Logo
Dark Light
Bumerang - Yazarkafe
Kuşadası filozofları
Bu yazı  153 kere görüntülenmiş olup, YAZARın kendi görüşlerini ifade eder...

Havalarında iyice ısınması ile Kuşadası sokakları iyice hareketlenmeye başladı. Bende zamanımın bir kısmını şehir merkezinde geçirerek yaşamın hareketliliğinde yansıtabileceklerimi toplamaya çalışıyorum. Sevgili dostum Kani AYDOĞAN bir gün bana sormuştu; “Ağabey, sen bu kadar konuyu nerden buluyorsun? Bende, “direk yaşamın içinden” cevabını vermiştim.

Ben genelde yaşadıklarımı yansıtıyorum, okurlarım da gerçeği ayırt edip, beni takip ediyor. Yine yaşadıklarımı sizlerle paylaşabilmek adına klavyenin tuşlarını okşamaya başladım bakın bakalım neler çıktı.

Motosikletimi deniz kenarında rüzgâr alan bir yere park edip, üzerinde oturarak denizi seyretmek benim sıkça yaptığım keyiflerden biri. Yine böyle bir günümde 4-5 kişilik bir gurup, yanımdaki ağacın altına oturdular. Mütevazi tavırları ile selam vererek hemen konuşmaya başladılar. Onlar anlattıkça ben dinliyordum, anlattıklarını dinleyen birini bulmak onları içten içe sevindirmişti. Sevinçleri adeta küçük su şişelerine doldurdukları rakılarına meze oluyordu.

İşlerim nedeniyle daha fazla kalamayacaktım. Kendilerine anlatıp, ertesi gün tekrar gelerek resimlerini çekip, bağlı olduğum yayın kuruluşumda yayınlamayı düşündüğümü söyleyince, sevinçleri gözlerinden okunur olmuştu. Eve dönerken onları düşünmüştüm, yaşama boş vermişliğin altında yine yaşama sımsıkı sarılma olduğunu hissetmiştim.

Ertesi gün buluşma noktasına tam zamanında gittim, yeni dostlarım farklı bir içtenlikle beni karşıladılar, sahilde cadde üzerinde hemen kaymakamlık binasının karşısında bir ağacın altına oturmuştuk. Orada yaşadıkları için, orası onların evlerinin bir bölümü bekli de misafir odalarıydı. Yine küçük su şişesindeki rakıları da yanlarında idi. Aralarında küçük takılmalar sohbeti renklendiriyordu.

Onları incitmeden yaşanmışlıklarını bana güvenerek anlatmalarını istiyordum. Önce alkol ve sigara kullanmadığımı öğrenince biraz bozulmuşlardı, sonra onları anlayabildiğimi gözlemlemeleri bana güvenmelerine yetti. Hepsinin farklı hikâyeleri vardı, yaşanmışlıklarına isyanları onları burada buluşturmuştu, bu buluşma onları dert ortağı yaparak, ortak ilaçları alkolle dostlukları da iyice pekişmişti.

Tam İsmini bilmiyorum, sorduğumda “Yurt Baba dersen beni herkes tanır” cevabını aldım, ısrarım yoktu. Verdiklerinden başka bir şey yansıtamayacağımdan, benim için o artık Yurt Baba idi. Yurt baba 65 yaşında, iyi derecede İngilizce ve almanca bilen, uluslararası tercümanlık ve rehberlik kokardına sahip dostumuzdu.

Gözleri uzaklara dalıp, rehberlik dönemlerini anlatıyordu. Kaybettiği eşi ile bir turda tanışmış, yıldırım aşkı Yurt Babayı oturtmuş nikâh masasına, 35 yılını paylaşmış Alman asıllı eşi ile. Bir hastalığa yenik düşmüş sevdiği, Selçuk’ta toprağa vermiş canından bir parçayı. Bu aşk ona 3 evlat vermiş, onlarda yurt dışında.

Gözlerinin uzaklara dalmasıyla fazla soru sormaktan imtina ediyorum. İyi paralar kazanmış ama firmalara bağlı, ya da parçalı çalıştığı için sosyal güvencesi olmamış. Eşinin ölümünden sonra iyice alkol bağımlısı olan yurt baba, çektiği acılar yetmiyormuş gibi, akrabaları tarafından üzerine bir şirket kurularak, borçlandırılmak suretiyle dolandırılmış.

