Logo
Dark Light
Bumerang - Yazarkafe
12 Eylülün gerçek müdahilleri
Bu yazı  146 kere görüntülenmiş olup, YAZARın kendi görüşlerini ifade eder...

Merhaba, yine yepyeni bir merhabayla sizlerle aynı köşemde buluşmak, bu köşede sevgi ve düşüncelerimi paylaşarak yaşanmışlıklarımı siz dostlarıma aktarmak benim için ayrıcalıklı bir mutluluk. Bu ay 12 Eylül darbecilerinin yargılanması gündemdeki yerini aldı. O dönemi ciğerlerine kadar yaşamış birisi olarak yaşadıklarım gözümde canlandı.

Hatırlaması bile ürkütücü olan o günlerde ben Ankara Belediyesi Fen İşleri Müdürlüğü’nde çalışıyordum. 12 Eylül darbesi ile o dönemde Belediye Başkanı olan Ali DİNÇER görevinden alınarak, yerine emekli Tümgeneral Süleyman ÖNDER atanmıştı. Ön planda yine kendilerine durumdan vazife çıkarmayı çok iyi bilen, omurgasız her dönemin adamı yalaka takımıydı.

Onlar hemen gerekli yerlerle irtibata geçebiliyor, akıllara durgunluk veren yağcılıkları ve asılsız ihbarları ile kendilerine yer edinebiliyorlardı. Aşağıdan yukarıya doğru bu silsile böyle devam ediyor, onların ihbarları doğrultusunda insanlar işten atılıyor ya da emniyete götürülüp, sorgulanıyorlardı.

O tarihlerde henüz 9 aylık bir evliliğim olup, eşim de yaklaşık 6 aylık hamile idi. Yaşamın yoluna nasıl devam edeceğini kestirmek mümkün değildi. Bu korkularla yaşama tutunarak işime geliyor eve dönüyordum. Sıkıyönetim ve sokağa çıkma yasağı olduğu için, zaten tek tip yaşam vardı.

Bir gün bizim birimden Azmi KAYA isimli bir arkadaşımla toplam 11 kişi Fen işleri Müdürünün odasına çağırıldık, Müdürün odasında Polis oldukları her halinden belli birkaç kişi vardı. Müdür bize dönerek “Arkadaşlar bir sorgu nedeniyle arkadaşlarla gitmeniz gerekiyor.” diyerek bizi teslim etmişti. Evet, ihbarlara göre bizler Fen işleri bünyesinde kominizim faaliyetlerinde bulunmuş hatta bu faaliyetlerin yanı sıra silahlı eylemlerimiz bile olduğu gibi, Fen işlerindeki odamızı da karargâh olarak kullanıyormuşuz.

İyi de emniyete suç ortağı olarak götürülen 11 kişiden Azmi KAYA dışında kimseyi tanımıyordum. Neyse bizler Ankara Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldük. Önce saçlarımız kesildi sonra nezaret odasındaki yerimizi aldık. Orada kaldığım sırada yaşadıklarımı sizlere anlatarak canınızı sıkmak istemiyorum ama aynı nezarette, bizlerle sadece sola yatkın kitap ve dergi okudukları için getirilen 30 kadar Kara Harp Okulu Öğrencisi ile birde Yüzbaşı vardı.

15 günlük bir sorgulamadan sonra hakkımızda herhangi bir şey bulunamadığı için serbest bırakılmıştık. İşimize geri döndük ama artık bizler Fen İşleri Müdürlüğü’nün anarşistleri idik. Artık hakkımızda yapılan ihbarların takipleri başlamıştı. Ben o tarihte Demet Gül Mahallesinde 8 katlı bir apartmanın 7 katında oturuyordum, asansör vardı ama süresiz arızalı olduğu için iptal olmuştu.

Emniyet Müdürlüğünden bırakılmamın 2nci günü gece 02 sıraları idi, kapı ısrarla çalınıyordu. Uyku sarhoşluğuyla kapıyı açtım, bir Astsubay ve birkaç asker ellerindeki silahları doğrultarak ayaklarında postalları ile evimize dalmışlardı. Birkaç dakika içerisinde ev allak bullak edilerek aranmıştı.

