Logo
Dark Light
Bumerang - Yazarkafe
Memedali amca ve kazakcı Yılmaz
Bu yazı  974 kere görüntülenmiş olup, YAZARın kendi görüşlerini ifade eder...

Bazı insanlar, mesleklerini icra ederken önceliği insan kazanmak üzerinde yoğunlaşırlar. Onların yaptıkları işi unutur, size olan ilgileri ile hafızanızda yerleşirler. Bu yazımda sizlere iki esnaftan söz etmek istiyorum onlardan ilki, benim büyüdüğüm Rize’nin şirin ilçesi Fındıklı kasabasında, bakkal dükkanı işleten Memedali amcadır:


Bakkal dükkanı, kasabanın doğusunda, ortaokula takriben yedi yüz metre uzaklıkta yer alıyordu. Hiçbirimiz onun bakkal olmasından söz etmezdik. “Memedali amcada bu var, şu var” diye bahsederdik. O günün koşullarında, bize göre paha biçilmez rengarenk, kırmızı, sarı, yeşil, üzeri cam gibi parlayan akide şekerlerini satardı.

En çok da bizim talebimiz onlara olurdu. Bu özel şekerler, her daim bulunmazdı. Geldiği haberi de aramızda, devlet sırrı gibi fısıltı halinde yayılırdı. Öğle paydosunu sabırsızlıkla bekler, zil çalınca da bir solukta dükkana varırdık. Memedali amca orta boylu, hafif tombalak, ama çevik, hareketli, güleç yüzlü, sevgi dolu gözlerle bakan biriydi.

Memedali amca akide şekeri var mı?” Sorumuza karşılık, kendine özgü yöresel şivesi ile:
Olmaduği içun yoktur” derdi.
En büyük zevklerinden biri, önce kötü haberi verip bizi masumlaştırmak sonra da güzel haberi verip bizdeki sevinci görmek olurdu. Bu nedenle, akide şekerlerini gözden uzak, dükkanının arka bölümünde saklardı. Dükkanın önünde kuyruk olup akide şekeri alma sırasına dizilirdik.
En öndekine sorardı.
Ne istedun?
Akide şekeri var mı, Memedali amca?
Önce ciddileşir, çocukça bir sesle:
Olmaduği içun yoktur!” derdi.
Yüzümüzdeki hüznü gördükten sonra hafif tebessüm eder:
Hele bir arka depoya bakayım” diyerek sevimli ama çevik hareketlerle, zıplaya zıplaya dükkanın arka bölümüne geçer bir iki dakika sonra, huni şeklindeki saman kağıdına sarılmış şeker paketi elinde, otuz iki dişini göstererek güler, en öndekinin işini görürdü. Hiç üşenmeden, aynı nakaratı, her birimiz için tekrarlardı.
Akide şekeri var mı Memedali amca?
Olmaduği içun yoktur
Hele bir bakayım

En büyük keyfi de onun sempatik hareketlerini izlerken alırdık. Elimize tutuşturulan akide şekerlerimizle, servete kavuşmuş gibi hissederek okulumuzun bahçesine doğru yol alırdık. Memedali amca, sevgi yumağı gibi, yolu bakkalından geçen çocukların yüreklerinde yer aldı.

Ele alacağım ikinci esnaf da yıllar sonra karşıma çıkacaktı. Öğretmenliğimin onuncu yıllarına rastlar. Tayinimiz Trabzon iline çıkmıştı. Çevre ilçelerde belli bir süre görev yaptıktan sonra, tayınım yapılmış merkez okullarından birine yerleştirilmiştim. Okulumuzun sosyal bölümü olan faaliyetlerde aktif olarak yer alıyordum. Okula, gelir amaçlı çay ve balo partileri düzenleyerek hem halkla bütünleşiyor hem de satışı sağlanan biletlerden okulumuzdaki, yardıma muhtaç çocukları giydirme amaçlı, gelir elde ediliyordu.

Eğlenmek üzere, partiye gelen kadınlarda triko şıklığı yarışı gözleniyordu. Fısıltı gazetesi faaliyete geçerdi. “Falanca hanımın giydiği kazak ne kadar hoş, nereden aldı acaba?” Yanıtlar hep aynı olurdu.
Nereden olacak Kazakçı Yılmaz’dan

Bu söylem hiç değişmezdi. Kadınların ev toplantılarında, misafirliklerinde, şıklıklarını sergileyebilecekleri her ortam için geçerliydi. Kimdi bu Kazakçı Yılmaz? Buyurun, sizlerle hep birlikte Trabzon ilinin merkezine uğrayalım:

Kunduracılar Caddesi’nin batı girişinden, yüzümüz, Trabzon Meydanı’na doğru dönük vaziyette yürüyelim. Takriben beş on dakika sonra, yürüyüş istikametimizin sol kolumuza düşen istikamette, küçük bir pasajın yanına gelmiş oluruz. Sol kolumuza doğru dönüş yapıp pasaja adım atarsak, pasajın içindeki sağdan ikinci dükkan Kazakçı Yılmaz’a ait.

