Logo
Dark Light
Bumerang - Yazarkafe
Ah annem ah!
Bu yazı  834 kere görüntülenmiş olup, YAZARın kendi görüşlerini ifade eder...

Çocuk yaşta kaybetmiştim annemi” diye söze başlamıştı Ali, hikayesini dinliyoruz: “Annemin sıcak kucağından, kader beni iskemle tepelerinde, korunmasız bırakmıştı! Ağabeyim, babam ve ben şimdi ne yapacaktık?

Babam gençti, evlenmesi gerekiyordu; kendine uygun bir eş almış evimize, yeni bir anne gelmişti. İlk günler, güllük gülistanlıktı her şey, yeni annemiz bize çok sevecen davranıyor; neredeyse annemizi aratmıyordu desem yeridir.

Yeni anneden de ailemize, yeni üyeler dahil olmaya başlamıştı. En küçük kardeşimiz iki yaşını doldurmadan, yeni bir kardeş daha dahil oluyordu ailemize. Kardeş sayısı altıya çıkmıştı. Bizim yaşımız ilerliyor, beslenme ihtiyacı, her geçen gün daha kendini hissettiriyordu.

Babam işsiz, dededen kalma araziler de bizi beslemeye yetmiyordu. Yeni annemizin, bahçeleri belleyip ürün alması gerekiyordu. Büyük kardeşlere, küçük kardeşler emanet edilip annem bağ bahçe işlerine koşuyordu.

Ahırdaki üç ineğin sorumluluğunu ağabeyim üslenmişti. Yeni annemiz, sabahın erken saatlerinde süt sağım işlerini bitirdikten sonra ağabeyimi uyandırırdı. Ağabeyime babamın eski gömleklerinden kenarlarını kıvırarak yaptığı bohça büyüklüğündeki parçaya mısır ekmeğini yerleştirirdi. Yanına da odun sobasının üzerinde demir çubuklara asılarak kurutulan yumurta büyüklüğündeki lor peynirlerinden, dörtte bir bölümünü keserek ekmeğin yanına koyardı.

Biliyorsun evde, daha doyacak bir sürü boğaz var, peyniri dilinle yaladıktan sonra ekmeği ısırırsan peynir sana gün boyunca yetecek” der, yollardı. Ağabeyim, daha delikanlılık çağına gelmeden baba sorumluluğunu yüklenmiş gibiydi. Sabahın alaca karanlığında ineklerini alır, köyümüzün en tepesindeki, kamu arazilerinde ineklerin karınlarını doyurur, akan sulardan sularını içirir akşam karanlığında eve dönerdi.

Babama gelince: Sanki, bu kalabalık ailenin reisi değilmiş gibi, sorumsuzca davranırdı. Follukta, iki üç tavuğun seyrek yumurtladığı yumurtalardan alır, atmacayı yakalamada av olarak kullanacağı kuşuna yedirmek üzere kaynatırdı.

Bir sabah uyanınca, babamı elinde kuşla bulmuştuk; keyfini yerinde görünce, bütün kardeşler etrafında toplanmıştık. Bize anlatmaya başladı: “Ben şimdi bu kuşun görüş alanını daraltmak için göz kapaklarının üzerine, bal mumunu yapıştırıcı ile yapıştıracağım; gökyüzünü göremeyecek, sadece alt yüzeyleri görecek, yiyeceklerini yiyebilecek

Fındık ağacından, kalınca ve düzgünce bir çubuk keserek önce kabuklarını yonttu; sonra da bir ucunun bir iki santim gerisini bıçakla oyarak yuvarlak oyuk meydana getirdi. Kuşun göz kapaklarının üst kısmına kapak yerleştirdi. İki üç metre uzunluğundaki ipi, kuşun bir ayağına, diğer ucunu da çubuğun, çukurlaştırdığı bölüme bağladı.

Şimdi ben bu kuşu, dağlara çıkıp en yüksek bulduğum ağacın tepesine çıkarak çubuğuyla bağlayacağım. Kuş ayağına bağlanan ip uzunluğu kadar uçacak. Ağacın, kuşun uçuş mesafesinin ön bölümüne de ördüğüm ağı gereceğim. Atmaca, kuşu yakalamanın keyfi ile gelirken ağı göremeyecek, yakalanacak. Ben de pazara götürüp meraklılarına satacağım, size yiyecek alacağım” diyerek keyfine, böyle bir kılıf uydurmuştu.

Atmaca dediğin öyle kolay yakalanmazdı, üstelik meraklıları, aynı keyfi, kendileri yakalayarak yaşamak isterlerdi. Kasabada öyle alıcı bulmak da bir elin parmağını geçmezdi. Bana gelince: Gençlik öncesi çocukluğumu yaşıyordum. İştah tavanda, evde ne var ne yok öncelik kardeşlerimin olurdu.