Askerlerden biri kitaplıktaki birkaç felsefe kitabını alarak, “Komutanım bak yasak kitap buldum” diyerek komutanın eline tutuşturdu. Komutan göz ucuyla kitaplara bakarak, “Bunları yerine koy” diye seslenerek gittiler. Bu aramalar nedenini halen bilmiyorum, bir gün ara ile devam ediyordu. Arama sonrası hamile eşimle evi düzeltip, postal çamurlarını beraberce temizleyip, yorgun argın işe gidiyorduk.

Son gelişleri idi, kapı çalınınca eşim dişi kaplan çevikliği ile benden önce fırlayarak kapıyı açtı. Karnı burnunda hali ile “Hoş geldiniz bu gece biraz geç kaldınız” diyerek askerleri karşılamıştı. Komutanları da içeri girip aramayı başlatacağı sırada, eşim duvara yaslanıp, kaşlarını çatarak karnını tutup, komutana doğru seslendi, “yeter artık, bir anne adayına saygınız yoksa dünyaya getireceğim bu yavruya saygı gösterin, postallarınızdaki çamurla evimi altına üstüne getiriyorsunuz ve öylece bırakıp gidiyorsunuz. Arakanızdan sabaha kadar temizlik yapıyorum.” Komutan şaşkın, biraz da pişman eşime doğru bakarak, askerlere seslendi “Arama bitmiştir, araca dönüyoruz”. O günden sonra evimiz bir daha aranmadı. Aşağıda araçta kalan yüzbaşının adı Savaş idi.

12 Eylül sonrası, tarihler 25 Aralık 1981’i gösteriyor, gece 01 sırası eşimin haykırışı ile yataktan fırladım, evet bebeğimiz dünyaya geliyor. Zaten beklediğimiz için kayınpederimin arabası da bizde idi. Hastanede gerekli malzemeleri de alarak eşimi arabaya bindirdim. Sokağın başında asker bizi durdurdu. Sıkıyönetim ve sokağa çıkma yasağı vardı. Derdimizi sabit belge yani eşimin durumunu göstererek ispat ettik ve karakola yönlendirildik. Telsizle gerekli bilgi verildikten sonra yola koyulduk.

Eşim doğurdu doğuracak, biz halen yol güzergâhındaki çevirmelere ispat-i delil sunmakla meşgulüz. Zor bir halde Ankara Tıp Fakültesi Hastanesine ulaşabilmiştik. İyi ki ailemize ait bir araç elimizin altında idi. Yoksa “Babam ve Oğlum” dan sonra “Karım ve Oğlum” isimli bir filme daha senaryo konusu olmamız işten bile değildi. 25 Aralık 1981 yılında sabah saat 05 suları idi eşimin doğumu dünyaya bir erkek çocuk getirerek sonuçlanmıştı.

Sabah ilk işim hastaneden doğum kayıtlarını alarak Nüfus dairesine gitmek oldu. Görevli memura gerekli belgeleri vererek, çocuğumu kayıt ederek nüfus kâğıdı düzenlemesi talebinde bulundum. Memur evrakları inceleyip, adı ne olacak diye sordu. Gayet rahat bir şekilde “ÖZGÜR” diye seslendim. Memur şaşkın yanıma gelerek, kulağıma doğru eğilip, “Arkadaş sen deli misin? Herkes özgür ismini değiştirmeye çalışırken sen çocuğunun geleceğiyle oynuyorsun” dedi. Memura dönüp, “Özgür ismi için oğlumun geleceği engellenecekse, bizler öyle bir gelecekte zaten engeliz” diyerek, oğlumun ismini istediğim gibi yazdırarak, yasaklara rağmen bu özgürlüğümü kullanmanın mutluluğu içerisindeydim.

Dünyaya bir çocuğum gelmişti, sorumluluklarımda onun gelişiyle artmıştı, artık yaşama sadece kendi gözlüklerimle değil, geleceğe hazırlayacağımız çocuklarımızın gözlükleriyle de bakmamız gerekiyordu. 12 Eylülün getirimleri ile sindirilmiş bir toplumda, bir avuç özgür yüreğe çok iş düşüyordu.

Anayasa Halk Oylaması 07 Kasım 1982 tarihinde yapılacaktı. O dönemde izin alarak 1982 anayasası oylamasına “Hayır” oyu verilmesi gerektiğini anlatabilmek için çalışmalarım da oldu. Bu süreçte “Evet” oyu için çalışma yürütenler de bayağı çoğunlukta idi. 07 Kasım geldi, halk sandığa gitti, netice malum; Seçmen sayısı 20.690.480, katılan sayısı 18.885.488, katılma oranı % 91.27, Kabul oy sayısı 17.215.559, Hayır oy sayısı 1.626.431. Oranlar % 91.37 Kabul, % 8.63 ret oyu kullanılmıştır. İmza Orhan AYDIN Yüksek Seçim Kurulu Başkanı.