Zaten günün hangi saatinde giderseniz gidin, içinde gülücülerle kahkaha atan bayanların istilasını görürsünüz. Herkesin Yılmaz ağabeysidir o. Müşteri girdiğinde, hemen ayağa kalkardı. Aslında her daim onu ayakta görürdük diyebilirim. Hangi kazağın kime yakışacağını o kadar iyi bilirdi ki adeta sizi şaşkına uğratırdı. Diyelim ki gerdanı güzel bir bayan müşteri olarak gelmişse gerdanını ortaya çıkaracak modelli kazağı ona verecektir. Müşteri ne derece dirense de ikna etmede sınır tanımazdı.

Kazak dedimse de günün koşullarında Türkiye’nin en ünlü markaların kazaklarını bulundururdu. Bir kazağı almak için neredeyse maaşımızın yarısını ödemek zorundaydık. Asla müşterisine peşin ücret taraftarı olmazdı. Sizi takside bağlar, ne kadar ödeme yapmanız gerektiğini sizin insafınıza bırakırdı.

Taksitlerimizi, bizzat kendimiz ödemek zorundaydık. Diyelim ki eşimizi ödemeye gönderdik.
Oyle kimseyi tanimayurum” derdi.
Belki karısı, kocasından gizli aldı, belki benden sır alacak, söylemem kocalarına!

Bir gün çok sıkıntılı bulmuştuk. Kadının biri, beş kağıt parası taksit ödemişti. Yeni piyasaya çıkan, yirmi kağıt parayı, kaldırıp kaldırıp tezgaha çarpıyordu. “Bu kağıt para niye çıktı, beşten sonra on kağıt para çıktı, şimdi de yirmi, kaç yıl sonra borcunu ödeyecek?” Dolaylı yoldan, enflasyon doğrultusunda ödemeye dikkat çekiyordu.

Kadın toplantılarında, iki bayan yan yana geldiğinde, en keyifli konuşmayı, Kazakçı Yılmaz hakkında anlattıkları olurdu. Bir gün de, arkadaşımla gitmiştim. Arkadaşım ‘V’ yakalı bir kazak beğendi. Deneme odacığında üzerine giydi. Arkadaşın açıklamasına bırakmadan müdahale etti:

Olmaz olmaz, okul ciddi, sen ciddi, sana uymaz” dedi ve çıkarmasını istedi. Çok güzel triko elbiseler de satardı, yıllar önce, bana yorum yapacak fırsatı bile vermeden bir triko elbise vermişti. Nereden aldığımı sormayan kalmamıştı. Aradan yıllar geçince, üzerime kilolar eklenmişti. Uğradığım bir günde, çok güzel bir triko elbisenin yan bölümde asıldığını gördüm; denemeye kalktım. Hemen elimden aldı: “Olmaz olmaz, gönüsten olur, kalçadan olmaz!

Alışveriş esnasında kimsenin ismini yazmazdı, ısrar etsek de “ben sizden sonra yazarım” derdi. Bu kadar insanın adını nasıl hafızasında tuttuğu aramızda muamma konusu olmuştu.

Eski müşterilerden biri, bir gün iyice merak edip sormuş:
Ya, Yılmaz ağabey, sen o bayanı hiç tanımıyordun ismini de sormadın. Nasıl aklında kalacak? Ne olur deftere ne yazdın okuyabilir miyim?
Olmaz” demiş o benim sırrım kimseye okutmam. Bayan çevik hareketlerle defteri alıp okumuş. Yazılan aynen şöyle:
Kırk Merdivenler’in başında oturan bol podrali karinun yanındaki iri m… kari

Yani, önceki müşterinin de sonrakinin de adını bilmeden fiziki özelliğine göre bir yakıştırma yapıp kendine göre kaydını yapıyormuş. Trabzon kadınları arasında Kazakçı Yılmaz dükkanı tiyatro sahnesi durumunda görev veriyordu. “Canımız sıkılıyor, bi Yılmaz’a uğrayalım” durumuna gelmişti.

Güneşli bir gündü, bi uğrayalım demiş arkadaşımla uğramıştık. Bizden önce iki bayan daha uğramış sohbete başlamışlardı. Bayanlardan birinin hayli kilosu vardı, eline bir kazak almış deneme odasına giderken kazağı elinden aldı . “Sana olmaz patlatursin” dedi.

