Logo
Dark Light
Bumerang - Yazarkafe
Ortadoğu Üzerine Oynanan Oyunlar
Bu yazı  115 kere görüntülenmiş olup, YAZARın kendi görüşlerini ifade eder...

Tarih sürecinde Dicle ve Fırat’ın arasında kalan bölgeye Mezopotomya (iki nehir arasındaki topraklar) denilmişti. Daha önce yaşamış bir Irak ya da Suriye devleti veya bu isimle anılan bir halk olmamıştır. Osmanlı idari bölünmesinde; 1500 yıla yakın bir zaman coğrafi ad olarak Bağdat ve Basra’ya Irak; Musul bölgesine ise El Cezire adı verilmiştir. Irak adı Osmanlı İmparatorluğu döneminde merkeze olan uzaklığından gelmektedir.

Sykes-Picot anlaşması ile iki şey yapılmak istenmişti. İlki İngiliz hâkimiyetinde bir Irak, ikincisi Osmanlı’nın Suriye eyaletini ikiye bölerek Hermon Dağı’nın kuzeyinde Fransız hâkimiyetinde bir Suriye ve Lübnan kurmak, güneyini ise İngilizlere bırakmak. Fransızlar zaten 19. yüzyıldan beri Lübnan bölgesindeki Hıristiyanları Osmanlıya karşı kışkırta kışkırta ülkenin içini oymuşlardı. Bu ülkeye isim olarak onlara en yakın dağın ismini seçtiler.

Güneyde İngilizlere bırakılan bölgedeki Ürdün Nehri’nin batısında Osmanlı’nın Filistin idari bölgesi vardı. İngilizlere bu ismi kendi dillerine çevirdiler ve “Palestine” diye adlandırdılar. Ancak, ortada bir problem vardı. Birinci Dünya Savaşı esnasında Osmanlıyı arkadan vurmak için İngilizlerle işbirliği Arap kabileleri de memnun edilmeliydi. Böylece Suudi kabilesine Arabistan hediye edildi ve adı Suudi Arabistan oldu.

Diğer kabile olan Haşimilere ya da Mekke Şerifi Hüseyin’in oğullarına ise yeni icat edilen Irak monarşisi ile Ürdün nehrinin doğusunda kalan dar şeride Ürdün adı verilerek hediye edildi. Bu ülkenin ismi önceleri Trans-Ürdün idi sonradan sadece Ürdün diye anılmaya başlandı. Irak’ta özellikle Musul-Kerkük bölgesinde önemli petrol yataklarının bulunduğunu, 19. yüzyıl sonlarında ilk kez Almanlar keşfetti. Onların ardından İngiltere ve Fransa da bölgeyle ilgilenmeye başladı.

İngiliz birlikleri, petrol yataklarının bulunduğu Musul’u, Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasından üç gün sonra 3 Kasım 1918’de, mütarekeye aykırı şekilde işgal ettiler. Gertrude Bell, Birinci Dünya Savaşı sonrası Irak’ı kurmuş, sınırlarını cetvelle kendisi çizmiş ve yarattığı Irak’ın kralını bile bizzat kendisi tayin etmiş bir İngiliz ajanı idi. Böylece Türkiye’nin Irak sınırı ancak 1926’da Musul’un kuzeyinde artık petrolün bulunmadığı 80 km. yukarıya çizildi.

ABD, 2011 yılı sonunda Irak’tan çekilirken, rejimi Şiilere bırakmış, Sünniler marjinalize edilmişti. Bugün Irak içinde Şii, Sünni, Kürt aşiretler dini ve etnik nedenlerle diğerleri ve birbirleri ile mücadele ediyor. Sünniler kendi devletleri peşinde iken, Şiiler ülkenin bölünmemesi için çalışıyor, Kürtler ise kendi bölgelerini genişletmek ve ellerinde tutmak istiyorlar. Bu üçlü savaşta 20’den fazla aşiret yer alıyor ve aralarında geçici ittifaklar yaptılar. Bugün bu koloni ülkenin son günlerini yaşıyoruz. Irak’ın çözülmesi ile birlikte Mezopotamya terimine dönüyoruz. Birçok uygarlığa ev sahipliği yapmış bu toprakların geleceği, yeni Ortadoğu ile birlikte şekillenecektir.

