkın şaşkın dinliyor, kulaklarıma inanamamıştım. İçimdeki fırtınaları, derin nefes alarak dindiriyordum. Karşımdaki velimdi ve ne söylerse söylesin sesimin tonu yükselmemeliydi, öyle ulursa da ikimiz kaybeder olan çocuğa olur, etkilenirdi.

Ne kadar suskunluğum devam etti bilemiyorum.

Hanımefendi, siz bir şey unutuyorsunuz; sizin çocuklarınız okula gelince bizim evlatlarımız olur, nasıl geri çevireceğimi düşündünüz?” demiştim. Söylediklerim karşısında hafif şaşkınlık geçirdikten sonra, boynuma sarılarak özür dilemiş, birbirimize sarılarak birkaç dakika kala kalmıştık…

Aradan birkaç yıl geçmişti. Ardeşen pazarında alışveriş yaparken aynı sınıfta öğrencim olan Necla’nın annesine rastlamıştım. Boynuma sarılarak: “Sizin adresinizi kaybetmiştik ne olursunuz, Necla her zaman sizi rüyasında görüyor; ben sizi evime davet ediyorum, çocuğum sizi bir görsün ne olur, ne olur!” Allah yalvarmasını yapmış, mecburen kabul etmiştim.

İki üç gün sonra birkaç yakınımı da alarak Necla’nın evine gitmiştik.

İkram sonrası: “Öğretmenim” diye başlamıştı. Geçmişteki piknik olayını benim bile hatırlayamadığım ayrıntıları teker teker hatırlayarak anlatmıştı. 

Necla, çok güzel resim yapan, sessiz, sakin bir çocuktu. Bu denli detayları hatırlayacağını, hiçbir ayrıntıyı kaçırmayacağını tahmin edememiştim. “Meğer, çocukların gözlerinden hiçbir şey kaçmıyormuş” kanaatine varmıştım.

Necla anlatmaya devam etmişti: “Öğretmenim, bu olaydan sonra yatağıma yattığım zaman, sizin melek olabileceğinizi düşünüyordum; hatta balkonumuza kuşlar gelip konduklarında, sizin melek olup, kuş kılığına girmiş olabileceğiniz ihtimalini bile düşünüyordum” demişti.

Yanındakiler bu anlatılanlara hayretle dinliyorlardı, benim de ruhum okşanmış, i̇çim coşmuş, gözlerim dolmuştu. Omuzlarıma yüklenen sorumluluk, beni dehşete düşürüyordu.

Öğrencilerim beni hangi gözle, hangi açıdan inceliyorlardı. Öyle bir sorumluluk yükü binmişti ki omuzlarıma! “Hata yapma şansın yok! Bunu hiç unutma!” dedim içimden.

Saygılarımla. Melahat Erten Tekeşin

1 yorum
  • avatar Can
    13 Kasım 2019
    #1

    Melahat hocam yazılarınızı okumak müthiş keyifli sizin gibi harika bir insani tanimak ayrı bir mutluluk ,sevgiler kalbi güzel insan




*


        

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve imla kuralları ile yazılmamış yorumlar onaylanmamaktadır. Yazı ve yorumlar hiçbir şekilde sitemizin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Bunlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
                

Eser Ürküt   Eser ÜRKÜT   eser@egehaberleri.net

 

01 Ekim 2019

Kültür seviyeleri birbirlerinden farklı iki ailenin bir piknikte yollarının kesişmesinin eğlenceli hikayesi sizi ç... devamı

Melahat Erten Tekeşin

 

 

  Melahat Erten TEKEŞİN   melahattekesin@gmail.com

 

25 Kasım 2019

“Çocuk yaşta kaybetmiştim annemi” diye söze başlamıştı Ali, hikayesini dinliyoruz: “Annemin sıcak kucağından, kade... devamı

Zeren Dağdeviren

 

 

  Zeren DAĞDEVİREN   zeren@egehaberleri.net

 

06 Kasım 2019

Sultan II. Abdülhamid Han tarafından yaptırılan ilk tıp okuludur. Yapımına 1894'de başlanmış ve 1903 yılında tamam... devamı

Hüseyin Bora Çelik

 

 

  Hüseyin Bora ÇELİK   hboracelik@gmail.com

 

01 Aralık 2019

Evet yanlış duymadınız, proje çocuk! Kendi hayallerini, istek ve arzularını yerine getiremeyen anne babalar, bu is... devamı

Mahmut Taylan Tüfek

 

 

  Mahmut Taylan TÜFEK   mtaylan.tufek@gmail.com

 

18 Nisan 2018

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ne kadar tanıyoruz bunu bilmeden onun hakkında yapılan konuşmalar doğru değildir. Benc... devamı

Süleyman Türkoğlu

 

 

  Süleyman TÜRKOĞLU   suleymanturkoglu333@gmail.com

 

23 Mayıs 2018

Küresel çetelerin çocuklarının yaptığı 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra Türk milletine sinsice dayatılan Neo ... devamı

Ekrem Örsoğlu

 

 

  Ekrem ÖRSOĞLU   zeus@egehaberleri.net

 

26 Kasım 2019

İstesek de istemesek de kendimizi öyle bir yaşamın içerisinde bulduk ki, artık günlük yaşananların takibinde bile ... devamı

 

Ege Haberleri

Son Yorumlar