Kardeşlerin küçük, tabağını süpürme hemencecik” derdi üvey annem. “Annem olsaydı?” demeye başlamıştım. Sofradan tok kalktığımı hatırlayamıyorum, tencerenin sıyrılan bölümleri, hep benim olurdu.

Beş yüz metre mesafede, bir arkadaşımın evi vardı. Arkadaşım bize uğrayınca durumumu gözlemleyip içten içe üzülürdü. Oyun sonrası ayrılırken hep tembih ederdi: “Yarın bize uğra, falan saatte biz kahvaltı yapacağız. Seni görünce, annem sofraya oturtmadan bizim yememize asla müsaade etmez” derdi.

Arkadaşımızla nadir küslük yaşadığımız günler hariç, kahvaltı öncesi ben hep onların kapısı önünde oynardım. Arkadaşımın annesinin seslenişini duyardım: “Ali gelmiştir, avluya bir bakın

Dışarda akan suya gönderir, elimi yüzümü yıkatır sileceğim havluyu bile verirdi. Şimdi size özel bir itirafta bulunmak istiyorum:

Çevre bostanlıklarda salatalık domates ne görürsem gizlice girer alelacele koparırken köklerine de zarar verirdim. Mutlaka yoldan geçen birileri beni görür, bostan sahibine şikayet ederlerdi. Her vukuatımda kapımıza bir komşu hışımla gelirdi:

Ali salatalık bostanımı mahvetti, ayakları ile çiğnemiş emeklerim mahvoldu!

Ali domates tarlamı çiğnedi!

Ali yeni aşıladığım elma ağacını kırdı!

Mandalinanın dallarını kırdı!

Vs vs

Üvey annemin de hakkını vermek gerekir, iyi terbiye almış bir aileden, durum ona ağır geliyor. Her vukuatımdan sonra arkadaşımın annesi Ayşe teyzeme, göğüs kafesini döve döve, yüzü domates gibi kızarmış vaziyette giderdi. Ayşe teyze, aynı zamanda rahmetli annemin de çok kıymetli dostuydu. Ne yapar eder üvey annemi rahatlatırdı.

Bir ara beni çocuk yetiştirme yurduna verdiler, altı ay sonra, bir yolunu bularak evime geri döndüm. En çok da komşu Ayşe teyzemi ve arkadaşımı özlediğini söyleyebilirim. Komşu bostanlarından, salatalık, domates, mısır, portakal aşırmalarım neredeyse delikanlılık çağıma kadar devam etti.

Bir gün çok sevdiğim komşu teyzemin kümesinden tavuk aşırmayı aklıma koymuştum. Yakalanırsam da arkadaşımın ismini vererek müsaade ettiğini söyleyecektim. Nasılsa arkadaşımın beni ele vermeyeceğini biliyordum.

Bütün planlarımı yaparak kimsenin olmadığı bir zaman dilimini kollayarak, canım arkadaşımın kümesinden, neredeyse beni yılın her günü çocukları gibi gören komşu, Ayşe teyzemin kümesinden tavuğu çalıp evime götürmüştüm.

Üvey annem sorunca da komşu teyzemin adını vererek hediye ettiğini söyledim. Nasılsa ortaya çıkmaz diye düşünmüştüm. Komşu evinde tavuğun eksikliği fark edilmiş tilkinin kaçırdığı düşünülmüş ya da köpeklerden biri suçlu ilan edilmişti.

Her sabah, yumurta bulurum umuduyla folluğu kontrol ediyor elim boş dönüyordum. Bostan vukuatlarını işlediğim günlerden birinde, komşular şikayete gelmişler üvey annemi çıldırtmışlardı.

Her zamanki gibi komşu teyzemim evine apar topar gitmişti. Laf arasında : “Senin hediye ettiğin tavuk” diye söze başlamış tavuğun adresi belli olmuştu. Komşu teyzem hiç bozuntuya vermeden dinlemiş.

Her zamanki gibi komşu teyzem, benden bahsetmeden rahatlatmış eve dönmesini başarmıştı.

Üvey annem: “Ayşe teyzen seninle konuşmak istiyor, evde kimse yokken bir konuşayım dedi” diyerek canım Ayşe teyzemin ricasını bana iletmişti.

Üvey annemin lafını ikiletmeden Ayşe teyzemin evine kısa sürede varmıştım. Ayşe teyzem, lafı fazla dolandırmadan:

Sizin kümesteki yabancı tavuk yumurtlamıyor, şimdi tavukları yemlerken en fazla yumurtlayan tavuğu sana işaret edeceğim, onu yakalayıp evine götür; sizdekini de bana geri getir, boşuna yemlerinize ortak olmasın” dedi.

