Logo
Dark Light
Bumerang - Yazarkafe
Sevginin Yönü
Bu yazı  425 kere görüntülenmiş olup, YAZARın kendi görüşlerini ifade eder...

Sevginin yönü, suyun akış yönü gibiymiş. Irmaklar, arkalarına bakmadan hep öne akarlar ya. İnsanoğlunun sevgisi de geriye bakmadan önüne doğru yönelirmiş. Nasıl yani? Derseniz de açıklamaya çalışayım:

Babaanneler, dedeler çocuklarını severler, onların çocukları da kendi çocuklarını en çok severler. Bu nedenlerden ötürü kendi çocuklarını en çok sevmeleri kendi doğaları gereği imiş. Hiç kimse, kendi çocuğundan çok anne babasını sevmezmiş.

Büyüklerini sevme ve sayma, öğretilen olgularmış. Bütün kültürlerde, büyüklerin sayılıp sevileceği öğretile gelmiş. Büyüklerin değerlerini bilmek adına atasözleri, vecizeler üretilmiş.

Çocuklarını sevme, üzerinde böyle bir öğretiye gerek duyulmamış. Öyle bir olgu, doğanın gereği olarak, istisnalar hariç, var olduğu bilinmiş. Hatırlayalım, çocukluğumuzda, anne babaların, büyük anne, büyük babaların önemi ve saygınlığı öğretile gelmiş, saygıda kusursuzluk işlenmişti.

Büyüklerimiz, yaşanmışlıklarıyla, tecrübeleriyle, bilge kişilerdi aynı zamanda, bir belleri tutulurdu. “Belim tutuldu, yağmur yağacak, hep yağmur öncesi böyle olur” söylemleri, yağmur yağabileceği açıklamasını getirirlerdi. Ardından yağmurun gelmesi ile de büyüklerimizin hem bilgeliklerini artırır hem de saygınlıklarını.

Anlatılan öykülerde, masallarda, iyi çocuk olmanın anahtarı, büyüklere saygıdan geçeceği vurguları yapılırdı. Dünün küçükleri, yarının büyükleri olacağı olgusu, yapılan yatırımların, yol, su, elektrik olarak büyüklere döneceğinden çok emindik.

Gün geldi devran döndü, teknoloji kervanına katıldık. Bilgi ve beceride, küçüklerimizin, gerisinde kaldık. “Sen anlamazsın” durumuna düştük. Yaşam koşulları değişti, çocukların dersleri ağırlaştı, gençlerin işleri zorlaştı. Bizlerden, onları anlamamız, beklentisi oluştu. ”Aman, kusur aramayalım, gençlerimizi anlayalım” beklentilerine ayak uydurduk.

Şimdi de coronavirüs, yaşlıların peşine düştü. Saklanmak için evlerimize kapandık. Evden dışarı çıksak suçlu oluyoruz, çıkmasak bunalıyoruz. Ne yapsak acaba? Coronavirüse, bu nesil, çocukluğunda büyüklerini sayarak geçirdi, şimdi de kendileri, sevilmek sayılmak istiyor. “Bırak bunların yakalarını, arta kalan ömürlerini mutluluk içinde geçirsinler” mi desek, öğretsek?

Şaka bir yana, coronavirüs tam ülkemizde yeni yayılmaya başlamıştı ki, apar topar yurt dışından ülkeme giriş yaptım. Evde kalma karantinası kuralına uyarak on beş gün süremi tam doldurdum derken yaş karantinası günlerine yakalandık.

Uzatmayalım, tam iki ay evde kaldıktan sonra, devlet büyüklerimizin bize tanıdığı dört saatlik dışarı çıkma özgürlüğümü kullanmak istedim. İzlenimlerimi anlatmadan önce, bir anektot geçmeliyim:

Çocukluğumda, bir ilkbahar sabahında annem, kış boyunca ahırda kapalı tutulan inekleri, yemyeşil çimenlerin papatyaların içindeki bahçeye salmıştı. İnekler, buzağılar ön ayakları üzerine zıplıyorlar, arka ayaklarını, kuyruklarının neredeyse üzerine çıkaracak kadar yukarı kaldırarak zıplıyorlardı.

A! Bunlar ne yapıyorlar anne, delirdiler mi?” diye hayretler içinde sormuştum!
Yok kızım delirmediler, kış boyu kapalı kaldılar ya gökyüzünü görmenin, çimenlere kavuşmanın mutluluğunu yaşıyor, özgürlüklerini kutluyorlar” demişti. Gün boyu, ineklerin ve buzağılarının yaptıkları özgürlük danslarını izlemiştim.

Mayıs iki bin yirmi, tam da Anneler gününe denk geldiği gün, bize verilen yani atmış beş yaş üstü yaşlılar, bazı spiker evlatlarım, böyle yorumlar getiriyorlar, dört saatlik saat dilimini kullanma özgürlüğümü kullanmak üzere, ben de evden dışarı çıktım. Bahçeye salınan ineklerimiz misali, bel fıtığım müsaade etse, arka bacaklarımı omuzuma kadar çıkararak yürüyecektim neredeyse.

Oturduğum sitenin kapısından çıktım. Yolun sağ duvarlarını saran sarmaşıkların yeşil renkleri, ne kadar da tonlarına göre güzellik içindeydiler! Sol cephedeki çam ağaçları, biraz daha mı yeşillenmişlerdi, yoksa ben mi bu kadar dikkat edememiştim.

