Logo
Dark Light
Bumerang - Yazarkafe
Bir delinin günlüğünden (!)
Bu yazı  349 kere görüntülenmiş olup, YAZARın kendi görüşlerini ifade eder...

Muğla, farklı değişik bir il. Diğer iller büyüklüğünü hep kendi içinde yaşar, ama Muğla’da tam tersi. Muğla, büyüklüğünü ilçelerine borçludur. Bir baba edasıyla 600 rakımda, sırtını Yılanlı’ya yaslayarak seyreder ilçe ve beldelerini.

Daha bugün Ahmet FİLİZCİLER dostumla konuştuk, “O görkemli vücudu ile ağaçlar nasıl dallarını yaymış sanki karavanlarımızı korur gibi” demişti. “Görünüşe aldanma Ahmet ağabey, o ağaç delimi ki, karavanlarımızı korusun? Ağaçlar iki şekilde besleniyor; kökleri ile topraktan, dalları ile de güneşten. Yani o ağacın yaşamak için kendinden başka düşüneceği bir şey yok, sonra o ağacın beyni yok ki, deli olsun.”

Muğla ili maşallah akıllara zarar bir ilimiz. Ağaca benziyor, ağacın gövdesi Muğla, kökleri tarımla uğraşan, ilçe ve beldeleri. Dalları da, turizm yerleşimi olan ilçe ve beldelerine benziyor. Muğla’dan güney istikametine doğru yol aldığınızda, sırasıyla Gülağzı, Ula, Kızılağaç yerleşimlerini geçince 640 rakımda sakar geçidine ulaşırsınız. İkinci dönemeçten sonra dünyanın sekizinci harikası ayaklarınızın altına serilir.

Gökova körfezi boylu boyunca tüm güzelliği ve ihtişamı ile artık ayaklarınızın altındadır. Uzaklara gözünüzü bıraktığınızda Datça ve Bodrum yarım adalarının Ege denizine boylu boyuna uzanışını keyifle izleyebilirsiniz. İşte tam da bu güzelliğin başladığı yerde, sırtını sakar dağına ayaklarını kadın azmağına uzatmış, her iki serinlikten de nasibini alan Akyaka beldesiyle karşılaşırsınız.

İşte günlüğünden alıntılar yaptığım o deli bu beldeye 4 kilometre mesafede denizin dalgalarıyla sevişen, kayaların üstüne çektiği bir karavanda yaşıyor. Deli olduğu her halinden belli, saç ve sakalları bir birine karışmış. Hiç vazgeçmediği bir de bayrağımız asılık karavanının yanı başında. Salım, salım sallanır şanlı bayrağımız, tüm güzelliğiyle. Soranlara komutanımızın hediyesidir der kendince, deli bu ne söylerse yeri. Lafı fazla uzatmadan günlüğünden alıntıları size aktarmaya başlayayım, sonra değerlendiririz deliliğini.

Bugün 16 Nisan 2008, karavanımı çektim;

Yer Kumluca Olympos arasında Korsan koyu denen bir yer. Her sabah yaptığım rutin işleri yaptım. Hava güzel etrafta kimse yok. Denize girip daha sonra balık avlamayı planladım. Saat 15 civarı zıpkınımı hazırlayıp, kendimi denizin serin sularına bıraktım. Denizin içi eşsiz bir güzelliğe sahipti; denizyıldızları, mercanlar, sayısız minik, minik balıklar. Hepsi biraz ürkek, beni tanımak istercesine etrafımda adeta dans ediyorlardı.

Beni doyuracak bir balığa rastlamadığım için, ağır, ağır dönüşe geçtim. Bir ara kayanın dibinde bir ahtapotu farkederek ona doğru ilerledim, beni fark etmişti. Kendini kayanın oyuğuna doğru çekti, kaçabileceği bir yer yoktu. Zıpkını doğrultup tetiklememle ahtapotu yakalamam an meselesiydi. Nasıl olsa artık avuçlarımda idi, biraz izleyerek, biraz da oynayarak bu avı keyifli hale getirebilirdim.

Elimi kayanın oyuğuna doğru uzattım, kıpırdamadan bir müddet öyle bekledim. Ahtapot benden zarar gelmeyeceğini düşünmüş olacak ki, (acaba düşünebiliyor mu?) hafifçe gövdesini kovuğundan çıkarıp, kollarından birini parmaklarıma dokundurmaya başladı. Ben de karşılık vererek parmağımın ucuyla onu sevmeye başladım. O bana yaklaştıkça ben de yaklaşıyor, adeta ahtapotu avuçlarımın içine alıyordum.

Artık zıpkına gerek yoktu kafasını ters çevirmem ahtapotu yakalamam için yeterli idi. Aramızda bir iletişim başladı. Ahtapotun benden korkusu kalmamış, bir kedi edasında kendisini sevdiriyordu. Her yerine dokunabiliyordum. Bu hiç kimsenin şahit olamayacağı, ahtapotla benim aramdaki bir sevgi ve düşünce paylaşımı idi.