Benzer bir süreç Suriye’de yaşandı. Kabile çatışmaları sonucunda Alevilerin lideri ve savaş ağası, ülkeyi yönetmeye başladı. Bugün de bu aşiretler birbirini yok edemiyor ve ABD, Suudi Arabistan, İsrail ve Türkiye’nin her biri başka bir aşireti destekliyor. Lübnan’ı önce Suriye oymaya başladı. Ülke içindeki Hıristiyan gruplar birbirleri ile uğraşmaya başladı. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra önce Şii nüfus akımı oldu sonra İsrail’in kurulması ile Filistinliler geldi ve Lübnan, kaynayan kazana dönüştü.

1976’da Filistinlileri ve müttefiki Hıristiyanları yok etmeyen Suriye, Lübnan’ı işgal etti ve sivil savaş 1990’a kadar devam etti. Lübnan’ın çeşitli bölümlerinde kabileler kendi kontrollerini kurdular. İran, Şii taraflardan Hizbullah’ı desteklemeye başladı. Lübnan içindeki çatışma dini gibi gözükse de daha çok aşiretlerin para, güvenlik, intikam ve güç elde etme savaşıdır. Başkent Beyrut bu savaşın ana muharebe alanı oldu. 1983’de Beyrut’ta yapılan saldırıda yüzlerce askeri öldürülünce, Amerika, burada çıkarı olmadığına karar verdi ve ülkedeki birliklerini çekti. Bugünkü Lübnan, arkasında aşiret liderleri ve savaş ağaları olan kukla politikacılar tarafından yönetilmektedir.

Siyasal İslam, bir ideoloji olmaktan ziyade Batılılardan tarafından yazılmış ve partilerden siyasi hareketlere, ılımlıdan radikal terörist gruplara değişen bir görevli grubunun eline verilmiş öğretidir. Bu öğreti AKP’lerden Müslüman Kardeşler’e El Kaide’den IŞİD’a Ortadoğu’da her gün yeni ve farklı gruplar ortaya çıkmasının ve çatışmaların kaynağıdır. Barışçı gözükenden terörist olanlara bu grupların her biri bir kısım insanları içine çekmekte, onları aynı öğretinin altında toplamaktadır.

IŞİD da bu grupların bir tanesidir ve sonuncusu olmayacaktır. Ortak özellikleri geçmişin hayalleri ile gelecek kurmaktır. Dine dayalı dogma toplum anlayışını modern hayata adapte edemedikleri için herkesle çatışmak, acımasız olmak ve bir kez iktidarı ele geçirince diktatörlüklerini kurmak istemektedirler. Ortadoğu’da mezhepsel çoğunluk üzerine kurulmuş otoriter rejimler Mısır, Suriye, Libya ve Irak’tadır. Bu ülkelere her türlü dış müdahale diğer tarafın radikalleşmesine yol açacaktır.

Ortadoğu’ya yapılan müdahalelerde ABD’nin bölgesel taşeronlara başvurması, bu ülkelerin bir yandan kendi gündemlerini uygulaması stratejik uyum sorununu getirdi. Örneğin, Türkiye’nin Suriye’de açıkça muhalifleri desteklemesi, diplomatik yollardan çözüme ulaşmanın önündeki en büyük engel olmaya devam etmektedir. Ortalığa gelecekte pek çok İslamcı grup çıkacak ve kendi devletlerini, emirliklerini ve halifeliklerini ilan etmek isteyecekler.

Bu mücadele cihatçı hevesleri de geride bırakıp birbirleri ile çatışmanın önünü açacak. Örneğin Eylül 2014 başında Nijerya’daki İslamcı terör grubu Boko Haram lideri Ebu Bakar Şekau, yeni bir video yayınladı ve ülkenin kuzeyinde İslamcı bir devlet kurulmasından bahsetti. İşin ilginç yanı Nijerya toprakları 1800’lerin başında İngilizler tarafından ele geçirildiğinde burada Sokoto halifeliği kurulmuştu. Şimdi bu hayale geri dönülüyor.