Şimdi Bankaya da borçları var, bu sıkıntıları daha fazla kaldıramayıp, felç geçirmiş Yurt Baba. Yine azimle biraz yürümeyi başarmış, azimli Yurt Baba Üniversite eğitimine Almanya’da devam etmiş, imkânsızlıklar nedeniyle bitirememiş. Yıllarca Emniyete ve Kaymakamlığa yeminli tercümanlık yapmış sıcakkanlılığı ve dünyaya pozitif bakışından hiç bir şey kaybolmamıştı.

Bu azmin kaynağını sorduğumda, Büyük İskender’den bir örnekle, “Her şeyimi aldılar ama umudum bende kaldı” diyerek Kuşadası filozofu olduğunu ortaya koymuştu. Arkadaşlarının şakaları biraz canını sıkmış olacak ki, bana dönerek, gayet kibar bir üslupla, “Ekrem bey, anlatacak çok şey var ama yalnız olmalıyız, ben sana çok şey anlatmak istiyorum” dedi.

Bir ihtiyacı olup olmadığını sorduğumda, arabam olup, olmadığını sordu, arabam olduğunu öğrenince, “Ekrem bey, benim eşimin mezarı Selçuk’ta bir gün beni oraya götüre bilir misin” dedi. İsteğini onaylayıp, diğer dostumla konuşmak istediğimi söyledim.

Hep bir ağızdan seslendiler “mimar, hadi anlat bakalım, ama bize anlattıklarının hepsini anlat. Aynen anlatacaksın ha”. Biraz da aldıkları alkolün etkisiyle kırıcı da olabiliyorlardı. Mimar lakaplı, Mahmut DARI 64 yaşında, aslen Milaslı imiş. Çok küçük yaşlarda Kuşadası’na gelmiş, uzun yıllar inşaat sektöründe kalfalık, taşeronluk işleri yapmış.

Sıkça bana dönerek, “Ekrem bey, Kuşadası’nın yarısından fazlasını ben yaptım ha” diyerek vurguluyordu. Arkadaşlarının ısrarla “anlat, her şeyi anlat bakalım” şeklindeki baskıları biraz mahcup ediyordu. “Benim eşim intihar etti Ekrem Bey, ben ondan alkol alıyorum. Eşim ilaç içmiş hastaneye yetiştiremedim kaybettik.”

Arkadaşları yine kızarak, “doğruları anlat, doğruları, biz her şeyi biliyoruz. Baldızınla niye evlendin onu anlat” mevzu çok özele kaçıyordu o kadarını bende dinlemek istemedim ama yaşadıklarının bir sosyal boyutu olduğu da bir gerçek. Mimar, her şeye rağmen diğer dostlarımdan daha şanslı idi, en azından onun sosyal güvencesi ve emekli maaşı vardı.

Zaten alkollü olduğu için kelimeler ağzından şişkin çıkıyor, bende pek anlayamıyordum. Arkadaşlarının baskısı da fazla bilgi almama engel olmuştu, bir şeyler anlatıldıkça sinirler geriliyordu. Son sözünü sorduğumda “Ekrem bey, bir evlat babayı döver mi? Ha, döver mi? Ekrem bey”. Mimar dostumu da, Kuşadası filozofu yapan oğluydu demek ki.

Cango, asıl adı Cengiz… Yaşı 54 fazla bilgi alamadım, pek konuşmuyordu ama en ince ayrıntıyı takip ediyordu “ben gariban derneği başkanıyım, gariban derneği başkanı cango dersen beni herkes tanır.” Evet, şimdiye kadar ne kadar tanınıyordu bilmem, ama artık biraz daha fazla tanınacağı bir gerçek.

Tibet isimli onlara göre daha genç olan dostum lafa girip, “onun keyfi yerinde, o kaymakamın adamı, hem de belediye başkanının adamı, onlara bir yanaşır alır 40-50 sakalını, herkes sever onu” ister istemez. Tibet’e dönerek iyi ya ne var bunda? Kaymakam beyde, Belediye Başkanı da yardımcı oluyor. “öyle değil ağabey, bunlara 40-50 vermeyle sorun mu çözülür?

Bak burada saçak vardı, bank vardı, garibanlar yağmurda orda korunur yatarlardı. Şimdi Başkan oraları çay bahçesi yaptı bu garibanlar hep açıkta, koca Kaymakam, Belediye Başkanı burada üç beş garibana bir sığınma yeri yapamazlar mı? Onlara bir çorba kaynatıp, karınlarını doyuramazlar mı?

Oradan bakıyorlar üç beş sakalla gönül alıyorlar.” Eh dedim ya, onlara boşuna filozof demedim. Tibet’in köpeği de kaybolmuş biraz ona da kızgın, Cango ya dönüp, “bak ağabey buradakilerin hepsi hasta, Cango’nun karnına bak, mide fıtığı var. Hamile kadın gibi geziyor. Korsesiz şuradan şuraya gidemiyor. Bir hastaneye götüren bakan yok, buradaki insanların en kötüsü iki dil bilir. Sen bizi fark etmişsin, madem bizi yazacaksın, yaz ağabey hepsini yaz.”