Adeta onun her hareketini, yapmak istediğini anlıyor, onunla bir telepati yolu ile konuşuyordum. Onu öldürmem, hele bir de onu yememin imkânı yoktu, insan dostunu nasıl öldürüp, yiyebilirdi? Ağır, ağır dostuma veda ederek ayrıldım. Bugün makarna haşlayıp yedim, yarın ola, yine dalar iyi bir balık avlarım nasıl olsa…

Bugün 17 Nisan 2008 saat 07’de uyandım;

Hava da biraz üzgün ağlamaklı, benim gibi hüzünlere dalmış yine, biraz ters baksam kükreyip, ağlamaya başlayacak. Bugün havaya pek dokunmamak lazım, havanın banyo günü, zamansız beni de yıkamasın. Tepeye çıkıp kızıma seslenmeliyim, dik biraz da engebeli ama çıkmalıyım. Ey deniz ben sizden daha büyüğüm bak ayaklarımın altındasınız. Kollarımı kaldırınca gökyüzünü kucaklıyorum.

Gördünüz mü ben neler yapabiliyorum, ey toprak seni ayaklarımla çiğniyorum, ben en büyüğüm çünkü insanım. Ne kadar çok bağırırsam o kadar ciğerlerim açılıyor. İdmanlı olursam daha çok sesim duyulur, sana kızım, daha gür çıkar sesim. Saat 15’ de yine denize daldım, bu gün bir balık ya da ahtapot avlamalıyım, akşam tencere kaynamalı.

Denize girmemle tüm minik balıklar peşimde idi. Adeta yalvarır gibiydiler, sanki bana annemizi babamızı öldürme der gibiydiler. Kayanın dibine doğru bir balık gördüm, 1 kilonun üzerinde idi. Yerden kumu ağzına alıyor, tekrar bırakarak besleniyor, bir yandansa karnını kuma sürüyordu. Anladım ki, yumurtlayacaktı, nasıl vurabilirdim ki?

Tekrar dönüşe geçtim, dün kayaların arasında Ahtapotla oynadığım yere yaklaşınca minicik 15-20 gramlık bir iki ahtapot yavrusuyla karşılaştım. Dünkü kaya kovuğuna baktığımda aynı ahtapot halen oradaydı. Belli ki, orası dostum ahtapotun yuvası, minik ahtapotlar da onun yavrularıydı. Hızlı kulaçlarla sahile çıktım. Önce zıpkınlarımı bozarak bir daha canlı hiçbir yaratılmışı öldürmeyeceğime karar verdim…

Evet, bir delinin günlüğünden size sadece iki günü aktardım. Bu şekilde canlıları öldürmekten imtina edişini anlatınca kendisine deli diyorlarmış. O gülümseyerek iyi ki, onlara göre ben deliyim, akıllı olsam onlar gibi olurdum demeyi de ihmal etmiyor.

Sevgi ve düşüncelerinizi paylaşarak çoğaltmak için, bana iletilerinizi göndermeyi ihmal etmeyin. zeus@egehaberleri.net

1 yorum
  • avatar Özcan ŞENGÜL
    25 Kasım 2013
    #1

    Böyle delilerimiz varsa akıllıya gerek yok sanırım, listeni beni de yaz dostum…




*


        

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve imla kuralları ile yazılmamış yorumlar onaylanmamaktadır. Yazı ve yorumlar hiçbir şekilde sitemizin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Bunlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
                

Eser Ürküt
Bumerang - Yazarkafe
Eser ÜRKÜT

 

19 Mayıs 2018

Prof. Dr. Cem'i Demiroğlu ; Atatürk Türk gençliğine verdiği önemi konuşmalarının çoğunda bu konuya değinerek belirt... devamı

Melahat Erten Tekeşin

 

 

  Melahat Erten TEKEŞİN   melahattekesin@gmail.com

 

30 Nisan 2018

Değişik duyguların kaynağıdır yatılı okullar, karışık hislerin, duyguların kümesidir içinizde. Değişik kültürlerin,... devamı

Zeren Dağdeviren

 

 

  Zeren DAĞDEVİREN   zeren@egehaberleri.net

 

16 Mayıs 2018

İzmir’in Kemalpaşa İlçesine bağlı, 250 haneli yemyeşil bir doğada yer almış NAZAR köyü… [responsivevoice_button vo... devamı

Hüseyin Bora Çelik

 

 

  Hüseyin Bora ÇELİK   hboracelik@gmail.com

 

10 Mayıs 2018

Milletimizin aydınlık yarınlara ulaşmasının tek yolu: “Bilgiyi ve Bilimi kendine rehber edinmiş gençlerle yol almak... devamı

Mahmut Taylan Tüfek

 

 

  Mahmut Taylan TÜFEK   mtaylan.tufek@gmail.com

 

18 Nisan 2018

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ne kadar tanıyoruz bunu bilmeden onun hakkında yapılan konuşmalar doğru değildir. Benc... devamı

Süleyman Türkoğlu

 

 

  Süleyman TÜRKOĞLU   suleymanturkoglu333@gmail.com

 

23 Mayıs 2018

Küresel çetelerin çocuklarının yaptığı 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra Türk milletine sinsice dayatılan Neo ... devamı

Ekrem Örsoğlu

 

 

  Ekrem ÖRSOĞLU   zeus@egehaberleri.net

 

03 Kasım 2017

Karavan gezilerimden birisinde tanıdım Mehmet Özgül ve eşi Nurten’i, ikisi de doğa hayranı, doğayla bütünleşmeyi, h... devamı

 

Ege Haberleri