İslam’ın temel felsefesine göre Müslüman toplumu için sadece bir halife olmalıdır ancak Batı projeleri gelecekte Müslüman dünyasına tarihte olduğu gibi halifeler savaşını da getirebilir. Geçmişin halifeleri, emirleri ve sultanları bugün suni ve zayıf İslam devletleri içinde yaşıyorlar. Bu devletler hiçbir zaman ulus-devlet olamadı ve olamayacak da. Dağılmaları için arı kovanının çomaklanması yeterlidir.

Modern Müslüman toplumların halifelik ve emirlik peşindeki radikal İslamcıları entegre etmesi de mümkün değildir. Birinci Dünya Savaşı öncesi Batılılar tarafından Osmanlıya karşı Araplara enjekte edilen milliyetçilik ise din ve kabile savaşlarının içinde kaldı ve çoktan İslamcılık tarafından bastırıldı. Hamas ve Hizbullah milli kurtuluş hareketleridir ama Arap kimliği ve milliyetçiliği ne kadar güçlüdür?

Arap milliyetçiliğinin temeli önceleri Türk düşmanlığı idi, daha sonra yabancı düşmanlığı oldu. Lübnan ve Suriye’de olduğu gibi Irak’ta da bu küçük grupların savaşından birileri yenik çıksa bile kalanlarla bir devlet olmaz. IŞİD’i yok edecek bir Arap çözümü yoktur. Müslüman Kardeşler’in Hamas ve IŞİD’in kaynağı olduğunu unutmayalım. Lübnan-Suriye, Suriye-Irak sınırı artık tıpkı Türkiye’nin Irak ve Suriye sınırları gibi belirsiz hale geldi. Çünkü zaten bunlar doğal sınırlar değildi.

Artık, Irak ve Suriye’de ülke bütünlüğünü sağlamanın da mümkün olmadığı anlaşıldı. Batının getirdiği kuklalar da hep kral ya da diktatör olmaya heveslendi. Irak’ta Şii, Sünni ve Kürtlerin bir arada yaşamasının artık fantezi olduğu ortaya çıktı. Şimdi karar verilmesi gereken bu ülkelerin nasıl bölüneceğidir. Bu karara Libya’nın bölünmesi de dâhil edilecektir. Mesele Türkiye, İran, İsrail ve Suudiler gibi bölge ülkelerini yeni haritaya razı etmektir.

Türkiye içinde AKP ile oynanan demokratik (!) çözüm süreci bu ikna operasyonunun parçasıdır. Nihayetinde Suudiler, hemen yanı başlarında yeni bir Şii devletini, Türkler ve İranlılar ise Kürt devletini istemeyecektir. Amerikalıların aklından yeni bir Osmanlı düzeni kurmak bile geçmektedir ancak, Türkiye’deki hükümetin gerçek niyetlerini bilmektedirler. Tarih yapay devletlerin Ortadoğu’da yaşamayacağını göstermektedir. Çare, çaresizlik olan Lübnan modelinin yani her aşiretin kendi kontrolünde bir bölgeyi elinde tuttuğu modelin doğuya doğru yayılmasıdır.

Bugün milli sınırlar içinde yaşıyor gibi gözüken çoğu İslamcılar, Müslüman Kardeşler ya da cihatçı grupların Ortaçağ’a dönme hayallerinin baskısı altındadır. Halifelik ve emirlik hayalleri geri dönüyor çünkü modern Müslüman ulus-devletler içinde demokratik ve ekonomik sistemler kurma ideali bizzat Batılıların arkasında olduğu İslamcılar tarafından akamete uğratıldı. İslamcılar, ekonomik çaresizlik içindeki halkın özellikle gençlerin hayallerini çalma avantajına sahipler ve bunu korumak istiyorlar.

Siyasal İslamcılar, bunu geçmişin imparatorluğunu yeniden kurma hayali üzerinden, radikaller ise yeni bir devlet kurarak gerçekleştirme yolunu seçtiler. Ancak, öne sürülen düşman perde arkasındaki Batı değil, diğer mezhep yani Şiiliktir. Bütün bu çelişkiler, geleceğin çıkmazlarının ve sonu gelmeyen yeni savaşların habercisidir. İslam kendi içinde yabancılaşmakta, kutuplaşmakta yeni çatışma sahaları ortaya çıkmaktadır. Radikal İslamın, Batılılar tarafından tüm İslam dünyasına başına musallat edilmesi projesi başarıya ulaşmaktadır.