Utanç mı desem, mutluluk mu desem, şaşkınlık mı desem bilemiyorum; hepsinin karışımı vardı üzerimde. Ayşe teyzem hem torbasının içindeki tavuk yemlerini avlunun ortasına saçıyor hem de tavukları çağırıyordu. Nereden duymuşlardı bilemiyorum; avlunun ortası renk renk tavuklarla, horozlarla dolmuştu.

En kırmızı en semiz olanını işaret etti:

Bunları yeni aldık, cinsleri farklı hem kırmızı renkli yumurtaları var hem de her gün yumurtluyorlar” Tek hamlede yakaladım.

Şimdi bu tavuğu evine götür, sizdeki yumurtlamayan tavuğu bana geri getir” Dakikalar içinde kucakladığım tavuğu kendi kümesimize bıraktım; evdeki önceden çaldığım pilici gerisin geriye Ayşe teyzemin evine bıraktım.

Ayşe teyzem bir iskemleye oturdu, bana da işaret ederek yanına oturmamı istedi:

Bak oğlum, sana bir tavuk daha vereceğim. Bostanımdan yer gösterip salatalık ve domatesleri rahatça korkmadan toplayacaksın, portakal, elma ağacından istediğin kadar kadar toplayacaksın. Başka hiç kimsenin bağına, bahçesine başını bile çevirip bakmayacaksın” dedi.

Tavukları yemledi, aynı işlemle en semiz, en fazla yumurtlayan tavuğu yakaladım; sevinçle evime götürdüm.

Her sabah folluğa, iki kırmızı yumurta bırakıyorlardı. Bir kumandan edasıyla, folluktan aldığım yumurtaları, kardeşlerimi sıraya koymuş her sabah kendim bile yemeden onlara paylaşıyordum. Ayşe teyzem, bir sihirbazdı…

Yanına alıp konuşma yaptıktan sonra, ne onun bahçesine ne de başka bir bahçeye yan gözle bile bakmadım. Şimdi benim çocuklarım, gelinlerim, torunlarım var; sen hikayemi yaz da yerimi yurdumu bildirme emi?” diyerek bitirmişti Ali hikayesini.

Saygılarımla, Melahat Erten Tekeşin.

Bu yazı için bir yorum yap..



*


        

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve imla kuralları ile yazılmamış yorumlar onaylanmamaktadır. Yazı ve yorumlar hiçbir şekilde sitemizin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Bunlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
                

Eser Ürküt   Eser ÜRKÜT   eser@egehaberleri.net

 

31 Aralık 2019

Yeni yıl nedir? Eski senenin gidişini, yeni bir senenin gelişini kutlamaktır yeni yıl. Ailenizle birlikte ol... devamı

Melahat Erten Tekeşin

 

 

  Melahat Erten TEKEŞİN   melahattekesin@gmail.com

 

08 Ocak 2020

Erzurum Nenehetun Kız Öğretmen Okulu’nun zifiri karanlığında, elinde kocaman aletiyle gezen gece bekçimize özellik... devamı

Ekrem Örsoğlu

 

 

  Ekrem ÖRSOĞLU   zeus@egehaberleri.net

 

13 Ocak 2020

Ötekileştirmenin ötesinde aşağılamaya hatta hakarete varan bir haykırış, “Ateist Bunlar” öylesine sıradan söylenmi... devamı

Zeren Dağdeviren

 

 

  Zeren DAĞDEVİREN   zeren@egehaberleri.net

 

06 Kasım 2019

Sultan II. Abdülhamid Han tarafından yaptırılan ilk tıp okuludur. Yapımına 1894'de başlanmış ve 1903 yılında tamam... devamı

Hüseyin Bora Çelik

 

 

  Hüseyin Bora ÇELİK   hboracelik@gmail.com

 

03 Ocak 2020

93 Harbinde Ruslarla mücadele eden Nene Hatun ile başlayan Türk Kadını'nın memleketi düşmanlardan kurtarma azmi Mi... devamı

Mahmut Taylan Tüfek

 

 

  Mahmut Taylan TÜFEK   mtaylan.tufek@gmail.com

 

18 Nisan 2018

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ne kadar tanıyoruz bunu bilmeden onun hakkında yapılan konuşmalar doğru değildir. Benc... devamı

Süleyman Türkoğlu

 

 

  Süleyman TÜRKOĞLU   suleymanturkoglu333@gmail.com

 

23 Mayıs 2018

Küresel çetelerin çocuklarının yaptığı 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra Türk milletine sinsice dayatılan Neo ... devamı

 

Ege Haberleri

Son Yorumlar