Hayran hayran çam ağaçlarının tepesine gözlerim kayarken başımı gökyüzüne kaldırdım. Aman Allah’ım! Gökyüzü, bu kadar mavi ve alabildiğine geniş olabilir miydi? Yoksa, ben bugün yeniden mi keşfediyordum. Bize, evimizin önüne kadar çıkmamıza müsaade vermişlerdi, ama ben artık ayaklarımın ve de gözlerimin esiri olmuştum.

Ayaklarım yürümek, gözlerim, gözlemlemek istiyordu. Ayaklarım beni Acıbadem Caddesi’ne çıkardı. Acaba ben caddeye çıkayım derken galaksinin, ölümsüzler gezegenlerinden birine mi ışınlanmıştım! Herkes maskeli, gözlerinde güneş gözlükleriyle, iki ay boyunca yürümeyi unutan ayaklarla sendeleyerek yürüyenler, bastonlular, belini tutarak destekle yürüyenler.

Coronavirüs Çin’in Wuhan şehrinde, daha yeni çıkmışken sırf komiklik olsun diye sosyal medyada bir video yayımlamış ve izlemiştim: İnsanlar yan yana gelince, biri duvara yapışıyor, diğeri de korku içinde uzaklaşıyor birbirlerinden öyle korunuyorlardı. Bugün burada gördüklerim, videoyu aratmayacak manzaralar arz ediyordu. Karşıdan gelenlerden korunmak için duvara yapışanlar, yanından geçenlerden korunmak için şemsiyesini açarak kendilerini sipere alanlar. Videoda gördüklerimin bir benzeri ile karşılaşmıştım.

Bu durum bana gösteriyordu ki, halk bilinçlenmiş, işin ciddiyetine parmak basılmıştı. Bu kesim insanlarının eğitim düzeyinin üst düzey olduğunu da belirtmem gerekiyor elbette. Cadde boyunca, boş sohbetli, amacının dışında kağıt oyunları oynanan ne bir kıraathane bulursunuz ne de bir araba galerisi. Yol boyunca, ülkece ünlü yörelerin yiyecek sunulan dükkanların sıralandığına şahit olursunuz.

Ülkenin ünlülerini de ya aracını valeye teslim ederken ya da bahçe kenarına yerleştirilen masada sohbet ederken görmeniz mümkün oluyordu. Bugün ise dükkanların kepenkleri kapatılmış hayat damarlarından biri kopmuş gibi kasvet doluydular.

Gençlerimizin, yolda kütür kütür, dimdik yürürlerken etrafa verdikleri enerjiden bize yansıyanlardan eser yoktu. Annelerinin eteklerini çekiştiren atom karıncası gibi çocukların cıvıltılarını da göremiyorduk. Bana verilen dört saatlik diliminin neredeyse tamamını kullanmış eve adımımı atınca, bir dakikam kalmış yaşım da ikiye katlanmıştı.

Yok yok, ben bu atmış beş yaş üstü yaşlılarımız ayrıştırmasını hiç sevmedim! Gençlerimize, çocuklarımıza karışmak, onları bunaltsam da “sevginin yönü” masalını anlatmak istiyorum.

Saygılarımla.

Melahat Erten Tekeşin

Bu yazı için bir yorum yap..



Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

*


        

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve imla kuralları ile yazılmamış yorumlar onaylanmamaktadır. Yazı ve yorumlar hiçbir şekilde sitemizin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Bunlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
                

Eser Ürküt   Eser ÜRKÜT   eser@egehaberleri.net

 

10 Mayıs 2020

Anneler Günü, anneleri anmak ve onurlandırmak amacıyla tüm dünyada farklı zamanlarda kutlanan özel gün.Anna Jarvis'... devamı

Melahat Erten Tekeşin

 

 

  Melahat Erten TEKEŞİN   melahattekesin@gmail.com

 

01 Haziran 2020

Sanırım coronavirüs, bizi duruma alıştırıyor. Bugün, dördüncü serbest dolaşma günümüz. Bugün de biz, atmış beş yaş... devamı

Ekrem Örsoğlu

 

 

  Ekrem ÖRSOĞLU   zeus@egehaberleri.net

 

29 Mayıs 2020

Bir sosyal medya paylaşımının dahi insanları demir parmaklıklar arkasına gönderdiği bu günlerde, doğruları kalemde... devamı

Zeren Dağdeviren

 

 

  Zeren DAĞDEVİREN   zeren@egehaberleri.net

 

Taş plak 19. Yüz yıl sonlarında ortaya çıkmış gramofonla çalınan, 78 devir plak ürünüdür. Plak Türkçeye TAŞ PLAK o... devamı

Hüseyin Bora Çelik

 

 

  Hüseyin Bora ÇELİK   hboracelik@gmail.com

 

05 Mayıs 2020

Toprağa sımsıkı sarılan çiçeğin küskün sevgiliye doğru olan yolculuğu (4, son) Sanatçıların, Duvarların ve Aşk’... devamı

Merve Küçük

 

 

  Merve KÜÇÜK   mrv.kck1323@gmail.com

 

20 Mayıs 2020

İnsanın duyguları dalgalara benziyor. Bazı olaylarda o kadar sakin ki, bazı olaylar da kayaları delen, parçalayan ... devamı

Mahmut Taylan Tüfek

 

 

  Mahmut Taylan TÜFEK   mtaylan.tufek@gmail.com

 

18 Nisan 2018

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ne kadar tanıyoruz bunu bilmeden onun hakkında yapılan konuşmalar doğru değildir. Benc... devamı

Süleyman Türkoğlu

 

 

  Süleyman TÜRKOĞLU   suleymanturkoglu333@gmail.com

 

23 Mayıs 2018

Küresel çetelerin çocuklarının yaptığı 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra Türk milletine sinsice dayatılan Neo ... devamı

 

Ege Haberleri

Son Yorumlar