2006 yılı Haziran sayısında ABD Silahlı Kuvvetleri Dergisi’nde yayınlanan harita, ABD’nin Ortadoğu için niyetlerini ortaya koyuyordu; birer Sünni Arap ve Şii Arap devleti ile bağımsız bir Kürdistan kurulması. Bu yüzden ABD Merkez Komutanlığı’nın sorumluluk sahasını gösteren haritada Türkiye’nin sadece güneydoğusu bu komutanlığın sorumluluğuna bırakılmıştı. Yeni harita Ortadoğu’nun etnik ve mezhep temelinde Balkanlaşması yani küçük devletlere bölünmesi, büyüklerin ise ufalanması anlamına gelmektedir. Bu plana göre; Irak, Suriye, Lübnan, Yemen ve Libya etnik ve mezhep temelli küçük devlet ve parçacıklara bölünecektir.

Yeni Ortadoğu planı Suriye’de denize yakın bir Alevi devleti, Halep civarında bir Sünni devlet ve Şam’da diğer bir Sünni devlet, Ürdün kuzeyi ve Golan civarında bir Dürzi devleti kurulmasını öngörmektedir. Ortadoğu’nun sürüklendiği Suriye ve Irak’ta yaşanmakta olan mezhep savaşının arkasında Batının enerji kaynakları ile ilgili yeni planları var. Bu savaş 2008 yılında RAND Corp. tarafından hazırlanan bir rapora dayanarak, “uzun savaş” olarak nitelendirildi.

Bu rapora göre petrol rezervlerinin bulunduğu bölgeler arasındaki kırılamaz hatlar kurmak için mezhep savaşlarından nasıl istifade edileceği anlatılmaktaydı. Rapor, Selefi-Cihatçı grupları birbirine karşı savaştırarak ülkelerin bölünmesini yani böl ve yönet stratejisini öngörmekteydi. Bu stratejinin uygulanmasında örtülü operasyonlar, bilgi operasyonları, düzensiz kuvvetler ve yerel güvenlik güçlerinin desteklenmesi yöntemleri kullanılacaktı.

ABD ve bölgesel müttefikleri ulusal cihat grupları ile vekilli savaşlar yapacak ve ulus aşan cihatçılara yerel halkın gözünden düşürecekti. Batılı liderler, Sünni-Şii çatışması diye tanımlanan bu savaşta Şii harekete karşı muhafazakar Sünni rejimler yanında yer alıyor gözükecekti. Hesaba göre bu uzun savaş stratejisi cihatçı grupların desteklenmesi Batıya yönelik El Kaide tehdidini ve bu tür örgütlerin enerjisini de başka hedeflere yöneltecekti. Böylece El Nusra ve IŞİD gibi örgütler kuruldu, Amerikalı, İngiliz ve Fransız özel kuvvetleri ve askeri danışmanları bu işte rol aldı. Ortada Müslümanların birbirine kırdırılacağı bir senaryo var ve Batı burada ellerini yıkama ihtiyacı duymayacaktır. IŞİD ile birlikte sürecek uzun savaş’ın yeni safhasında bölgesel savaş bekleniyor, yeni terör örgütleri ile birlikte yeni ittifaklar da görülecektir.

Sonuç olarak,

Suriye’de iç savaşı tezgahlayan, muhalifleri eğiten ve destekleyen ABD, İngiltere, İsrail, Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar’ın başını çektiği grup şimdi de Irak’ta kendi kurdukları IŞİD’a karşı askeri karşı bir askeri bir koalisyon kurdular. IŞİD operasyonu biterken suçlular koalisyonu da bitecek, Suriye ve Irak’a komşu bu ülkelerin gerçek savaşı başlayacaktır. Amerika, Yeni Ortadoğu haritasında yeni Amerikan müdahalelerinin basamakları olacak küçük mozaik taşlar oluşturuyor.