Kazakçı Yılmaz bu, kimse onun dediğine alınmazdı. Aksine, altın günlerinde anlatacakları malzemeyi yakalamış oluyorlardı. Yılmaz’ın o gün asıl amacı, yanındaki bayana kazak vermekti. Vermek diyorum çünkü, adamın satmakla hiç işi olmazdı. Malının kime yakışacağını kestirir, “her ay ne kadar verebilirsen o kadar öde” der, onu vermeden dışarıya gitmesine izin vermezdi.

Hafif dekoltesi olan bir kazağı, kadının eline verdi. Kadın da tam onu taşıyacak özelliklere sahip. Denemesi için ikna etti, kabine girip kazağı giydi. Dışarıya çıkınca gözümüzü kadından alamadık. Kadın biraz mahcup, biraz utangaç. “Olmaz, bunu giyemem” Kazakçı Yılmaz, o kadar ikna etmişti ki, çok uğraşmıştı alması için. Birdenbire morali bozuldu, o kazağı bayan alırsa girdiği ortamda dikkat çekecek, aynısını almak için diğer kadınlar sıraya gireceklerdi.

Nadir sinirlendiği anlardan birini yaşıyorduk.
Neden almıyorsun” diye sordu.
Ama, Yılmaz ağabey, giyemem ‘v’ kısmı çok açık, görünüyor!
Daha çok sinirlendi, başını uzatarak dekoltesine baktı, yöresel şiveyle:
Aha gördüm, kopti mi, duşti mi?
O günden bu güne, fıkra gibi, dilden dile, “Kopti mi, duşti mi” söylemi her ortamda, yolu kazakçı Yılmaz’ın dükkanından geçen herkesin gülümseme malzemesi oldu.

Saygılarımla.

Not: Yaşadığımız, zor günlerimizde, biraz konudan uzaklaştırmak istedim sadece…

Melahat Erten Tekeşin

1 yorum
  • avatar burhan
    23 Mart 2020
    #1

    Elinize sağlık yengem bu kötü günlerde ilaç gibi geldi teşekkür ederim.




Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

*


        

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve imla kuralları ile yazılmamış yorumlar onaylanmamaktadır. Yazı ve yorumlar hiçbir şekilde sitemizin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Bunlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
                

Eser Ürküt   Eser ÜRKÜT   eser@egehaberleri.net

 

14 Haziran 2020

“Kedi beslemek günahtır, abdest bozar” diyenlerin yazıyı mutlaka okumasını isterim. Ayrıca Allah’ın yarattığı hiçb... devamı

Melahat Erten Tekeşin

 

 

  Melahat Erten TEKEŞİN   melahattekesin@gmail.com

 

01 Haziran 2020

Sanırım coronavirüs, bizi duruma alıştırıyor. Bugün, dördüncü serbest dolaşma günümüz. Bugün de biz, atmış beş yaş... devamı

Ekrem Örsoğlu

 

 

  Ekrem ÖRSOĞLU   zeus@egehaberleri.net

 

22 Haziran 2020

Sezon finali yazım 11 Mart 2020 tarihiyle kendimizi o öldürücü salgının içerisinde bulduk, pandemi süreci halen... devamı

Zeren Dağdeviren

 

 

  Zeren DAĞDEVİREN   zeren@egehaberleri.net

 

19 Haziran 2020

Yıl 2014, Bodrum Bitez'de, büyük bir mandalina bahçesinde, doğaya zarar vermeden yerleştirilmiş masalar, ağaçlara ... devamı

Hüseyin Bora Çelik

 

 

  Hüseyin Bora ÇELİK   hboracelik@gmail.com

 

05 Mayıs 2020

Toprağa sımsıkı sarılan çiçeğin küskün sevgiliye doğru olan yolculuğu (4, son) Sanatçıların, Duvarların ve Aşk’... devamı

Merve Küçük

 

 

  Merve KÜÇÜK   mrv.kck1323@gmail.com

 

20 Mayıs 2020

İnsanın duyguları dalgalara benziyor. Bazı olaylarda o kadar sakin ki, bazı olaylar da kayaları delen, parçalayan ... devamı

Mahmut Taylan Tüfek

 

 

  Mahmut Taylan TÜFEK   mtaylan.tufek@gmail.com

 

18 Nisan 2018

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ne kadar tanıyoruz bunu bilmeden onun hakkında yapılan konuşmalar doğru değildir. Benc... devamı

Süleyman Türkoğlu

 

 

  Süleyman TÜRKOĞLU   suleymanturkoglu333@gmail.com

 

23 Mayıs 2018

Küresel çetelerin çocuklarının yaptığı 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra Türk milletine sinsice dayatılan Neo ... devamı

 

Ege Haberleri

Son Yorumlar