Tibet adeta insan olduklarını haykırmak istercesine heyecanlı idi, ben yazarım Tibet dostum, ama duyarlar mı bilmem. Duyarlarsa da ne yaparlar onu da bilemiyorum. Bildiğim bir tek doğru var, doğruları iyi görebilmek. Ben bu dostlarıma “Kuşadası Filozofları” dedim. Bana o kadar çok şey anlattılar ki, onlar gerçek filozoflar, gecenin sesiz nöbetçileri, karanlık sokakların aydınları, onlar bir kenarda içkilerini içip, tanıklıklarını da sineye çekiyorlar.

Kuşadası’nda kravatıyla gezip, kim olduğumu biliyor musunuz, diye anıran eşekleri de onlar iyi tanıyor. Merak etmeyin ben onların sırdaşıyım, kimse duymaz ama mutlu yuvanızı Kuşadası arka sokaklarındaki otellerde harcamayın, bir gün biri çıkar onu da yazar.

Sevgi ve düşüncelerinizi paylaşarak çoğaltmak için, bana iletilerinizi göndermeyi ihmal etmeyin. zeus@egehaberleri.net

2 yorum
  • avatar Celal Yalçın
    12 Mayıs 2012
    #1

    Yine yakalamışsın. Sanırım kısa öykülerin hazırlığı gibi.Her zamanki gibi kutluyorum seni. Başkalarının göremeyip, duyamayıp, hissedemeyip, yazamadıklarını yazmak : İşte Ekrem bu.

  • avatar Mehmet Gümüş
    16 Mayıs 2012
    #2

    Kurgusuz, yalın ve samimi..Hayat da böyle değil mi zaten..Filmlerde bizlere verilen hayatlar, kaç kişinin yaşadıklarıdır? Bence çok çok az.. Sayın Örsoğlu yine madeni bulmuş ve işlemiş, bize de yeni yazıları sabırsızlıkla beklemek kalıyor..




*


        

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve imla kuralları ile yazılmamış yorumlar onaylanmamaktadır. Yazı ve yorumlar hiçbir şekilde sitemizin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Bunlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
                

Eser Ürküt
Bumerang - Yazarkafe
Eser ÜRKÜT

 

19 Mayıs 2018

Prof. Dr. Cem'i Demiroğlu ; Atatürk Türk gençliğine verdiği önemi konuşmalarının çoğunda bu konuya değinerek belirt... devamı

Melahat Erten Tekeşin

 

 

  Melahat Erten TEKEŞİN   melahattekesin@gmail.com

 

30 Nisan 2018

Değişik duyguların kaynağıdır yatılı okullar, karışık hislerin, duyguların kümesidir içinizde. Değişik kültürlerin,... devamı

Zeren Dağdeviren

 

 

  Zeren DAĞDEVİREN   zeren@egehaberleri.net

 

16 Mayıs 2018

İzmir’in Kemalpaşa İlçesine bağlı, 250 haneli yemyeşil bir doğada yer almış NAZAR köyü… [responsivevoice_button vo... devamı

Hüseyin Bora Çelik

 

 

  Hüseyin Bora ÇELİK   hboracelik@gmail.com

 

10 Mayıs 2018

Milletimizin aydınlık yarınlara ulaşmasının tek yolu: “Bilgiyi ve Bilimi kendine rehber edinmiş gençlerle yol almak... devamı

Mahmut Taylan Tüfek

 

 

  Mahmut Taylan TÜFEK   mtaylan.tufek@gmail.com

 

18 Nisan 2018

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ne kadar tanıyoruz bunu bilmeden onun hakkında yapılan konuşmalar doğru değildir. Benc... devamı

Süleyman Türkoğlu

 

 

  Süleyman TÜRKOĞLU   suleymanturkoglu333@gmail.com

 

23 Mayıs 2018

Küresel çetelerin çocuklarının yaptığı 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra Türk milletine sinsice dayatılan Neo ... devamı

Ekrem Örsoğlu

 

 

  Ekrem ÖRSOĞLU   zeus@egehaberleri.net

 

03 Kasım 2017

Karavan gezilerimden birisinde tanıdım Mehmet Özgül ve eşi Nurten’i, ikisi de doğa hayranı, doğayla bütünleşmeyi, h... devamı

 

Ege Haberleri