Diğer yandan bölgesel dengeler yeniden kuruluyor. Yeni bölgesel rekabette her ülke birbiri ile yeni bir ittifak kurabilir veya eskisine ihanet edebilir. Bu ülkelerin çoğu şimdi aynı koalisyon içinde yer alsa da, ABD karşısında başka seçenekleri yoktur. ABD, yeniden müdahale ihtiyacı duyana kadar bu bölgesel kaosta dengelerin bozulmasını bekleyecektir. Ancak, dolaylı müdahale yani içimizdeki oyunları hep devam edecektir.

Ortadoğu’nun gerçek sorun bölgedeki çıkarları için ülkeleri birbirine düşüren yabancı güçler ve kendi iktidarlarını korumak için onlarla işbirliği yapan liderlerdir. Yabancı güçler bu coğrafyadan gitmedikçe terör ve sefalet Ortadoğu’nun kaderi olacaktır. Dünyanın gerçek gündemi, çok önceden hazırlanmış bir komplo planı çerçevesinde tüm dünyaya yalan söyleyen, doğruları saklayan ve masum insanların kanları üzerinden özel çıkarlarının sağlamaya çalışan, terörle mücadele görüntüsü altında terörü üreten ve yayan bu ittifakı dağıtmak olmalıdır.

Son gelişmeler Türkiye’nin de yeni Ortadoğu hayallerinin sonunu getiriyor. Ortadoğu’da bir kaç terörist örgüt dışında dostu kalmayan; Şam, Tel Aviv ve Kahire’den büyükelçileri kovulan; Suriye sınırında teröristleri destekleyerek iç savaş başlatan; Irak’ta merkezi hükümete karşı Kürtleri destekleyen; Libya, Suriye ve Mısır’da Müslüman Kardeşlerin, Filistin’de Hamas’ın arkasında olan Türkiye’yi içeride olduğu gibi dışarıda da iyi günler beklememektedir.

Doç. Dr. Sait Yılmaz

ortadogu-oyun

Bu yazı için bir yorum yap..



*


        

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve imla kuralları ile yazılmamış yorumlar onaylanmamaktadır. Yazı ve yorumlar hiçbir şekilde sitemizin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Bunlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
                

Eser Ürküt
Bumerang - Yazarkafe
Eser ÜRKÜT

 

20 Kasım 2018

Çocuk Haklarına Dair Sözleşme, tarihte en geniş kabul gören insan hakları belgesidir. 20 Kasım 1989 tarihinde onayl... devamı

Melahat Erten Tekeşin

 

 

  Melahat Erten TEKEŞİN   melahattekesin@gmail.com

 

10 Kasım 2018

Elli bir yılımı, gururla birlikte geçirdiğim, üzerimde, tarih bilgisinde emeği olan ve ayrıca da notlarından yararl... devamı

Zeren Dağdeviren

 

 

  Zeren DAĞDEVİREN   zeren@egehaberleri.net

 

15 Kasım 2018

Özgür Büyüktanır, muhteşem bir insan ve baba. Kendisini Kuşadası'nda düzenlenen, Yerel yazarlar Şenliğinde tanıdım.... devamı

Hüseyin Bora Çelik

 

 

  Hüseyin Bora ÇELİK   hboracelik@gmail.com

 

10 Mayıs 2018

Milletimizin aydınlık yarınlara ulaşmasının tek yolu: “Bilgiyi ve Bilimi kendine rehber edinmiş gençlerle yol almak... devamı

Mahmut Taylan Tüfek

 

 

  Mahmut Taylan TÜFEK   mtaylan.tufek@gmail.com

 

18 Nisan 2018

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ne kadar tanıyoruz bunu bilmeden onun hakkında yapılan konuşmalar doğru değildir. Benc... devamı

Süleyman Türkoğlu

 

 

  Süleyman TÜRKOĞLU   suleymanturkoglu333@gmail.com

 

23 Mayıs 2018

Küresel çetelerin çocuklarının yaptığı 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra Türk milletine sinsice dayatılan Neo ... devamı

Ekrem Örsoğlu

 

 

  Ekrem ÖRSOĞLU   zeus@egehaberleri.net

 

03 Kasım 2017

Karavan gezilerimden birisinde tanıdım Mehmet Özgül ve eşi Nurten’i, ikisi de doğa hayranı, doğayla bütünleşmeyi, h... devamı

 

Ege Haberleri