“Nedir kardeşim size kabul oyu verdirterek, Kenan EVREN’e Cumhurbaşkanlığı yolunu açtırtan?” diye sorduğumda; “Zarflar çok ince kâğıtla yapılmış, hayır oyları da mavi idi, hayır verenler belli oluyordu, fişleniyorduk”. Evet zarflar ince idi, hayır oyları koyu, evet oyları da beyazdı ama bunun bahanesi bu kadar basit olmamalı.

Diyelim biz fişlendik, siz de fişlenmediniz, ne oldu bak tarih affetmiyor. Bence 07 Kasım 1982 tarihinde 20.690.488 seçmenden 1626431 seçmen yürekli imiş. Madem bu ülkede 1.626.431 kişi etkilenmeden iradesini ortaya koyabilmiş bu davanın gerçek müdahilleri onlardır.

Sevgi ve düşüncelerinizi paylaşarak çoğaltmak için, bana iletilerinizi göndermeyi ihmal etmeyin. zeus@egehaberleri.net

1 yorum
  • avatar Celal Yalçın
    14 Eylül 2016
    #1

    Faşizm’i her haliyle yaşadık, çocuğumun büyüğünün adı ULAŞ küçüğü TAYLAN ÖZGÜR onurla taşıyorlar isimlerini ben de onlarla onur duyuyorum. Hedeflerimize ; demokrasi, özgürlük, adalet, hakca paylaşıma kavuşmayı bir kenara bırak elimizdekileri de kaybettik. Suskun, tepkisiz, hergeleni kabullenmiş bir toplum olduk. Ümitsiz değilim. Ekrem gibi özgürlük hedefini hiç bırakmamış dostlarımız var hiç de az değiliz sadece biraraya gelemedik. Ama bu ülkede birgün özgürlük ışığıyla uyanacağız.




*


        

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve imla kuralları ile yazılmamış yorumlar onaylanmamaktadır. Yazı ve yorumlar hiçbir şekilde sitemizin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Bunlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
                

Eser Ürküt
Bumerang - Yazarkafe
Eser ÜRKÜT

 

19 Mayıs 2018

Prof. Dr. Cem'i Demiroğlu ; Atatürk Türk gençliğine verdiği önemi konuşmalarının çoğunda bu konuya değinerek belirt... devamı

Melahat Erten Tekeşin

 

 

  Melahat Erten TEKEŞİN   melahattekesin@gmail.com

 

30 Nisan 2018

Değişik duyguların kaynağıdır yatılı okullar, karışık hislerin, duyguların kümesidir içinizde. Değişik kültürlerin,... devamı

Zeren Dağdeviren

 

 

  Zeren DAĞDEVİREN   zeren@egehaberleri.net

 

16 Mayıs 2018

İzmir’in Kemalpaşa İlçesine bağlı, 250 haneli yemyeşil bir doğada yer almış NAZAR köyü… [responsivevoice_button vo... devamı

Hüseyin Bora Çelik

 

 

  Hüseyin Bora ÇELİK   hboracelik@gmail.com

 

10 Mayıs 2018

Milletimizin aydınlık yarınlara ulaşmasının tek yolu: “Bilgiyi ve Bilimi kendine rehber edinmiş gençlerle yol almak... devamı

Mahmut Taylan Tüfek

 

 

  Mahmut Taylan TÜFEK   mtaylan.tufek@gmail.com

 

18 Nisan 2018

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ne kadar tanıyoruz bunu bilmeden onun hakkında yapılan konuşmalar doğru değildir. Benc... devamı

Süleyman Türkoğlu

 

 

  Süleyman TÜRKOĞLU   suleymanturkoglu333@gmail.com

 

23 Mayıs 2018

Küresel çetelerin çocuklarının yaptığı 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra Türk milletine sinsice dayatılan Neo ... devamı

Ekrem Örsoğlu

 

 

  Ekrem ÖRSOĞLU   zeus@egehaberleri.net

 

03 Kasım 2017

Karavan gezilerimden birisinde tanıdım Mehmet Özgül ve eşi Nurten’i, ikisi de doğa hayranı, doğayla bütünleşmeyi, h... devamı

 

Ege Haberleri